Erken Bahar Rüzgarları

İlkbaharın ilk çiçekleri henüz rüzgâra tutunurken, dört yaşındaki Şirin, avlunun köşesinde yeni oturmuş, gri saçlı bir emekli amcayı izliyordu. Emekli amca, çürük bir bankta oturmuş, elinde uzun bir bastonla duruyordu; sanki masal dünyasından bir büyücü gibiydi.

Şirin merakla sordu:

Amca, siz bir büyücü müsünüz?

Amca hayır dedi ve Şirinin yüzü biraz buruştu.

O zaman o baston ne işe yarıyor? diye sürdürdü kız.

Bu baston benim yürümemi kolaylaştırıyor diye ekledi Ahmet Çelik, adını da söyleyerek Şirine kendini tanıttı.

Yani, siz çok yaşlısınız demek mi? diye tekrar sordu meraklı Şirin.

Senin ölçütlerine göre belki yaşlıdır, ama benimkine göre hâlâ genç sayılırım. Tek ayağım kırıldı, bir düşüşte yaralandı; o yüzden bu bastonu kullanıyorum diye açıkladı Ahmet, hafif bir hüzünle.

Tam o sırada Şirinin büyükannesi Ayşe Hanım, elini çocuğun omzuna koyup onu parka götürmek istedi. Ayşe, yeni komşusuyla selamlaştı, adam gülümsedi. Ancak Ahmet Beyin kalbi daha çok Şirine çarptı. Küçük kız, büyükannesini beklerken avluya erken çıkıp hava, akşam yemeği ve bir hafta önce hasta arkadaşının durumu gibi haberleri Ahmete fısıldardı.

Ahmet, her defasında Şirine bir parça çikolatalı lokum verir, kızın gözleri parlardı. Şirin lokumu alıp ikiye böldü; bir yarısını yedi, diğer yarısını ince bir kağıda sarıp ceketinin ön cephesine sakladı.

Neden hepsini yemedin? Beğenmedin mi? diye sordu Ahmet.

Çok lezzetli ama büyükanneme de vermeliyim dedi Şirin.

Bu sözler Ahmeti duygulandırdı; bir dahaki sefer iki lokum getirdi. Şirin yine birini yedi, diğerini cebine koydu.

Şimdi kime saklayacaksın? diye hayretle sordu Ahmet, çocuğun tutumunu şaşırarak.

Belki anne babama da veririz. Onlar da kendileri alabilir ama ikram edildiğinde mutlu olurlar diye Şirin düşüncelerini açıkladı.

Anladım. Ailem iyi bir ortamda gibi görünüyor, şanslısın sen dedi Ahmet, gülümseyerek kalbin çok güzel.

Büyükannemin de kalbi güzel. Çünkü o herkesi çok sever diye söylemek üzereydi Şirin, ama büyükannesi çatı katından çıkıp torununa el uzattı.

Ahmet Çelik, ikramlarınız için teşekkür ederiz. Ancak ben ve torunum şeker tüketemeyiz, affedin

O zaman ne yapabiliriz? Bir sıkıntıdayım Sizin için ne getirebilirim? diye sordu Ahmet, gözleri umutla.

Evimizde zaten her şey var, teşekkür ederiz diye gülümsedi Ayşe.

Hayır, vazgeçemem. Sizi ikram etmek istiyorum. Mahallemizi yakınlaştırmak istiyorum, gizlemiyorum dedi Ahmet, içten bir tebessümle.

O hâlâ ceviz ya da fındık getir. Yalnızca evde, temiz ellerle yiyelim, olur mu? diye ekledi Ayşe, hem Ahmete hem de Şirine bakarak.

Şirin ve Ahmet başlarını salladı. Sonraki gün Ayşe, Şirinin ceketinin içinde bir avuç ceviz ve bir kaç fındık buldu.

Ah, benim küçük sincap! Bunu taşıyorsun. Biliyor musun, şu an ceviz çok pahalı, amcama ilaç lazım, baksana topallıyor mu? dedi Ayşe.

O amca yaşlı ya da topallayan değil. Ayağı yakında iyileşecek diye Şirin, Ahmeti savunur gibi ekledi ve kış gelmeden kayak yapmaya hazırlanıyor.

Kayak mı? şaşırdı Ayşe. Çok güzel, ama senin de bir kayak alalım mı? diye sordu Şirin heyecanla.

Ayşe, parkta yürürken Ahmeti çubuğu olmadan rahatça dolaşırken gördü.

Amca, ben de seninle geliyorum! diye koştu Şirin, Ahmetin yanına enerjik adımlarla katıldı.

Biraz bekleyin, ben de geliyorum diye telaşla Ayşenin peşinden koştu.

Üçü birlikte yürümeye başladı, Ayşe bu tempoyu beğendi, Şirin ise bu oyunu bir eğlenceye dönüştürdü. Enerjisi göz kamaştırıyordu: bir yandan koşuyor, bir yandan patika üzerinde dönen bir dans yapıyor, bir bankta oturup komşusunu selamlıyor, sonra tekrar yan yana yürüyerek komut veriyordu:

Bir iki, üç dört! Adımını sağlam tut, ileriye bak!

