«Sen evin sahibi değilsin — sen hizmetçisin»

«Sen ev sahibi değilsin, sen hizmetçisin»
Elif, biraz daha salatabu değerli hanımefendiyediye seslenir kayınvalidem Şerife Şahin; sesi bal gibi tatlı, ama bir acı sos gibi yakıyor yalanını.
Sessizce başımı sallar, neredeyse boş salata kasesini alırım. Eşim Efenin üçüncü kuzenininyani eşimin teyzesiningözleri, bir sineği saatlerce kafamın etrafında uçuran bir sıkıntı gibi bana bakar.
Mutfakta sessizce dolaşırım, görünmez olmaya çalışırım. Bugün Efenin doğum günü. Daha doğrusu, ailesi bu doğum gününü benim dairemde kutluyor; daireyi ise ben ödüyorum.
Salonun içinde kahkahalar dalga dalga yayılırdayı Cemin coşkulu sesi, eşinin çığlık gibi havlaması. Hepsinin üzerindeki ses, Şerife Şahinin kesin, neredeyse komutanlık tonunda. Eşim bir köşede oturmuş, zor bir gülümseme takınmış, çekingen bir baş sallamadır.
Salata kasesini doldurur, üzerine ince bir maydanoz dalı koyarım. Ellerim adeta otomatik çalışır, aklımda tek bir sayı döner: yirmi. Yirmi milyon.
Dün akşam, projeyi onaylayan son epostayı alır almaz, banyonun zemini üzerinde oturmuş, kimsenin görmemesi için yere yaslanmış, telefon ekranına bakarım. Üç yıl süren, sayısız uykusuz gece, bitmek bilmeyen görüşmeler, gözyaşları ve neredeyse umutsuz çabalarhepsi bir rakamda toplanmış. Yedi sıfır. Özgürlüğüm.
Nerede takılıyorsun? kayınvalidem sabırsızca bağırır. Misafirler bekliyor!
Kaseyi alıp salonun içine dönerim. Kutlama tam gaz devam ediyor.
Ne kadar yavaşsın Elif, teyzen şaka yapar, tabağını iterek. Kaplumbağa gibisin.
Efe kıpırdar ama susar. Tartışma çıkmasın, onun en sevdiği felsefe bu.
Salatayı masaya bırakırım. Şerife Şahin, mükemmel düzeni düzeltirken, herkesin duyabilmesi için yüksek sesle söyler:
Ne yapalım, herkes çevik olamaz. Ofiste çalışmak ev işleriyle aynı şey değil. Orada bilgisayar başında oturur, eve döner. Burada akıl yürütmek, düşünmek, koşuşturmak gerekir.
Konuklara zafer bakışı atar, herkes onaylar başını. Yanaklarım yanmaya başlar.
Boş bir kadehi uzatırken, çatalı çarparak yere düşürürüm. Çınlayan bir ses çıkar.
Sessizlik. Bir an için herkes donar. Çatal bana, gözler onlara bakar.
Şerife Şahin yüksek bir kahkaha atar, alaycı ve zehirli.
Görüyorsunuz? Ben söyledim! Ellerkancalı.
Yanındaki komşuya döner, tonunu düşürmeden alaycı bir ekleme yapar:
Hep Efeye söylermişim; o seninle eşleşmez. Bu evde sen sahibisin, o ise arka plan süsü. Getir, taşı. Ev sahibi değil, hizmetçi.
Odada bir kez daha alaycı bir kahkaha yükselir. Efeye bakarım; o, peçeteyle meşgul olduğunu iddia ederek gözlerini kaçırır.
Bençatalı alırım, dik dururum, sırtımı düzelterek, bu akşam ilk defa içten bir gülümseme salarım. Samimi, zorlamadan, gerçek bir gülüş.
Onların benim sabrımı temel alan dünyası çökmek üzeredir; benim yolculuğum ise yeni başlar. Şu anda.
