Komşular
Bak şu, çırpıdı Veli Demir, evlenmişim de, o kız ne yemek yapıyor ne çamaşırı yıkıyor, eline bir şey tutamıyor. Veli, köydeki komşusunun evinin önündeki çam üzerine oturmuş, yorgun gözleriyle eski evine bakıyordu. Orada, hâlâ uyuyan genç karısı Laleydi.
Yan komşusu Niko Çelik, motosikletinin anahtarını çeviriyordu:
Veli, yeni düğün kutlamasını bitirdiğin yok mu? Biraz da karına dinlenme vakti ver.
Neden? Düğün O gün bütün sinirlerimi tüketti. Bir daha duymak istemiyorum.
Tüketti mi? merakla sordu Niko, yüzünde hafif bir şaşkınlık.
Veli, çam kurduğunu tükürüp kaşlarını çattı:
İşte o zaman başladı! Kızın evine alacaklı olarak geldiğimde, yarım gün bahçede koşturduk, saçma bilmeceler çözdük, hatta çalılık içinde bir çingene halkası gibi dans ettik; yeni pantolonları bile zorlamadan yırtıldı.
Baba bana pantolon verdi, ben de evlendim. Odaya girmek için cehennemin bir çeyrek turunu atlattım, ama Lale pencereden atlayıp kaçtı. Köyde bir yarım gün aradık, sonunda gülerek bulduk; Değiştim, dedi. Çiçekli buketimi bastırdığımda ağladı. Şaka yapmıyorsun, dedi. Düğün sırasında kendini tavşan gibi gösterdi, sanki zorla evlenmeye zorlanıyormuş gibi. Yemekte bile kendine dokunmama izin vermedi; elbiseyi kirletmekten korkuyordu. Veli, sen balık kızartması yedin, ellerin kirli, dedi. Benim elbisem pahalı, sen ona peçete değilsin.
Bu yüzden, Kole yani Niko evlilikten bahsetme.
Niko anahtarını bırakıp şapkasının altını kaşıdı:
Veli, ben de biliyorum, Lale uysal bir kızdı, böyle olaylar ona hiç gelmezdi.
Herkes kadını normal zanneder, ben ise bir aptal aldım. Sabah kalkıyorum, bütün işleri yapıyorum, o ise yatakta uyuyor! En azından çaydanlık koysa.
Çalışmak istemez mi? Niko şaşırdı.
İş aramak istemiyor, okul bittikten sonra dinlenmek istiyorum, diyor. Annem ve babam gizlice ona takı, iğne gönderiyor, yoksa ben de onunla titiz bir şekilde yarışırdım.
Niko, düşünceli bir sesle, Veliye baktı:
Veli, zor bir durumdayız. Tembel bir eş buldun, onu bir süre hapseden bir yere koy, çocuk doğurmasa da. Çabala
Nereden biliyordum ki Çevirmen ailesi kızlarını tembel yetiştirmiş? Lale altın, derlerdi. Yalan söylediler. Şimdi onun sırtından balast atıyorlar, bana düşüyor
***
Köyde nehir sessizce şarkı söyler, çimenlerde çekirgeler cıvıldar, arada bir inek mırıltısı, köpek ulur, horoz bağırır. Tozlu yollarda traktör ve motosikletler nadiren geçer, kovalar çınlar
Koli! pencereden bağırdı köy evinden Çiğdem, karısı, Akşam yemeği hazır, içeri gel.
Şimdi geliyorum, tembelce döndü Niko, motosiklete gerildi, komşunun evinden gelen sesleri dinledi. Yeni evli çiftin evinde tuhaf şeyler oluyordu, açık pencerelerden Niko her şeyi duyabiliyordu.
Ah, Veli, patatesleri soyla, ben soğanları getiririm, tatlı bir kedi mırıltısı gibi gelen Lalenin sesiydi.
Neden ben patates soyayım, bu kadın işi! duydu Niko, Velinin sesi. Ben zaten tavuk kesiyorum.
Haha, güldü Niko, Onlar sadece çorba yapıyor, ama benim evde zaten hazır!
Ben meşgulüm, duyuldu genç bir ses, Saçlarımı tarıyorum.
Ah, sevgili Lale! Niko bağırdı, Sen güzel olacaksın, Sufi Loren gibi!
Bilmediğin bir şey mi? Lale, elinde bir video kaseti tuttu, Yaratıcı diye bağırdı.
Niko kafasını salladı, komşunun penceresine baktı:
Ne cevap verecek acaba?
Sonra motosikleti bırakıp çökerek içeri girdi, sessizce bahçeye adım attı, pencereye bakıp içerde genç bir kadın dönerken gördü; saçları dalgalı, başında bir çiçek. Niko gözlerini Veliye çevirdi, Veli masada başını eğmiş oturuyordu.
***
Niko iştahını kaybetmiş çorbayı yudumlarken, karısının tok yüzüne baktı ve iç çekti:
Düşünsene, Lale, Veli nasıl kandırıldı?
Ne oldu? Karısı merakla sordu.
Evlenmiş, Çevirmenin Lalesiyle. Şehirden yeni gelmişti.
