Masaya yaklaştığımda kaynana bir tokat attı: ‘Bunu oğlum için hazırladım, sen çocuklarla yemek istediğin yerde ye!’

Masaya giderken içimde bir burukluk vardı. Kaynanam, “Oğluma yemek yaptım, sen çocuklarla nerede istersenin orada ye!” diyerek tokat atmıştı.

Elif, küçük kızının montunu ilikledi ve büyük oğlunun ayakkabı bağlarını kontrol etti. Pencereden görünen çıplak ağaçlar hızla geçiyor, gökyüzü gri bulutlarla kaplıydı. Yol bizi şehirden gittikçe uzaklaştırıyordu. Mehmet direksiyon başında oturmuş, radyodan gelen müziğin ritmine parmaklarıyla vurarak ıslık çalıyordu.

“Anne, babaannemin evinde salıncak var mı?” diye sordu yedi yaşındaki oğlu Emir, arka koltukta kıpırdanarak.

“Bilmiyorum, tatlım,” diye cevapladı Elif. “Vardır herhalde. Babaannenin bahçesi büyük.”

“Oyun oynayabilir miyiz?” diye atıldı dört yaşındaki küçük kızı Zeynep. Yolculuk, küçük kızı yormuştu.

“Tabii ki oynayabilirsiniz,” diye yatıştırdı Elif. “Ama önce babaannenizi öpüp yemeğimizi yiyelim.”

Mehmet dikiz aynasından eşine baktı.

“Elif, çok endişelenme,” dedi. “Annem değişti. Torunlarını özlediğini söyledi. Hepinizi görmekten mutlu olacak.”

Elif başını salladı ama cevap vermedi. Kocasının sözleri güven vericiydi, ama içinde bir sıkıntı vardı. Güler Hanım hiçbir zaman sıcak, sevecen bir kadın olmamıştı. Kaynanası hep mesafeli durmuş, iğneleyici sözler etmişti ve her görüşmeleri Elif için bir işkenceye dönüşmüştü.

En son Güler Hanım’ın evine gittiklerinde iki yıl olmuştu. O zaman kaynanası bütün akşam Elif’in çocukları nasıl giydirdiğini, yemeklerini nasıl pişirdiğini, davranışlarını eleştirmişti. Mehmet susmuş, Elif ise dişlerini sıkmış ve katlanmıştı. O günden sonra nadiren görüşmüşlerdi, genelde kafelerde ya da parklarda. Ama bu kez Mehmet ısrarla gitmek istemişti.

“Annem yalnız yaşıyor, özlüyor,” demişti. “Çocuklar büyüyor, daha sık gitmeliyiz. Hem evi geniş, rahat edebiliriz.”

Elif itiraz etmemişti. Belki Güler Hanım gerçekten değişmişti. Belki yaşlandıkça yumuşamıştı. İnsanlar değişebilirdi.

Araba asfalt yolu bırakıp toprak yola girdi, birkaç tarlanın yanından geçerek yüksek çitlerle çevrili bir eve vardı. Çitin ardında büyük pencereli, koyu kiremitli çatısı olan iki katlı bir ev gözüküyordu. Bahçede yapraklarını dökmüş elma ağaçları ve eski bir çardak vardı.

Mehmet arabayı durdurdu, kapıyı açtı ve bahçe kapısını araladı. Elif çocuklara yardım etti, Zeynep’in elini tutarak eve doğru yürüdü. Emir önde koşuyor, oyuncak dolu çantasını sürüklüyordu.

Evden Güler Hanım çıktı. Kaynanası uzun boylu, zayıf, kısa beyaz saçlı ve keskin hatlı bir kadındı. Dudaklarında bir gülümseme vardı, ama gözleri hâlâ soğuktu.

“Demek geldiniz,” dedi Güler Hanım selam vermek yerine. “Umarım çok kalmazsınız. Evim temiz, kirletmeyin.”

Elif kapıda donup kaldı, ne diyeceğini bilemedi. Mehmet annesini omzundan kucakladı.

“Anne, hafta sonu için geldik,” dedi. “Seninle vakit geçirmek istedik, torunların seni özlemiş.”

Güler Hanım çocukları tepeden tırnağa süzdü.

“Özlemişler mi?” diye alaycı bir sesle sordu. “Neyse, madem geldiniz, girin. Ama ayakkabılarını söyle kapının önünde çıkarsınlar. Bir de hemen ellerini yıkasınlar.”

Elif çocukların montlarını çıkarmasına yardım etti, ayakkabılarını düzenli bir şekilde kapı önüne dizdi. Emir ve Zeynep, yabancı bir ortamda oldukları için annelerine sokuluyorlardı.

Evden yemek kokusu geliyordu; soğanlı, etli, doyurucu bir şey. Koku hoştu ve Elif acıktığını hissetti. Sabah kahvaltısından beri açlardı, yolda sadece kurabiye atıştırmışlardı.

Güler Hanım arkasına bakmadan mutfağa geçti. Mehmet valizleri alıp üst kata çıkardı. Elif çocuklarla evin girişinde ne yapacağını bilemeden bekledi.

“Anne, su istiyorum,” diye fısıldadı Zeynep.

“Şimdi alıyorum, tatlım,” diye sözle

Rate article
Lifequest
Masaya yaklaştığımda kaynana bir tokat attı: ‘Bunu oğlum için hazırladım, sen çocuklarla yemek istediğin yerde ye!’