Gülüşleri aniden kesilir, Şerife Şahin çiğnemeyi bırakır, çenesi şaşkınlıkta donuklaşır.
Çatalı masaya koymam; bunun yerine mutfağa yürür, lavaboya bırakırım, temiz bir kadeh alıp kiraz suyu doldururum. Kayınvalidemin lütuf ve parasal saçma diye nitelendirdiği o pahalı içecek.
Kadehi elime alıp oturma odasına döner, tek boş yer olan Efenin yanına otururum. O bana ilk kez bakan bir bakış atar.
Elif, sıcak çorba soğuyor! Şerife Şahin kendine gelir, sesinde hâlâ çelik notalar çalar. Misafirlere dağıtmak lazım.
Eminim Efe halleder, bir yudum alırım, ona bakmaktan gözlerimi ayırmam. O evin sahibidir. Kanıtlayacak.
Herkes Efeye bakar. O soluklaşır, sonra kızar, sinirlenir, gözlerini bir bir bana, bir de annesine çevirir.
Ben Tabii ki, mırıldanır, ayakları kayar, mutfağa doğru sürünür.
Küçük bir zaferdir bu. Oda havası ağırlaşır.
Şerife Şahin, doğrudan darbe işe yaramazsa taktiğini değiştirir, yazlık hakkında konuşur:
Temmuzda bütün aileyle yazlığa gideceğiz. Her zamanki gibi bir ay. Hava alacağız.
Elif, önümüzdeki hafta hazırlıklara başlamalısın, yiyecekleri taşı, evi hazırla.
Böyle söyler, sanki karar çoktan verilmiş gibi. Benim fikrim var mıymış gibi davranır.
Bir an kadehimizi bırakırım.
Harika olur, Şerife Şahin, ama yaz için başka planlarım var.
Sözler, sıcak bir günde eriyen buz küpleri gibi havada asılı kalır.
Başka planlar mı? Efe tepsiyle geri döner, üzerindeki sıcak tabaklar yamuk durur. Ne hayal ediyorsun?
Sesinde öfke ve şaşkınlık karışır. Benim hayır demem, onun için bir savaş ilanı gibi gelir.
Hayal etmiyorum, ona önce bakarım, ardından annesine, bakışı öfkeyle dolu. İş planlarım var. Yeni bir daire alıyorum.
Bir duraklama, etkiyi artırmak için.
Şu ev çok sıkışık oldu.
Sessizlik patlar, Şerife Şahin kıkırdayarak gülüşür.
Hangi kaynağla alıyorsun? Kredi mi, otuz yıl içinde? Bütün hayatını beton duvarlar arasında mı geçireceksin?
Anne haklı, Elif, Efe hemen destek verir, tepsiyi yere çalar, sos masanın üzerine sıçrar.
Bu sirki bırak. Bizi utandırıyorsun. Hangi daire? Akıl hastalığı mı?
Konukların yüzlerinde küçümseyen bir güven eksikliği belirir. Hepsi beni boş bir yer gibi görür, bir anda kendini büyük sanan.
Neden kredi? nazikçe gülümserim. Borç sevmem, nakit alıyorum.
Dayı Cem, sessizliğini bozar, bıyıklarını kaşar.
Miras mı? Amerikada bir milyoner anne mi öldü?
Misafirler kıkırdar. Yine hâkimiyeti ellerinde tutuyorlar.
Öyle de diyebiliriz, ona dönerim. Ama o anne ben, hâlâ yaşıyorum.
Bir yudum kiraz suyu alırım, anlamı sindirmeleri için zaman tanırım.
Dün projemi sattım. Aynı proje, üç yıl süren, binlerce uykusuz gece, gözyaşı ve umutsuz çabalar Şirketi kurdum, startupım.
Şerife Şahine bakarım.
Anlaşma tutarı yirmi milyon. Para şimdiden hesabımda. Evet, daire alıyorum. Belki deniz kenarında bir kulübe. Sıkışmamak için.
