Mehmet, sen gerçekten şaka mı yapıyorsun? Yine annene mi gidiyorsun? dedi Ayşe, çantasını karıştırırken. Ne öneriyorsun? Onu soğukta, ışıksız ve sudan yoksun bir yere mi bırakıyorsun? diye öfkeyle sordu. Sen de aynı şeyi kendi anne-babanla yapar mıydın?
Bilmek isterim ki anneve babam benimle böyle davranmaz. Ailem beni seviyor ve beni bu tür maceralara sürüklemiyor diye yanıtladı Ayşe. Senin annen ise
Sus, anladın ki yardım etmem gerekiyor diye müdahale etti Mehmet, omzunu silkeleyerek. Anlıyorum, ama yine de üzülmüş durumdayım. Sadece çocukların babasını unutmaları değil, annesini de kendi ayakları üzerine dikmeyi öğrenmemesi beni kırıyor.
O çorbayı kendisi yaptı, o da kendisi yiyebilir. Sen de… Ailenin nerede olduğunu seç: köyde mi, yoksa burada mı?
Ayşe dönüp yatak odasına yöneldi. Yarım dakika sonra koridorun kilidi tıkırdadı, Mehmet dışarı çıktı. Ayşe yalnız kaldı, iki çocuğuyla birlikte bugün parkta aile gezisi yapma sözü vermişti.
Babalar bir kez daha aileden kaçtı ve tüm sorumluluk yine Ayşeye düştü.
İki yıl önce her şey çok farklıydı. Ayşe o günü hâlâ hatırlıyordu. O ve Mehmet, anneannesini yalnız bırakmamak için ona da eşlik ederek, ona ziyarete gitmişlerdi. Anneanneyle iyi geçiniyorlardı, kimse bir sorun görmüyordu.
Üzüm bağının gölgesinde çay ve kurabiye yerken, anneanne bir deha fikri ortaya attı ve Ayşenin hayatını başından aşağı sarstı.
Burada ne kadar huzurluyum! derken derin bir nefes aldı. Ben de bir gün kendi özel evime taşınmalıydım. Sessizlik, tazelik, temiz hava
Ayşenin annesi sadece gülümsedi. Önce anneanne hayalini yalnızca bir rüya olarak görmüş gibi davrandı.
Misafir olmak güzel, ama evde erkeğin yokluğunda hiçbir iş yapamazsın. Burası tatil yeri değil; sürekli tamir, bakım gerekir. Sen, Sevim, ev işlerine uygun değilsin.
Sevim, yani Anneanne, hırslı bir şekilde düşündü, Ben temizlik yapmayacağım, sadece çiçekler ve ağaçlar ekmek istiyorum dedi. Torunlarımın da bir havuzları olsun, çimenlerde koşsunlar, ben de oturup manzaranın tadını çıkarayım.
Ayşenin annesi, Çiçekler de bakım ister, temizlik de gerekir diye uyardı. Haftada bir kez toz al, iki günde bir zemin sil, sonra dinlen.
Anneanne ise, Biz bu işi sevgiyle yaparız diye alay etti. Sözde güzel, gerçekte ev bir kara çukur.
Bugün kazanı patladı, yarın çatı, ertesi gün çit. Hepsi para ister. Biz de o para için mücadele ederiz diye ekledi.
Sevim, Sorun yok, hallederiz. Ben yalnız değilim diyerek Mehmete baktı. Ayşe kaşlarını çattı ama suskun kaldı; kayınvalidenin fikrini değiştirmek, aç bir horozu lahana yemekten alıkoymaktan daha zordu.
O günden sonra Sevim, kayınvalidelerle tartışmadı, sadece Mona Lisa gibi gizemli bir gülümseme takındı. Altı ay içinde yeni evini gururla gösterdi, komşu bahçesindeki gül kokusundan zevk almaya başladı. Ev gerçekten konforluydu.
Görüyorsunuz, bana inanmamıştınız. Artık şehrinizde bir adım bile atmayacağım! diye güvenle ilan etti kayınvalidesi.
Fakat mutluluk uzun sürmedi. İlk olarak Sevim, oğlundan küçük bir tadilat istedi. Mehmet sadece hafta sonları çalıştığı için iş yarım yıl sürmeye başladı.
Ayşe homurdanıyordu ama sabır gösterdi. Tamir bittiğinde hayatın eski akışı geri döneceğini düşündü. Ancak duvarlar yeni duvar kağıdıyla kaplanırken, çit üzerindeki boya kururken, işlerin hiç bitmeyeceği ortaya çıktı.
İlk olarak kayınvalidenin elektriği iki gün boyunca kesildi. Işık ve su yoktu. Mehmet, annesine su ve çorap getirerek koştu.
Her şey durdu! Sıcak da yok, klima da, duş da Yaşayamıyorum, hayatta kalmaya çalışıyorum diye şikayet etti Sevim.
Sonra kayınvalidesi, bir sokak köpeğini geçici olarak evine alarak sanki bir süre burada kalacakmış gibi yaptı. Köpeğin böbrek sorunu vardı, köyde veteriner yoktu, bu yüzden köpeği şehre, yani İstanbula götürmek zorunda kaldılar. Tabii ki Mehmet.
