Anne, eğlendiniz bahçemizde, şimdi yolunuz açık olsun!” – Gelin, kayınvalidesini kendi arazisinden kovdu

“Anne, yeterince eğlendiniz, artık kendi evinize dönün,” gelin, kaynanasını kendi bahçesinden kovmuştu.

Elif hâlâ olanlara inanamıyordu. Sonunda kendilerine ait bir yazlıkları mı olmuştu? On yıldır bu hayali kuruyorlardı ama hayat hep önlerine engel çıkarmıştı: kredi taksitleri, çocukların okul masrafları, bir türlü bitmek bilmeyen ekonomik sıkıntılar… Şimdi ise banka hesaplarına bakıp karar vermişlerdi: ya şimdi ya hiç!

Eşi Mehmet, bir sigorta şirketinde çalışıyordu, mütevazı bir işti. Elif ise çocuk masaj terapistiydi. İyi kazanıyordu ama yazlık almak için yeterli değildi. Ancak kader onlara bir fırsat sunmuştu: hem Elifin hem de Mehmetin babaanneleri vefat etmiş ve her biri onlara taşrada birer daire bırakmıştı.

Uzun tartışmalardan sonra, iki daireyi de satıp paralarını birleştirmeye ve hayallerini gerçekleştirmeye karar verdiler.

İşte o zaman karşılarına mükemmel bir arsa çıktı. Kışın kimse yazlık satmak istemezdi, herkes baharı beklerdi. Ama Mehmet kararlıydı:

“Sonra vazgeçeriz, milyon tane bahane buluruz ve yine yazlıksız kalırız,” diye homurdandı.

Elif de aynı fikirdeydi. Her şey yolunda gidiyordu!

Arsa adeta rüya gibiydi. Elektrik, su, doğalgaz bağlantıları hazırdı. Geriye sadece küçük bir yazlık ev yapmak kalmıştı.

İlkbahar geldiğinde Mehmet izin alıp en yakın arkadaşı Canla birlikte inşaata başladı.

Hiç ara vermeden çalıştılar ve bir ay sonra genç aile, yeni evlerinde taçlandırdıkları mutluluklarını kutluyordu.

Yatacak yerleri pek yoktu, yere şişme yataklar serip şehirden getirdikleri battaniyeleri üstlerine örtmüşlerdi. Ama önemli olan mutfak ve suyun olmasıydı. Gerisi zamanla tamamlanırdı.

“Hayırlı olsun Mehmet!” diyerek kadehini kaldırdı Can.

Erkekler kadehlerini devirdi, şiş kebap aldılar, bol soğan ve ketçapla süsleyip afiyetle yediler.

“Böyle çabuk olacağını kim tahmin ederdi?” dedi Elif, gözleri parlayarak. “Yılbaşı sofrasında bile aklımda yoktu, şimdi işte karşımda!” Evlerini işaret etti.

Hava kararmaya başlamıştı ama kimse içeri girmek istemiyor, açık havadaki keyiflerine devam ediyordu.

“Alo oğlum, nasılsınız?” diye yumuşak bir sesle sordu Nurten Hanım.

Eğer bu kadar tatlı konuşuyorsa, mutlaka bir şeyler çeviriyordu.

“Anne, her şey harika!” diye coşkuyla başladı Mehmet.

“Biliyorum zaten. Torunlar söyledi, yazlık almışsınız?”

“Evet öyle! Sıradan bir yazlık değil, tam bir şato!” diye gururla ekledi.

“Ah evladım, ne diyorsun öyle,” diyerek yapmacık bir kahkaha attı kaynana, ama sesi birden ciddileşti. “Neyse, helal olsun…”

“Anne, sen nasılsın?” diye sordu Mehmet.

“Ah, bu yaşta nasıl olunur ki… Doktorlar diyor ki, sessizlik, huzur, stres yok. Belki o zaman vücut kendini toparlar… Ama nerede bulacağım öyle bir yer? Kaplıcalar pahalı, bana göre değil,” diyerek lafı uzattı.

“Anne, o zaman bize gel!” diye atıldı oğlu.

“Aman evladım! Sizin orada bensiz iş mi yok? Hem Elif razı olmaz…” diye direndi.

“Anne, yeter. Gel, bu kadar!”

“Tamam, Mehmetim, sen istediğin için geliyorum. Napoleon pişireceğim, senin favorin, annenin elinden.”

Mehmet, karısına annesinin geleceğini söylediğinde, Elif pek de memnun olmadı.

“Yani, yazlık aldık ve doktorlar birden ona açık hava önerdi, öyle mi?” diye alaycı bir tonla sordu.

“Evet,” dedi Mehmet.

“Hiç de garip değil, değil mi?”

“Yok ya, tansiyonu var.”

“Mehmet, anlamadın. O sağlık için değil, yeni yazlığı görmeye geliyor!”

“Bırak ya. Bir hafta kalır, sonra döner.”

“Geçen gelişinde ne olduğunu unuttun mu?”

Mehmet unutmuştu ama Elif çok iyi hatırlıyordu. Nurten Hanım o zaman evliliklerini bozmak için elinden geleni yapmıştı: dedikodu yaymış, kavga çıkarmaya çalışmış, büyük oğlunun “onlardan olmadığını” ima etmişti. Küçük iğnelemelerden de geri durmamıştı: çorbayı fazla tuzlu yapar, şeker yerine kabartma tozu koyardı. Elif dayanamayıp onu ilk otobüsle geri yollamıştı.

Bu sefer de aynı oyunları oynayacağından emindi. Ama Mehmeti annesine karşı kışkırtmak istemiyordu. Belki bu sefer şansları yaver giderdi?

“Ah, ne kadar güzel bir yer burası! Tam bir cennet! Hava, ağaçlar, şu tatlı ev…” diye övdü Nurten Hanım yazlığı. “Bunu Elif düşünmüştür herhalde! O kadar akıllı ki… Mehmet, ona sıkı sarıl, böyle eş bulunmaz!”

“Bu ne değişiklik Nurten Hanım, nereden çıktı bu?” diye şaşırdı Elif.

“Sen benim hep göz bebeğim oldun. Oğlum tabii biraz aklı havada, ama gelinim altın gibi. Zorluklar yaşadık ama aştık. Geçmişi karıştırmayalım.”

“Yani ben aklı havadayım, öyle mi?” diye güldü Mehmet.

“Evet, ama sevdiğim oğlumsun,” diye gülümsedi kaynana. “Bu arada, akşam yemeği ne var?”

“Burada her gün mangal yapıyoruz!” diye cevapladı Elif. “Umarım sıkılmazsınız. Açık havada yemek yapmak bize çok keyif veriyor.”

“Memnuniyetle yerim. En son mangalı Gürcistanda yemiştim. Mehmet daha lisedeydi o zaman. Ne kadar zaman geçmiş

Rate article
Lifequest
Anne, eğlendiniz bahçemizde, şimdi yolunuz açık olsun!” – Gelin, kayınvalidesini kendi arazisinden kovdu