Oda çınlayan bir sessizliğe bürünür. Yüzler büzülür, gülümsemeler kaybolur, şaşkınlık ve şok ortaya çıkar.
Efe gözleri genişler, ağzı açılır ama ses çıkaramaz.
Şerife Şahinin yüzü solgunlaşır, maskesi yavaşça yırtılır.
Koltuktan çantamı alırım.
Efe, doğum günün kutlu olsun. Bu sana hediye. Yarın evden çıkıyorum. Senin ve ailenin yeni bir ev bulması için bir hafta var. Bu daireyi de satıyorum.
Çıkışa yönelirim, arkama bakmadan.
Ve evet, Şerife Şahin, sesim sakin ve kararlı. Hizmetçi bugün yoruldu, dinlenmek istiyor.
Altı ay geçer. Yeni bir hayat gibi yaşarım. Geniş pencerenin önünde yeni dairemde otururum. Panoramik camdan aşağı doğru parlayan akşam şehri, canlı, nefes alan bir varlık, artık düşman gibi görünmez.
Elimde kiraz suyu kadehi, dizlerimde yeni bir projenin taslakları açık bir dizüstü bilgisayar. Mimari bir uygulama, ilk yatırımcıları çeken bir girişim.
Çok çalışıyorum ama artık zevk alıyorum; iş beni tüketmez, güç verir.
Uzun yıllardır hissettiğim baskı artık yok. Daha sessiz konuşmak, daha dikkatli hareket etmek, başkalarının ruh halini tahmin etmek gibi alışkanlıklar kayboldu. Kendi evimde misafir gibi yaşamam artık bir anı.
O doğum gününden sonra telefon hiç susmaz. Efe öfkeli tehditler, Pişman olacaksın! Ben olmasam sen bir şey değilsin! gibi mesajlar, gece yarısı ağlayan sesli mesajlar, geçmişin ne kadar güzel olduğunu söyler.
Bunu dinlerken içimde sadece soğuk bir boşluk kalır. Onun iyi olması benim sessizliğime dayanır. Boşanma çabuk biter; o bir şey talep etmez.
Şerife Şahin tahmin edilebilirdir. Adaleti ister, oğlumu çaldığını haykırır. Bir gün iş merkezinin önünde beni yakalar, elini tutmaya çalışır. Ben sadece dolaşırım, söz söylemeden. Gücüm, sabrım bittiği yerde biter.
Ara sıra, tuhaf bir nostalji anında, Efenin sosyal medya profiline bakarım. Fotoğraflar gösterir ki, hâlâ anneevine dönmüş; aynı oda, aynı duvardaki halı. Yüzü sürekli bir kızgınlık ifadesi taşır, sanki bütün dünya onun başarısız hayatının suçlu.
Misafir kalmadı, kutlama da yok.
İki hafta önce, bir toplantıdan dönerken tanımadığım bir numaradan mesaj alırım:
«Elif, merhaba. Ben Efe. Anne bir salata tarifi istiyor, bir daha lezzetli olamıyor.»
Sokakta durup mesajı birkaç kez okurum, sonra kahkaha atarım. Kötü niyet değil, gerçekten gülümserim. Bu saçma istek, hikayemizin en güzel epilogudur. Ailemi yıktılar, beni yok etmeye çalıştılar, şimdi bir salata tarifi istiyorlar.
Yeni hayatımda, ilginç projeler, saygıdeğer insanlar ve sessiz mutlulukla, eski tariflere ve eski kinlere yer yok. Numara kara listeye girer, düşünmeden siler, bir toz zerresi gibi.
Büyük bir yudum kiraz suyu içerim. Tatlı, hafif ekşi bir not; özgürlüğün tadı. Ve o tad, paha biçilemezdir.

Rate article
Lifequest
«Sen evin sahibi değilsin — sen hizmetçisin»