Oğlum Mehmet ve eşi Elif, emekli olduğumda bana bir daire hediye ediyor. O sabah gelerek anahtarları uzatıyor, ardından beni notere götürüyor. Heyecanımdan bir kelime söyleyemiyor, sadece fısıldıyorum:
Böyle pahalı bir hediye neden? Buna ihtiyacım yok!
Bu, emeklilik primi; daireye kiracı alacaksın! diye söze ekliyorum.
Henüz sosyal güvenlik kurumuna bile başvurmamışken, yeni işten ayrılıp emekli sayıldım. Oysa onlar benim yokluğumda her şeyi halletmiş. Red etmeye çalışıyorum, ama beni kavga etmememi söylüyorlar.
Elif ile ilişkimiz her zaman sorunsuz olmamış: önce huzurlu, sonra birdenbire fırtına gibi patlak veriyor. Ben de fırtınanın bir parçasıyım, o da öyle. Uzun süre birbirimize uyum sağlamaya çalıştık, kavga etmemeyi, mücadele etmemeyi öğrenmek zorunda kaldık. Allahın izniyle ise son birkaç yıldır barış içinde yaşıyoruz.
Kayınvalidem Zeynep, bu haberi alır almaz beni arayıp tebrik ediyor, ardından kendini övüyor: Demek ki iyi bir kız evlat yetiştirmişim, bu hediyeyi kabul ettiğin için! diye ekliyor. Sonra da Ben asla böyle bir hediye kabul etmezdim, torunuma bırakırdım diyor.
Gece yarısı tek başıma düşünürken, tek bir emeklilik maaşıyla idare edip edemeyeceğimi merak ediyorum, çünkü çok az ihtiyacım var. Sabah olduğunda torunum Canı çağırıp, Eğer bir daire yaparsam, sakın bir sakınca olmasın diye hafifçe soruyorum. Can on iki yaşında, üniversiteye gidecek, bir kız arkadaşına da sahip. Anneciğim, endişelenme! Kendi geçimimi sağlayacağım, diye yanıtlıyor.
Herkes daireyi kabul etmeyi reddediyor. Önce Elife, sonra Cana, hatta Mehmete teklif ediyorum.
Akla gelen bir anı, ablam Ayşenin yaşadığı olay: baldızının evini kaybetmesiyle belediye evine taşınmak zorunda kalması. O oda, sanki bataklıkta kalmış bir kamış gibi tutunuyordu.
Amcam Hasan ise on beş yıldır ortalıkta; mirasçıları hâlâ bölüşemiyor, aralarında kavga ettikleri için mal paylaşımı gerçekleşmiyor.
Bir programda gördüğüm bir hikâye aklıma geliyor: anne ve babam evlerini Mehmete bıraktı, o da evden çıkarıp onları tahliye etti, ardından aile evini sattı ve anne babamı sokakta bıraktı.
Gözlerim doluyor; ne şükür, ne gurur, ne de tam olarak ne hissettiğimi bilemiyorum. Emeklilik dairesine giderken, emekli maaşımın iki bin lira olduğunu öğreniyorum, ardından Mehmet daireyi ayda üç bin lira kiraya veriyor. O anda çocuklarımın hediyesini gerçekten kraliyet gibi takdir ediyorum.




