– Bu bizim ortak dairemiz, ben de buranın sahibiyim – dedi oğlunun kızı

Bu bizim ortak evimiz; ben de buranın efendisiyim, diye seslendi Ahmetin sevgilisi Banu.
Anne, bir daha neden kapı çalmadan odama giriyorsun? diye öfkeyle bağırdı Ahmet, yatak odasından fırlayarak.

Çalmak mı? Bu benim ev! dedi Gülcan Hanım, kirli çamaşır sepetini yere bırakarak. Yıkanmış çamaşırları getirdim, bırakmak istedim.

Al kendin banyo rafından alabilirdin! diye bağırdı Ahmet. Alabilirdim ama almadım. İkinci gündür orada duruyor.

Ahmet hırıltı çıkarıp odasına geri çekildi, kapı çarptı. Gülcan Hanım iç çekti, çaydanlığı doldurmak için mutfağa yöneldi. Oğlunun son zamanlarda sinirli, çabuk kızgın olduğunu fark ediyordu; her şeyde bir eksik buluyordu.

Gülcan Hanım elli yedi yaşındaydı, bütün ömrünü oğluna adadı. Kocası, Ahmet beş yaşındayken evden ayrıldı; bir daha evlenmedi, tek başına çocuğunu büyüttü. İki işte çalıştı, oğlunun hiçbir eksikliğinin olmaması için. Ahmet iyi bir lisede, sonra bir üniversitede okudu; şimdi bir inşaat firmasında iyi bir pozisyonda çalışıyor.

Üç odalı daire Gülcan Hanıma miras kalmıştı; boşanma öncesi ebeveynlerinden almıştı. O da, Ahmet de kendi odalarında, üçüncü oda ise oturma odasıydı.

Gülcan Hanım fincanları dizdi, bisküvi çıkardı. Kapı çaldı, Ahmet daha sakin bir hâlde içeri girdi.

Affedersin anne, bir anda patladım.

Sorun yok, otur. Çay içelim. diye yanıtladı Gülcan Hanım, çayı masaya koyarak.

Ahmet karşıya oturdu, fincana dokundu.

Anne, seninle bir şey konuşmam lazım.

Sesinden ciddiyet çıkıyordu.

Dinliyorum.

Banuyu yanımda kalmasına izin vermek istiyorum. Yani bizimle.

Gülcan Hanım fincanda bir an dondu.

Banu? Senin kız arkadaşın mı?

Evet, altı aydır birlikteyiz, biliyorsun.

Anlıyorum. Peki evlenmek mi istiyorsunuz?

Henüz değil, dedi Ahmet gözlerini kaçırarak. Sadece beraber yaşamak, birbirimizi tanımak istiyoruz.

Peki, nerede kalacak? Senin odanda mı?

Evet.

Ahmetcim, bu pek pratik değil. Ben de burada yaşıyorum, siz gençler…

Anne, ben otuz yaşındayım, artık kendi hayatımı kurma zamanı.

Ben senin hayatına karışmıyorum! Ama bence ayrı bir yer kiralamalısınız. Bir başına bir daire.

Üç odalı evimiz var, herkes için yer yeter.

Ahmet, bir düşün. Ben buranın sahibi oldum, belli bir düzenim var. Başka bir kızın gelmesi…

O benim kız arkadaşım! dedi Ahmet kararlı bir sesle.

Benim için yabancı, dedi Gülcan Hanım kesin olarak. Üç kez gördüm, tam tanışmadık.

Tanışacaksınız, taşındığında.

Hayır, diye hayırladı Gülcan Hanım. Üzgünüm, ama buna karşıyım.

Ahmet birden ayağa kalktı.

Anne, artık her adım için izninizi istemekten bıktım! Ben bir yetişkinim!

Benim evimde sorular soracaksın.

Senin evinde, dedi Ahmet alaycı bir gülümsemeyle. Sürekli hatırlatıyorsun bana, ben kiracıymışım gibi.

Gülcan Hanım boğazında bir düğüm hissetti.

Ahmetcim, demek istediğim başka bir şeydi…

Demek istediğin de öyle, dedi Ahmet, yine konuşuruz.

O, odasına geri gitti, Gülcan Hanım mutfakta pencereye bakarak oturdu; içi ağırdı. Oğluyla kavga etmek istemiyordu, ama evine yabancı bir kızı kabul demezdi.

Akşam üstü, kız kardeşi Laleye telefon etti.

Lale, bir sorunum var. Ahmet kız arkadaşının bizim evimize taşınmasını istiyor.

Eve mi? Daireye mi?

Evet. Ben karşıyım, o da kırıldı.

Lale bir an sessiz kaldı.

Anne, o artık yetişkin, kişisel hayatı var.

Anlıyorum! Ama onlar bir daire kirlasın!

Kira ne kadar? Şu an kiralar çok pahalı.

