Vovka ve Maceraları: Arkadaşlık ve Cesaret Dolu bir Yolculuk

Veli Kızılın yaşamı, doğduğu an reddedilmesiyle başladı. Annesi gece yarısı doğum yaparken, bir saat kadar kanını sildikten sonra bebeği hâlâ soluk alıp almadığını kontrol etmeden, onu kirli bir bezle sardı ve evin diğer sakini, komşu Ahmete çöp kutusuna atmasını söyledi. Sabah çöp alınca bir şey olmayacak, gidebiliriz! dedi.

Şanslıydı ki, anneye karşı duyduğu korkular çabuk uyanan komşuların gözünden kaçmadı. Ahmet çöp kutusuna Veliyi atmadı; yanına eski bir palto koyarak orada bıraktı. Böylece bebek donmadı, sabahın erken saatlerinde yürüyüşe çıkan teyze Gülbaharın köpeği Kara da bir anlık sıkıntı sonrası çimlere işedi. Gülbahar, köpeğin burnunu sıkıp bir an olsun susturdu, ardından havlu ve terlik içinde, kocasını Neden doğum günümü daha özel bir hediyeyle kutlamadın? diye azarlayarak evden çıktığında, Kara neşeyle etrafta koştu, bir yandan da çöp kutusuna doğru ilerledi.

Kara, çöp kutusunun yanına geldiğinde Veliyi buldu ve bir çığlık attı ki Gülbaharın kalbi yerinden fırladı. Yardım edin, ne oluyor? diye bağırdı. Eşi Mert, sabahın erken saatlerinde derin bir uykudaydı; çekiç sesleri, köpeğin havlaması ya da Gülbaharın çabaları onu uyandırmadı. Tek işaret, Gülbaharın gözyaşlarıydı. Veli! diye bağırdı Mert, çorapları içinde koşarak yatağından fırladı ve Hemen yardım edeceğim! diyerek çarşının önüne koştu.

Mert, Gülbaharın elini tutup Veliyi sıcak bir hırka ile sararken, köpeği Karayı Eve! diye bağırdı. Ambulans hızla geldi, Veli hastaneye kaldırıldı. Gülbahar hâlâ kocasının omzunda ağlıyordu, ardından kahvaltı hazırlamaya başladı ve kalan salamı köpeğine verdi. Hangi canıyı daha çok sevdiği, yani beşiği içinde bulunan çocuğu mu yoksa sadık Karayı mı, ona bile göreceliydi.

Veli hastanede beyaz tavanı izlerken, ağlamazlıkla, iştahla yemek yiyerek ve derin uyuyarak hemşirelerin ilgisini çekti. Çok sakin bir bebek! diye övgüler yağdırıldı. Velinin annesi, babası yoktu; hatta onun varlığını bile hiç bilmiyordu. Yetim mahkemesi ona Kızıl soyadını verdi ve doğduğu şehirden uzakta, küçük bir evde büyüttü. Evdeki herkes, onun talihsizliğini fark etmese de, ona şefkatle yaklaştı, Bu çocuğu çabuk evlat edinecekler, belki bir gün ailesi bulunur, diye fısıldadılar.

Altı ay sonra Veli yeni bir anneye verildi; anne, çocuğunu bir bebek gibi tutmaya cesaret edemeyince geri verdi. Babası Mert ise bir ömür boyu çocuğuna baba olma hayaliyle yaşadı; hekimler ona bir baba olamayacağını söyleseler de, o umudunu yitirmedi. Veli hâlâ hastane odasında beyaz tavana bakıyor, kaşıklı çorbasını yiyor ve kollarını sevgiyle saran elleri hissetmek istiyor. Elimiz hep yetmez, diye düşündü, ama çaba göstermeyi bırakmamalıyız.

Üç yaşına geldiğinde bir adam çocuğu evlat edinmek istedi. Veli elini uzatarak, Ben Veliyim! dedi. Adam, Sağlıklı bir çocuk istiyoruz, bu çocuğu almayız, diye cevap verdi. O an Veli, ona yakın bir bakıcı olan Dileki hatırladı; Dilek, pencereye oturup Güz baharı geldi, yapraklar yağmur gibi düşer, ne kadar güzel! diye söylerken Veliye umut aşılamıştı. Dilek, Veliyi bulduğu çöp kutusunun yanına bakıp, Bu çocuğun kaderi başka bir yerde parlayacak, dedi ve bir gün Veliyi bulacak birinin olmayacağını düşündü.

Zaman geçti, Veli bir kez daha hastaneden çıktığında, Dilek onu eski çöp kutusunun olduğu bahçeye götürdü. Orada, sabah erken saatlerde Karanın çığlıkları hâlâ yankılanıyordu. Gülbahar, köpeğini bulmak için mahalleye koşmuş, ama Kara kaybolmuştu. İki gün boyunca ağladı, ardından Kara yağmurlu bir günde geri döndü; kirli, ıslak ama hayatta. Gülbahar, köpeğini tutarken Mert!, diye bağırdı; Mert hemen yanına geldi ve o gece Dilek, Velinin hikâyesini Merte anlattı.

Mert, Bu çocuğu alıp evlat edinebilir miyiz? diye sordu. Dilek Bilmiyorum ama bir şeyler öğreniriz, dedi ve arabasının tamirciye gitmesi için bir bahane buldu. Sonunda Veli, altı ay sonra gözlerini Dileke açtı ve Ben Veliyim, dedi. Mert elini uzattı, Dilek ise ona Yeterince ağlama, annem geldi, eve dönelim, dedi.

Veli, hayatının başında reddedilmiş, bir çöp kutusundan kurtulmuş, birçok evde sevgi görmüş bir çocuktur. Onun hikâyesi, Kimi zaman en karanlık anlarımızda bile bir umut ışığı saklıdır; elinizdeki sevgi ve çaba, kaybettiğiniz şeyleri geri getirebilir dersini verir. Her kayıp, yeni bir başlangıcın kapısını aralar; yeter ki yüreğimizdeki sevgiyle ilerleyelim.

Rate article
Lifequest
Vovka ve Maceraları: Arkadaşlık ve Cesaret Dolu bir Yolculuk