Gezintiden sonra Ayşe ve Ahmet avludaki bankta otururken, Şirin de arkadaşlarıyla oynuyor, Ahmetin bir avuç cevizini alıp vedalaşıyordu.

Onu çok şımartıyorsunuz diye utanarak Ayşe söyledi bu geleneği ama sadece bayramlarda sürdürelim lütfen.

Ahmet, Ayşeye beş yıl önce eşini kaybettiğini ve o zamandan beri yalnız yaşadığını anlattı; sonunda üç odalı dairesini ikiye bölüp birini küçüğüne, birini de oğlu aileye vermek zorunda kaldığını söyledi.

İki gün sonra kapıyı çaldı. Şirin ve Ayşe, bir tepsi dolusu baklava ve çay getirerek Ahmeti karşıladılar.

Çayınız var mı? diye sordu Şirin.

Tabii ki, buyurun! diye Ahmet kapıyı coşkuyla açtı.

Çayın buharı odada yayıldı, herkes ısındı. Şirin, Ahmetin kitaplığını ve resim koleksiyonunu merakla incelerken, Ayşe torununun neşesini izledi, Ahmet ise her bir tablo hakkında sabırla bilgi verdi.

Benim torunlar da uzakta, üniversite öğrencileri. Özlemliyorum dedi Ahmet, ama senin büyükannen hâlâ genç!

Ayşe Şirine bir kalem ve bir kağıt uzattı.

Ben emekli oldum iki senedir, sıkılacak vaktim yok diyerek torununa bakışlarını yöneltti, kızım ikinci çocuğu bekliyor. Komşuluğumuz yakın, birlikte olduk.

Yaz boyunca komşular sık sık bir araya geldi, kış geldiğinde Ayşe söz verdiği gibi Şirine kayak seti aldı. Üçü, parkta karla kaplı pistte antrenman yapmaya başladı; pist her zaman kazınmış, kaymak için idealdi.

Ahmet ve Ayşe öyle yakınlaştı ki artık yalnızca birlikte yürür, Şirin de neredeyse gününü Ayşenin yanında geçirirdi. Bir gün Ahmet, başkent Ankaraya akrabalarını ziyaret etmeye gitti.

Şirin, Ahmeti özledi, büyükannesine ne zaman döneceğini sordu.

Uzun bir süre gidiyor; bir ay kalacak, evine bakacağız, arkadaşlarıma yardım edeceğiz diye açıkladı Ayşe. Ayşe ve Şirin, Ahmetin gülümsemesini, neşesini ve yardımseverliğini özledi.

Bir hafta geçince, Ayşe ve Şirin boş bankı izlerken, sekizinci gün Ahmet geri döndü, bankın önünde belirdi.

Merhaba, sevgili komşum diye şaşkınlıkla selamladı Ayşe beklemediğimiz kadar erken geldin! Daha uzun kalacaktın diye söylemiştin?

Evet, başkent kalabalığından sıkıldım. Çalışanlar hep meşgul, tek başıma beklemek istemedim. Sizleri özledim, adeta aile oldunuz diye Ahmet, gözleri parlayarak konuştu.

Amca, torunlarına ne hediye getirdin? Şeker mi? diye sordu Şirin.

Gülerek cevap verdi:

Hayır, tatlı da onlara zarar verir. Artık büyüdüler, para verdim; öğrenmeleri daha iyi olur.

Geri döndüğün için mutluyuz, ruhun yine burada dedi Ayşe gülümseyerek.

Şirin Ahmeti sıkıca kucakladı, Ahmet gözlerinden bir damla yaş süzüldü.

Bugün evde çok çeşitli peynirli börek var, farklı iç harçlarla. Çay içelim, bir de Moskovadan ne getirdin bana söyle diye Ayşe davet etti.

Moskova ne var? Başkent çok güzel, her şey yerli yerinde. Sana hediyeler getirdim, tahmin edemezsin Ahmet, Ayşenin elini tutarak, Şirini tutup dışarı çıkarken, ilkbahar yağmuru hafifçe çiselemeye başladı. Mart ayının erken bir ısınmasıydı.

Neden bugün bu kadar sıcak? diye sordu Ahmet, Ayşeye bakarak.

Çünkü bahar yaklaşıyor! dedi Şirin yakında Kadınlar Günü, büyükannem masa kuracak, misafir çağıracak, sen de davetlisin, amca.

Seni ne kadar seviyorum, komşularım diye Ahmet, merdivenleri tırmanırken fısıldadı.

Böreklerden sonra hediyeler dağıtıldı: Şirine renkli, el yapımı bir ahşap matruşka, Ayşeye gümüş bir broş verildi. Üçü aynı patika boyunca parkta yürümeye devam etti; kar artık erimiş, sanki sünger gibi su tutuyordu, patikalar açığa çıkmıştı. Şirin, ıslanmış taşların üzerinde zıplayarak neşeyle bağırdı:

Büyükannem, amcam, beni yakalayın! Bir iki, üç dört! Adımını sağlam tut, ileriye bak!

Rate article
Lifequest
Erken Bahar Rüzgarları