Rüyamda tuhaf bir sahne canlandı. Üvey baba Mehmet, kızı Elif’in sevgilisi Murat’la kavga ediyordu.
“Genç bir kızın peşinde ne işin var?” diye bağırdı Mehmet, Elif’in yanında duruyordu.
“Ne diyorsun sen?”
“Elif’in kafasını karıştırdın! Onun sana sadece üvey baba dediğini mi sanıyorsun?”
Mehmet dayanamadıbir eliyle Murat’ın gömleğini yakaladı, diğerini yumruk yapıp savurmak üzereydi ki…
“Mehmetçiğim!” diye çığlık attı Elif. Mehmet rakibini bıraktı.
Mehmet, eşi Ayşe’yle evlendiğinde Elif henüz on yaşındaydı.
Kızı, iki yıl önce kaybettiği gerçek babasını hâlâ hatırlıyordu ve başta üvey babasına mesafeli davranmıştı.
Ama Mehmet onun güvenini kazanmayı başardı.
Elif ona “baba” demiyordu, ama “Mehmetçiğim” sesi o kadar içtendi ki, herkes anladı: onlar gerçek bir aileydi.
Hatta Elif sayesinde, altı yıl sonra Mehmet’in bir iş partisinde meslektaşı Zeynep’le yaşadığı o anlamsız kaçamağı atlatabilmişlerdi.
O gece fazla içmişti, iş başarısının verdiği neşeyle kendini kaybetmişti…
Sonrasını pek hatırlamıyordu, ama Ayşe’ye birisi anlatmıştı.
Tabii kıyamet koptu. Mehmet özür diliyor, affedilmek için yalvarıyordu.
Ayşe dinlemek bile istemiyor, boşanma tehdidi savuruyordu.
Tartışmaları Elif okuldayken yapıyorlardı, ama hassas kız yine de bir şeylerin ters gittiğini anlamıştı.
“Sırf Elif için affediyorum,” diye tısladı Ayşe. “Ama bu ilk ve son.”
Bir daha olursa, boşanacaktı.
Mehmet zaten kendine küfretmiş, suçlulukla ailesine daha çok zaman ayırmıştı. Elif’in gözlerinin yeniden ışıldaması içini rahatlatmıştı.
Ama kız büyüdü ve 18’inde bir erkek arkadaşını ailesine tanıttı.
Murat, Mehmet’e ilk bakışta itici gelmişti: zayıf, kıpır kıpır, kibirli, sürekli sırıtan biri.
Elif’in aşk dolu bakışları yüzünden kendini zor tutuyordu.
“Elif, emin misin bu senin için doğru kişi?” diye sordu sessizce, Murat gittikten sonra.
“Mehmetçiğim, beğenmedin mi?” diye üzüldü Elif. “Onu yeterince tanımıyorsun. Murat çok iyidir.”
Mehmet derin bir nefes aldı, ama zorla gülümsedi.
“Göreceğiz. Sen kötü bir seçim yapmazsın.”
Murat, üvey babanın soğuk tavrını sezmiş olmalıydı.
Ondan uzak duruyor, zoraki nezaket gösteriyordu.
Sonra Mehmet’in aklı Murat’tan uzaklaştıAyşe onu yine Zeynep’le aldattığıyla suçladı.
“O zaman öyle mi beğendin bu kadını, yine kendini tutamadın mı?” diye çıkıştı Ayşe. “Git onunla o zaman! Niye bana eziyet ediyorsun?”
“Ayşe, ne diyorsun?” diye kızdı Mehmet. O olaydan sonra aklının ucundan bile geçmemişti. “Kim uydurdu bunu?”
“İyi insanlar anlattı!”
Uzun tartışmalara girmeden, Zeynep’i arayıp sesli açtı.
“Mehmet,” dedi Zeynep alaycı bir tonla, “sarhoş musun sen? Ben yarım yıl önce evlendim, eşimden hamileyim. İşte kutlamıştık, sen de gelmiştin, hatırlamıyor musun?”
“Kusura bakma,” diye mırıldandı Mehmet. Telefonu kapattı, Ayşe’ye baktı.
Ayşe mahcup olmuştu, ama homurdanıp odadan çıktı.
Birkaç gün konuşmadıinat ediyorduama sonra her şey normale döndü.
Tabii Elif’e bu kavganın sebebini açıklamak gerekti.
Kız, Murat’la ilişkisine dalmış olsa da, ailesinin sessizliğinden endişelenmişti.
Sonra Mehmet’in başına bir kaza geldi. Sokakta yürürken biri onu itmiş gibi oldu, bir araba ayağına çarptı.
Şans eseri hız yavaştı, sadece burkulma ve hafif sarsıntıyla atlattı.
Evde zorlukla hareket ediyordu, Elif ona büyük bir özenle bakıyordu.
Yemeğini yatağına getiriyor (Mehmet protesto etse de), tavla oynuyor, kitap okuyor ya da sadece sohbet ediyorlardı.
“Niye bu kadar uğraşıyorsun?” diye bir gün Elif’le Murat’ın konuşmasını duydu Mehmet. “O yetişkin bir adam, kendi işini kendi görsün.”
“Murat!” diye hışımla fısıldadı Elif. “Mehmetçiğim benim için baba gibi! Onu seviyorum, kim ne derse desin!”
Murat homurdandı, bir şeyler mırıldandı. Mehmet gülümsediiyi bir kız yetiştirmişlerdi.
Ama birkaç ay sonra yeni bir bela çıktı. Mehmet’in ekibi bir eve ger




