– Elif, bir defa daha iyice düşün, çocuğu terk mektubu yazmadan önce! Sonra çok geç olur.
– Bırakamam onu, anlayın beni, gerçek bir şey yapamam
Doğumhanedeki tüm personel genç anneye göz kulak oluyordu. Kararı onun için ne kadar zor olduğunu görebiliyor, bir yol bulup ikna edebileceklerini umuyorlardı.
– Babam beni katı bir disiplinle büyüttü. Çocuk doğurursam alt çuvalda getirdiğimde beni evden atacağını küçümsemeye çalışıyorum. Bana küçüklüğümden İftira etmeyecek bir evlat doğur derdi. Ben ona nasıl söyleyeyim ki, ben hâlâ üniversiteden mezun olmaya çalışıyorum, bir meslek ediniyorum. Hamileliğimin bir yarısı evde kalmadım, yalan söyledim.
– Hayatta farklı şeyler olur. Babanız bir gün bağırır, azarlarsa da kabul eder çocuğunu, o da onun torunudur, neslin devamıdır.
– Hayır, babamı tanımazsınız. O çok sert Anne vefat etmiş olsaydı, beni anlar, destek olurdu
Elif gözyaşları içinde çığlık attı. Çocuğun babası hemen elimi temizliyorum, çocuğa ihtiyacım yok dedi. Elif içten duygularına inandığı için daha da yandı. İptal etmeye cesaret edemedi, sonuçta sağlıklı, yanakları farklı bir erkek bebek dünyaya geldi.
Annesi altı. sınıfta iken trafik kazasında öldü; Elif ve meslektaşları birdenbire çarpıştı. Herkes yaşadı, sadece o kalmadı. Elifin hayatı o andan ikiye bölündü. Baba, zincirini kırmış gibi, tüm öfkesini ve haksızlığa karşı kırgınlığını kızına yöneltti.
– Elif, bir daha alt çuvalda bir şey getirme, yoksa evden atarım. Ailemizde böyle bir utanç olmaz, anladın mı? Çalış, meslek sahibi ol, doktor ol, saygın biri olacaksın.
– Baba, ne alt çuval, ben hâlâ küçük bir kızım, derslerimi iyi yapıyorum, seni üzmek istemiyorum, bağırma.
Okulu altın madalya ile bitirdi, ailelerinin istediği gibi tıp fakültesine yerleşti. Yılda birkaç kez evine döner, babası sevdiği patatesi pişirir, derslerini sorar, her defasında alt çuval uyarısını tekrar ederdi.
İkinci sınıfta dans kursunda Mert adında bir gençle tanıştı. Kendi farkında bile olmadan aşık oldu; hayatındaki ilk erkekti. Zihninde evlilik elbisesiyle birlikte yürüdüklerini, babasının gururla Ne akıllı, ne güzel bir kızın var diye bağırdığını canlandırıyordu. Ancak Mert onu terk etti, evlilik hayalleri pamuk gibi dağıldı.
Doğumlar kolay geçti, ama genç anne beşikteki bebeğine bakmakta zorlanıyordu. Hemen terk mektubu yazacağını ilan etti. Küçük, kırışık bir yüzü gördüğünde kalbi titredi. Dokuz ay boyunca göğsünde taşıdığı çocuğu şimdi bırakmak zorundaydı.
Oda içinde üç anne ve bebek vardı. Elif duvarın kenarına dönerek diğer annelerin bebeklerini beslemelerini izlemek zorunda kaldı. Hemşireler onu ikna etmeye çalıştı, ama Elif bir kez de olsa çocuğunu emzirmedi.
Terk mektubu yazıldı. Hiçbir çare işe yaramadı. Elif eşyalarını toplayıp sessizce doğumhaneden çıktı, belgelerini aldı. Hemşireler ve doktorlar Andı diye hitap ettikleri bebek için hüzünle bakıyordu.
– Hepsi birer çocuk, annesi gitti. Kaderin ne olacağını sadece Allah bilir. Belki iyi bir aileye düşer, çabuk sahiplenirler
Bebek sanki dinliyor gibiydi, minik burnunu kıpırdatarak. Çocuk hemşiresi Nadiye Hanım, terk edilmiş bebekleri uzun süredir tanıyordu, yumuşak bir şefkatle onu besledi.
Zaman zaman anneler geri dönüp bebeklerini alırlardı, ama nadiren. Gece yarısı Andı, terk edildiğini anlayarak yüksek sesle ağlamaya başladı. Beslenmeyi reddetti.
Nadiye Hanım bütün gece ayakta kaldı, bebek kısa bir süre uyudu, zorla biraz mama içti, sonra tekrar bağırmaya başladı. Sabah olduğunda sessizleşti, cansız ve ilgisiz bir hâle büründü.
– Ah bebek, annesini çağırıyorsun belki, ama artık yok. Gitti, seni almayı reddetti.
Rutin kontrol sırasında Elif aniden içeri koştu.
– Nerede o? Henüz teslim etmediniz mi? Onu geri almak istiyorum!
– Elif, geri döndünüz mü? Allaha şükür! Andı hâlâ bizimle, evraklar henüz teslim edilmedi. Kararınızdan emin misiniz? Bu bir oyun değil, ister tutun, ister geri al!
– Hayır, kesin kararım bu! O benim oğlum, nasıl bırakabildim ki!
Elif gözyaşlarını dindiremedi, bir kez daha yırtıldı.
– Bütün gece uykusuz kaldım, onun çığlıklarını duyuyormuş gibi hissettim, kalbim acı içinde parçalanıyordu! Tek başına bir oğlum var, annesiz Bana onu verin, sütüm hazır.
Elif ayrı bir odaya alındı, bebek getirildi. Çocuğu göğsüne koyduğunda yüksek sesle hırıltı yaptı. Kapıların önünde sağlık çalışanları sevinçle alkışladı. Bebek artık terk edilmiş bir çocuk değildi, annesiyle birlikteydi.
– Babamla konuştum, ona çocuğu doğurup bırakmak zorunda kaldığımı itiraf ettim. O da şok oldu, sonra torununu görmek istediğini söyledi, beni aptal diye azarladı, bana bir şey söylemediğim için eleştirdi. Her hayatımda evlilik dışı çocuğu alt çuvalda doğurmayacaksın diye duyduğum sözleri bir daha duymadım. Babam bile gözyaşıyla sevindi. Şimdi oğlumu alıp dedesine götüreceğiz. Ona babasının adını ve soyadını da vereceğiz.
Doğumhane tüm pencerelerinden bu kırılgan anne ve çocuğu selamladı. Allah onlara mutluluk versin!
Ne kadar çok ebeveyn, kızlarına çocuklarını alt çuvalda getirirsen evden atarım diyerek korkutur. Kaç kız, bu sözler yüzünden hamileliği sonlandırır, yenidoğanları bırakır. Kaç kadının ve çocuğun hayatı bu sözler yüzünden yarım kalır. Öğütler önemlidir, ama kızların da bilmesi gerekir ki, ebeveynleri onları sever ve kabul eder; evli ya da evli olmayan, hamile ya da hamile olmayan, alt çuvalda bir çocukla da olsa.
Sevgi dolu olun, mutlu kalın!