Hatırlıyorum, Çiğdem devirdi, Öğretmen olmak için gelmişti, ama hiç bitiremedi.
Ben de hatırlıyorum, bir sümüklüböcek gibi Kız aptalca dans ediyor, kafası sadece melodilerle dolu. Veli de aptal, sessizce evlenmiş, senin kız kardeşin Meli de hâlâ bekar.
Çiğdem, yuvarlak yüzünü çevirerek, Küçük kız kardeşim Manol hakkında konuşmak istemedi. Manol, şişman ve sakar, tıpkı Çiğdem gibi; ama Çiğdem gençliğinde zayıf, Kolayda evlenip kaçmıştı. Yıllar geçtikçe, iki kız kardeş şişman, yuvarlak, köfte gibi olmuştu.
Evde yüksek sesli müzik çalıyor, kadın kahkahası yankılanıyordu. Niko kaşlarını çatıp pencereye yaklaştı, baktı, başını salladı.
Veli, buldu onu bahçede, domates bağlamakla meşgul.
Ne istiyorsun? Niko sordu.
Evde ne oluyor? Gün ortasında gürültü, kimse rahat etmiyor.
Bu Koli, arkadaşı Laleyi getirmiş. Şehirden bir kız, gürültülü, müzik çalmaya zorladı.
Niko, Veliye sertçe bağırdı:
Ne kadar daha bu deliliği taşıyacaksın? Evin işlerini yapıyorsun, karın ise bir şeyler yapmadan gülüyor. Çıplak gözle gör, bu kadın artık çocuk doğuracak, bir ocak bekliyor! Onu it, dostunu dışarı at, radyo pencereden at. Benim kadınımın arkadaşı yok, güzellik! Kimse ona zaman kaybettirmiyor, çorap diker!
Veli somurtarak Nikoya baktı:
Ne yapayım, o böyle? Mutluysa oynasın.
O artık küçücük değil! Evli! Gelecek nesil babalık! Onu döv, arkadaşını dışarı at, radyo pencereden at! Benim kadınımın yanına kimse gelmez!
Veli hüzünlendi, Nikoya kıskandı:
Sen de git, kızına komuta et. Ben hallederim.
***
Ertesi gün yağmur süren bir şelale gibi yağdı. Gri gökyüzü güneşi görünmez kıldı; Nikonun karısı Çiğdem mutfakta reçel pişiriyordu, Niko köşeden köşeye dolanıyordu.
Canım sıkıldı, Çiğdem.
Ormanda mantar topla. Yağmurluk giy, sonra taze mantarlar çıkar, dedi Çiğdem.
Yalnız gitmek istemiyorum.
Veliyi çağır.
Niko iç çekti.
Ah, belki Veli bana kızmıştır.
Pencereye baktı, Veli bir paketle köy evine doğru geliyordu.
Selam komşular, diye içeri girdi, kapıyı gıcırdatarak.
Niko dışarı çıktı:
Koli, ben sana dumanlanmış alabalık getirdim, kendin pişir, tadını çıkar.
Niko sert bir gülümseme ile:
Balık güzel, çay içelim mi?
Haydi.
İkisi sessizce masaya oturdu. Niko sonunda Veliye baktı:
Aile hayatı nasıl? Karın gitti mi?
Gitti.
Niko gazeteyi eline aldı, yeniden işe koyuldu:
Veli, eşine nasıl davranıyorsun? Şimdi ne yapıyor?
Lale? Markete gitti.
Ne alacak? Niko başını salladı Bir paket mantı, biraz ruj. Karısı tezgâhta kozmetik sıralarken, Börek mi, çorba mı? diye bağırıyormuş. Çiğdem, tencereyi tutarken bir anda sustu, başını yere koydu.
Alalım, o kendini süslüyor dedi Veli.
Neden? Niko sordu, gözleri Veliye takıldı.
Biz karar verdik, kadınlarımız arkadaş olsun, Çiğdem bana temizlik ve yemek öğretir, boş yere vakit kaybetmez!
***
Lale, konuşalım, dedi Veli.
Ne var, sevgilim? Karısı döndü, gözleri parladı Sevgilim, ne yaptın, anlayamıyorum?
Lale, kahverengi saçlarını beyaza boyamış, kirpiklerini uzatmış, kaşlarını belirginleştirmişti.
Beğendin mi? neşeyle sordu.
Tabii ki, artık başka bir kızsın. Güzel bir kızdın, şimdi bir kraliçe gibi
Bu Veli, arkadaşı Tansu, beni güzelleştirdi. Tansu salonda çalışıyor, gözlerimi, kaşlarımı, saçımı yaptı
Lale, komşu Çiğdeme sevinçle bağırdı:
Neden olmasın? Şimdi sevgilim diye bağırıyorum. Hemen onun evine gidiyorum.
Genç kadın, şekerli parfümle kendini kokladı, burnunda bir koku patlaması, güzel bir elbise giydi, dudaklarını boyadı ve dışarı çıktı.
Geri döndü, sakinleşmiş, ciddileşmişti. Elbisesini çıkardı, bir bornoz giydi, yüzünü iyice yıkadı, saçlarını topuz yaptı.
