Kayınvalidenin Hafta Sonunu İş Kafası Haline Getirmesi
Biz senin çalışanların değiliz! Kayınvalidemin hafta sonlarını iş çilesine çevirme hikâyesi
Bir yıl önce bana nadir, gözümün önünde yanıp tutuşan hafta sonlarımın bir gün ağır işlere dönüşeceğini söyleselerdi, inanmam. Ama şimdi gerçek. Suçlu, kararlı kayınvalidem Gülten Demir. Şöyle bir karar vermiş: Eşimin Ahmet ve ben yüksek katlı bir apartmanda yaşıyoruz, bahçe yok, bu yüzden bolca boş zamanları var. Onları dilediğiniz gibi kullanalım.
Ahmet ve ben bir yıldan biraz fazla evlendik. Sınırlı bir bütçeyle, İstanbulun kirli bir semtinde sade bir nikah yaptık; her kuruşu sayar hâlde. Ebeveynlerimiz eski bir blok da bize bir daire kiraladı. Daire eski, tamiri gereken bir yer, bu yüzden bahçeli bir evimiz yok. Bahçemiz diye bir şey olmadığından, bahar geldiğinde biraz yenileme yapmaya başladık: bir musluk değişikliği, başka bir odada duvar kağıdı, mutfakta yeni bir seramik döşeme. Para sık sık eksik, zaman daha da kıt.
Ahmetin ailesi ise Bursanın bir köyünde geniş bir çiftlikte yaşıyor. Havuç tarlası, tavuk kümesi, ördek havuzu, bir keçi ve iki inek var. Köy, eski DDR zamanlarından beri aileye ait ve orayı bir yaşam tarzı olarak sürdürmek istiyorlar. Biz bu tarzda yaşamı hayal etmiyoruz ama saygı duyuyoruz.
Fakat Gülten bu durumu farklı yorumladı. Siz şehirde, bahçesiz ve sorumluluksuz oturuyorsunuz, dediğinde, bir an önce bizi sık sık ziyarete çağırmaya başladı. İlk başta sadece gelmek ister misiniz? diyordu. Kısa sürede ise her cumartesi ve pazar sabahı net bir emir veriyordu: Gelip yardım edin! Dinlenmek ya da vakit geçirmek değil, çalışmak diye. Kapıdan içeri adımımızı attığımız anda bir süpürge, bir kürek ya da bir kova uzatıyor, gülümseyip bahçeye yönlendiriyordu.
Başta düşünmüştüm ki bir iki kez yardım eder, uyum sağlarız. Ahmet de annesini yumuşatmaya çalıştı: Biz de evde yenileme yapıyoruz, zamanımız yok, işimiz zor. Ama Gültenin inatçılığı taş kesmedi. Şehirde kral gibi yaşıyorsunuz! Ben tek başıma her şeyi yapıyorum! demekle yetinmedi; Küçük dairenizde ne yapıyorsunuz? Bizi büyütüp şimdi bize borçlusunuz! diye bağırdı.
Ben bir gelin adayı olmak istiyordum, tartışma başlatmak istemiyordum. Ancak bir ziyarette elime bir kova su ve bir temizlik bezi attı: Ben çorba pişirirken sen bütün zemini süpür, şapka kulübüne kadar. Ahmete de tahtayı kesmesi, tavuk kümesinin tamir edilmesi gerektiğini söyledi. Yorulmuş bir hafta sonu sonrası kasım ayının bir Pazar akşamı tüm kaslarım ağrıyordu. Ertesi gün işe geç kaldım; patronum şok oldu. Hiç hastalanmamıştım, ama bir anda kendimi yorgun ve halsiz hissettiğimi söyleyerek izah ettim. Ve bu hepsi kayınvalidemin dinlendirici bir hafta sonu sandığı bir planın ardından oldu. Ne sevinç, ne minnet; sadece öfke ve hayal kırıklığı kalmıştı.
En kötüsü, Ahmet ve ben defalarca bizim de sorumluluklarımız var, dairemiz bir inşaat alanı, diye itiraf ettik. Gülten ise her gün telefon açıp bağırıyordu: Ne zaman geliyorsunuz? Bahçe kendiliğinden sürülmez! Biz Şu an mümkün değil, dediğimizde, Ne inşa ediyorsunuz ki aylarca bitiremiyorsunuz? Burada bir kale mi kuruyoruz? diye yanıtladı.
Onun kibri beni şoke etti. Açıkça şöyle dedi: Sana güvenmiştim. Sen bir kadın, inek sağmak ve sebze ekmek öğrenmelisin, bu seni ileriye taşıyacak. Ben sustum, içim kaynıyordu. Kırsalda bir hayat istemiyorum; inek sağmak ya da gübrelik temizlemek zorunda değilim.
Ahmet yanımdaydı. Onun da bu taleplerden bıktığını gördüm. Eskiden sık sık annesinin evine giderdi; şimdi yalnızca zorunluluk duygusuyla giderdi. Aramalarını çoğu zaman görmezden geliyordu; çünkü her seferinde suçlama doluydu. Her seferinde bir bahane bulmaya çalıştım, gitmemek için bir sebep üretmeye çalıştım.
Bir gün annemi aradım ve her şeyi anlattım. O da beni anladı. Yardım gönüllü olmalı, dedi. Genç bir çift ücretsiz iş gücü olmamalı. Bunu kabul ederseniz, daha da kötüleşir.
İki hayat arasında yorgunum: şehirdeki iş, burada yapılan yenilemeler ve kırsalda zorunlu iş. Sadece bir kitap ya da filmle bir hafta sonu geçirmek istiyorum, kürek ve çukurla değil.
Ahmet ciddi bir karar öneriyor: Ya Gülten durur ve bizi rahatsız etmeyi bırakmazsa, ya da iletişimi tamamen kesersek. Sert bir karar ama hayatımız, hayallerimiz ve hedeflerimiz var. Sürekli bir hizmetçi gibi kalmak zorunda değiliz.
Birisi Bu normal, ya da Anneye yardım etmek gerekir dese de, ben yanıt vermem. Yardım, sorulup istenen bir şeydir, emredilen bir görev değildir. Minnettar bir şekilde kabul edilir, zorla dayatılmaz. Seçim hakkı vardır; iş yükü aniden üzerine atılmaz.
Umarım kış, Gültenin bu hırsını dindirir. Ben de sonunda nefes alabilirim. Hafta sonları dinlenmek içindir, zorunlu hizmet için değil.
Sonuçta öğrendim ki; sorumlulukları zorunluluktan değil, isteğe bağlı olarak taşımak gerekir ve sevgi, iş zorlamasıyla değil, sınırların belirlenmesiyle korunur. Kendi sınırlarımızı çizmeli, başkalarının bizden çekeceği çizgileri değil, kendi çizgilerimizi koymalıyız.




