Hayır, Anne. Artık bize gelmeyeceksin. Ne bugün, ne yarın ve ne de gelecek yıl” — Son derece kaybedilmiş sabrı konu alan bir hikaye.

26 Nisan 2025

Hayır anne, artık bize gelmeyecek. Bugün değil, yarın değil, bir yıl bile değil. sabrımızın nihayet kırıldığı bir anı.

Günlerdir nasıl başlayacağımı düşündüm; aklıma sadece iki kelime düştü: aldırmazlık ve suskun onay. Biri kayınvalidemden, diğeri eşimden. Arada ben, iyi, çekingen ve kibar olmaya çalışan bir kadın. Bir gün anladım ki, eğer susmaya devam edersem bizim evimiz sadece boş bir kabuk kalacak.

Birinin başkasının evine girip, kendisine ait olmayan şeyleri almasını nasıl kabul edebilirdim? Sanki her şey ona aitmiş gibi. Kayınvalidem tam da bunu yapıyordu. Hepsi kızı için. Kocamın kız kardeşi.

Her ziyaretinde buzdolabındaki etler kaybolur, tenceredeki köfte kalır ya da yeni almış olduğum düzleştiricim kaybolurdu. Ben bir kez bile kullanmamıştım; o alıp götürür, Gülçinin saçları zaten kıvırcık, sen de hep evde kalırsın diyerek haklı çıkarırdı.

Dayandım. Ta ki beşinci evlilik yıldönümümüz öncesindeki son sabır testine kadar. O günü özel bir restoranda, eski günlerdeki gibi kutlamak istedik. Bir elbise seçmiştim, ama uygun ayakkabılar eksikti. Hayalini kurduğum, güzel, pahalı bir çift ayakkabıyı aldım. Kutusunda yatak odasına koydum, o gün giymek için bekledim.

Sabah işim uzadı, kocama kızımızı anaokulundan almasını istedim. Kabul etti. Fakat kendisi de bir şey halletmek zorunda kaldı, annesine telefon etti. Anahtarları ona verdi; Denizi alıp bizimle kalması için dedi.

Eve döndüğümde önce yatak odasına gittim ve gözüm inanmadı. Ayakkabı kutusu yoktu.

Kerem, yeni ayakkabılarım nerede? diye seslendim, cevabı zaten tahmin ediyordum.

Bilmiyorum, ne bileyim? diye omuz silkti.

Annen burada mıydı?

Evet, Denizi getirdi, biraz bizimle oturdu.

Anahtar ne oldu? diye sakin kalmaya çalıştım.

Verdim ona, ne yapmalıydım ki?

Telefonu aldım, annesine bağlandım. Hemen açtı.

İyi akşamlar, dedim kontrollü. Neden aradığımı biliyorsunuz.

Hayır, bilmiyorum, dedi utanmadan.

Ayakkabılarım nerede?

Gülçine verdim. Çok ayakkabın var zaten. O da mezuniyet balosuna gidecek bir şey bulamadı.

Bu sözlerle kapattı telefonu. Pişmanlık yok, özür yok; sadece bir tık.

Kerem yine aynı tavırla, Yeni bir çift alırız, üzülme. Sonuçta sadece anne, dedi.

Kollarını omzuma sardım, alışveriş merkezine doğru yürüdük. Vitrinde aylarca sadece internetten incelediğim o çifti işaret ettim; gözleriyle neredeyse kalp krizi geçirecek gibiydi.

Lale, bu maaşımın yarısı! diye bağırdı fiyat etiketine bakınca.

Demiştin, alacağız. O zaman alalım, diye soğukkanlılıkla cevapladım.

Satın aldı, sessizliğinin bir bedelini ödeyerek.

Ancak hikâye burada bitmedi. Eve dönüşte annesinden bir mesaj geldi:

Bugün geliyorum. Sebze torbaları var, buzdolabı dolmuş, bir iki ay içinde bırakırım.

Kerem ekrana bakıp dudaklarını sıktı. İlk kez gerçekten telefonu eline aldı ve kesin bir sesle şöyle dedi:

Anne, artık bize gelmeyeceksin. Bugün değil, yarın değil, bir yıl bile değil. Son yardımın bizi çok zorladı.

Telefonu kapattı. Ona baktığımda, uzun zamandır hissetmediğim bir huzur duydum; ev gerçekten bir aile olmuştu. Kapılarımız hırsızlar için değil, saygıyı hak edenler için açıktı.

Bugünden çıkaracağım ders: Sevgi, sınırları belli olmayan bir fedakârlık değil, karşılıklı saygının temelini oluşturur. Bu saygıyı korumadığımız sürece, ne kadar iyi niyetle yaklaşsak da evimizdeki huzur bir anda kırılabilir.

Rate article
Lifequest
Hayır, Anne. Artık bize gelmeyeceksin. Ne bugün, ne yarın ve ne de gelecek yıl” — Son derece kaybedilmiş sabrı konu alan bir hikaye.