Veli, oturdu koltuğun kenarına, Veli hâlâ dinleniyordu. Veli, komşulara benimle ilgili şikayet ediyor musun?
Ben mi?
Evet, ben Her şeyden bahsettim Eğer memnun değilsen, söyle! Neden başkalarına şikayet ediyorsun, Veli?
Kız gözyaşlarıyla yüzüne dokundu, ağladı. O günden beri değişti. Aynasıyla vakit geçirmeyi bıraktı, evde temizlik yapmaya, poğaça pişirmeye başladı. Her gün komşuların evine koşuyor, karanlık bir bulut gibi geri dönüyor, sessiz, düşünceli. Gülümsemesi, neşesi kayboldu. Kadın kahkahayı duymaz oldu, evde müzik çalmaz.
Sonra tamamen kaçtı. Veli sabah erken kalktı, karısı yatakta yoktu, evde de yoktu, sadece kapının üzerine bir not asılmıştı:
Veli, düşündüm ve karar verdim kötü bir eş oldum. Seninle sürekli tartışıyoruz, komşulara şikayet ediyorsun. Artık dayanamayacağım, ayrılalım. Beni arama, bulamayacaksın. Elveda.
Nasıl yani? Veli içini bir çığ gibi bağırdı. Lale, Lalem!
Komşu Niko, ilk gelen olarak Veliye teselli vermeye koştu:
Kaçtı, ne olur da kaçsın, kâğıttan bir halı gibi. Köy ona göre değil, muhtemelen şehre gitti Orası daha eğlenceli. Ben sana yeni bir eş buluruz, çalışkan birini.
Ve Velinin evine komşunun eşi Çiğdem, küçük kardeşi Manol ile birlikte koşarak girdi.
Manol bizimle ne fark eder? Niko şaka yaptı. Veli öfkeyle yüzünü çevirdi.
***
Niko pencereden komşunun evine bakıp somurtuldu:
Neden evde oturamıyor, balığa gidecek kimse yok. Çiğdem!
Neden bağırıyorsun? mutfaktan kızgın ses geldi.
Zamanla, çiftler arasında bir kara kedi gibi bir gerilim oluştu: Çiğdem, kaçan Laleden sonra ruh hali değişti, Nikonun aklını karıştırdı.
Çiğdem, diye bağırdı Niko, sanki benim olmadan bir şey yapamıyorsun. Bütün ev işlerini bana yüklüyorsun, bir an nefes bile alamıyorum.
Çiğdem, kocasına baktı:
Ben de insan değil miyim? Çalışkan bir at mıyım? Kadınım, Koli. Ruhum ve ruj isterim Aynada kendime bakmak, şehirde alışverişe gitmek, elbiseler denemek
Anladım, Niko kavradı. Rüzgar nereden esiyor? Lalenin komşusu seni etkiledi.
Lale meselesi değil, Çiğdem iç çekti. Seninle yaşamayı bıraktım. Tencere başında, ahırlıkta En son ne zaman dans ettik? Mezuniyet balosundaydık. Ah, Koli
***
Veli köye geri döndü, çabucak pencere ve kapı çivilerini çakmaya başladı, Niko bir çivi çınlamasını duyarak koştu.
Ne yapıyorsun, Veli?
Niko kapıda şaşkın gözlerle Veliye baktı.
Göç ediyorum, komşu.
Nereye gidiyorsun?
Niko dehşetle ağzını açtı.
Ben Koli, şehir merkezine gidiyorum. Orada kulüp, kafe var, karımı oraya götürebiliriz.
Hangi karı? Lale kaçtı.
Buldum
Veli döndü, gülümseyerek:
Laleyi buldum. Şehir merkezinde iş buldu, bir ev kiraladı Ben de ona gidiyorum.
Niko şaşkına döndü, bağırdı:
Delirdin mi, Veli! Saçma bir kadına güvenip? Senin aklın yerinde değil mi? Dönüp çorap bile kalmaz, karın olmaz! Düşme, beni dinle! Aptallıkları unut, benim kız kardeşim Manolu al; o çorba pişirir, poğaça yapar, gömlek yıkar!
Veli kahkaha attı, başını salladı:
Mutluluk poğaçada değil! Sevdiğim kadınla olmak yeter. Yarı mamullerle de doyacağız, yanımda güzelim var!
Niko bağırdı, Düşün! ama Veli sadece güldü, işini bitirip kaçtı.
Ne aptal, Niko başını salladı. Aptal bir kadına evlenip kendini böyle yaptı İki çorap bir çift
Niko evine döndü, iç çekti. Kapısının önünde, kucağında bavulu tutan Çiğdem oturuyordu.
Neden buradasın? Niko şaşkın.
Koli bitti. Şimdi gideceğim. ŞehreKoli arabasını ateşin altına sürükleyip gökyüzüne doğru yükselirken, Çiğdem sessizce bir çiçek tohumu fırlattı; o tohum köyün çamlarını yeşertip, herkesin rüyasını yeniden aydınlattı.