Ne yapalım, çocuğumuz hastalanıyor En azından evde bir bekçi var dedi Sevim, köpeği teselli ederken.
Daha sonra Ayşe, arabanın içi çok çamurlu olduğu için salonu yıkamak zorunda kaldı. Köpek için tedavi yemleri gerekiyordu ama köyde hayvan marketi yoktu, kuryeyi Mehmet yapmalıydı.
Annemi hastalıklı hayvanla yalnız bırakmam! O ne kadar ince ruhlu biliyorsun. Sonra da kendini suçlayacak dedi Mehmet, Ayşeyi suçlamaya başladığında.
Tabii ki, ince ruhlu. Köpeği korur, ama insanları pek düşünmez
Mehmet, annesine bütün hafta sonlarını ayırıyordu, bazen işten sonra da şiddetle evine dönüyordu. Bir kez gece yarısı kayınvalidenin yanında kalmayı bile teklif etti.
Şu an geliyorum, ama sen zaten uyuyacaksın diyerek kendini savundu. Böylece sabah erken kalkıp işe gidebilirim.
Ayşe, durumun hafiflemesini bekliyordu ama bir türlü rahatlama yoktu. Kayınvalidenin çatı sızdırıyordu, septik çamur birikti, kar yağan bir akşamda çimenler büyüyordu. Kendi başına ev bakımını yapmaktan bıktı, uzman çağırmak da onun elinde değildi.
Ya sahtekarlar çıkar, ya hırsızlar… Üç deri daha çalarlar Mehmet, sen bir erkeğin sorumluluğunu yerine getirmiyorsun. Biraz dürüst, sorumlu birini bul ve yanımda ol diye yalvardı Sevim.
Ayşenin sabrı, kayınvalidenin ışığı bir kez daha kesildiğinde kırıldı. Bu sefer sonbaharın geç saatleriydi. Neyse ki kısa bir süreydi ama yeterliydi ki Sevim panik yapsın.
Yarın jeneratör alacağız diye sakin bir sesle bildirdi Mehmet. Anneme bir tane alacağım.
Ayşe dudaklarını büzdü.
Kendi cebimizden mi? diye sordu, kaşlarını çatarak, bunun pahalı bir şey olduğunu biliyordu.
Evet, annem şu an zor durumda, satılan evin kalan parasını neredeyse harcadı, sadece bir emekli maaşı kaldı diye omuz silkti Mehmet.
Peki, şimdi sadece kendimiz değil, onun da hayal evi oluyor. Annene çok fazla dilek mi var? diye sordu.
Mehmet omzunu silkerek, Ayşe, yeter artık. Orada ışığı kapalı, soğuk bir yerde ölmek zorunda mı? dedi.
Ayşe gözlerini devirdi, ama bir kez daha her şeyi yutmak zorunda kaldı.
Şimdi yalnız oturmuş, evlilikten ayrılmayı düşündü. Hayatımız fena değil gibi, ama boşanma çok aşırı. Başka bir çözüm bulmalıyız ki bunalmaya son verelim, diye düşündü.
Ve bir plan yaptı
Bir hafta sonra, Ayşe erken kalktı, sessizce giyindi. Çıkmak üzereyken Mehmet uykulu bir sesle:
Bu kadar erken mi? dedi gözlerini ovuşturarak.
Aileye diye cevapladı Ayşe, aynada kendine bakarak.
Ne demek istiyorsun? Mehmet kaşlarını çattı. Bugün mü? Anneme dal dalları budamak için söz vermiştim.
Sen bunu benimle konuşmadın. Benim de ailem var, onların da yardıma ihtiyacı var.
Ama iki ailen var!
Yaşlılık kimsenin vazgeçmediği bir şey. Şimdi şöyle yapalım: bir hafta sonu annen için, bir hafta sonu babam için dedi Ayşe, koridordan geçerken durdu.
Ah, unuttum. İşler listesi buzdolabının üzerine. Çocukların ödevlerini yapmayı unutma. Onlara pizza hazırla, isterler.
Ayşe, Mehmetin bakışının ağırlığını hissetti ama bir daha dönmedi. Ailesine giderken, acil işlerin ne kadar ertelediğini ve asla acele etmediğini fark etti.
Ailesine yardım sembolik bir destekti. Ayşe ikinci katta oturdu, ardından dinlendi, bahçedeki salıncakta kitap okudu, çocukluk anılarını öğle yemeğinde güldü, yavaşça yemek yedi, acele etmedi.
Belki mükemmel bir çözüm yoktu. Belki Sevim, evini satamayacak ve oğlunun yardımına da güvenemeyecek.
Ama Ayşe artık kendi kişisel alanını koruyacaktı; bu küçük alan, adalet ve ruh sağlığı mücadelesinde bir zaferdi.
Hayat, her ne kadar zorluklarla dolu olsa da, sorumlulukları paylaşmak, sevgiyle ve anlayışla yürütülen bir yolculuktur; bu yolculukta herkesin bir parça rahat nefes alması, aslında en büyük mutluluktur.