Bizim büyük dairemiz var, yer çok.

Tarafını mı tutuyorsun?

Hiç kimsenin tarafını tutmuyorum. Sadece zamanla bu olacak diye düşünüyorum. Tek başına yaşamaya da devam edemez.

Gülcan Hanım telefonu kapattı, ihanete uğramış gibi hissetti; kız kardeşi bile onu desteklemedi.

Birkaç gün geçti, Ahmet ve Gülcan Hanım neredeyse konuşmadı. Ahmet işten geç geliyordu, sessiz bir akşam yemeği yiyip odasına koşuyordu.

Bir Cuma akşamı, Ahmet evine yalnız gelmedi. Banu yanındaydı.

Anne, merhaba. Banu gece kalacak, dedi Ahmet, odasına yönelirken.

Gülcan Hanım koridorda donakaldı, Banu mahcup bir tebessümle.

Merhaba, Gülcan Hanım.

Banu Ahmetin arkasından içeri girdi, kapı kapandı. Gülcan Hanım ne yapacağını bilemedi; oğlunun bir anda önceden haber vermeden birini içeri alması tuhaf bir rüya gibiydi.

Sabah erken kalktı, mutfağa kahvaltı hazırlamaya gitti. Yarım saat içinde Ahmet ve Bunu gördü.

Günaydın, dedi Banu.

Günaydın, diye soğuk bir sesle karşılık verdi Gülcan Hanım.

Masaya oturdular, çay ve tost servisi yapıldı, sessizce yediler.

Gülcan Hanım, eviniz çok sıcak, diye Bunu aniden söyledi.

Teşekkür ederim.

Ahmet, bize söylemişti ki uzun zamandır burada yaşıyorsunuz.

Doğumdan beri. Bu benim anne babamın dairesi.

Bunu başını salladı. Anlaşıldı.

Gergin bir sessizlik uzadı. Ahmet telefonuna bakıyordu, konuşmaya karışmadı.

Ahmet, ben işe gitmeliyim, diye Gülcan Hanım, iki saat daha çalışması olduğunu söyleyerek, kısaca ayrıldı.

O, odasına gitti, başka bir yere gidecek yer bulamadı, sokaklarda dolaşarak vakit öldürdü.

Akşam döndüğünde ev sessizdi; Ahmet oturma odasında televizyon izliyordu.

Bunu nerede? diye sordu Gülcan Hanım.

Eve geri döndü.

Gülkan Hanım mutfağa gitti, akşam yemeğini ısıttı. Ahmet kapıdan içeri girdi, durdu.

Anne, konuşmamız lazım. Normal bir sohbette.

Dinliyorum.

Seni rahatsız ettiğimin farkındayım. Ama Bunu benim için çok önemli. Birlikte yaşamak istiyorum.

Ahmet, ben ona karşı değilim, diye iç çekti Gülcan Hanım. Sadece korkuyorum.

Korkar mısın?

Her şey değişecek, ben evimin içinde gereksiz bir misafir gibi kalacağım.

Olmaz, sen bu evin sahibisin.

Şu an benim. Sonra Bunu gelecek ve ben ortada kalacağım.

Anne, hayal kurma.

Hayal etmiyorum. Gençlerin birlikte olmak istemesi doğal, ama ben yanımda bir anne oluyorum.

Ahmet yanına oturdu.

Tamam. Bunu taşınacak, ama seni rahatsız etmeyecek şekilde. Bizim odamız, senin odan ayrı.

Kitchen ve banyo ortak.

Evet, ama zamanı bölüşürüz.

Gülcan Hanım Ahmetin gözlerindeki yalvarışı gördü; gerçekten Bunu seviyordu.

Tamam, dedi sessizce. Taşınsın. Deneyeceğiz.

Ahmet ona sarıldı.

Teşekkür ederim, anne. Pişman olmayacaksın.

Bunu bir hafta içinde iki bavul ve bir kozmetik kutusuyla taşındı. Gülcan Hanım onları güler yüzle karşıladı, valizleri taşıdı.

Teşekkür ederim, Gülcan Hanım, dedi Bunu, Sorun çıkarmamaya çalışacağım.

Rahat otur, dedi Gülcan Hanım.

İlk günler sakin geçti; Bunu sessiz, gözlemci bir tavırla dolaşıyordu, ayrı yemek yapıyor, temizlik yapıyordu.

Fakat zamanla küçük şeyler birikti. Banyo dolu yeni şişelerle doldu, rafı işgal etti.

Ahmet, Bunuya bir kısmını aldırabilir miyiz? Banyo çok kalabalık.

Anne, ona bir yer bulması lazım.

Odada yer yok.

Banyoda var mı?

Ahmet kaşlarını çattı.

Tamam, ona söyleyeceğim.

Kozmetik bir yere kaymadı; yeni tüpler hâlâ oradaydı.

Sonra mutfakta her şey yer değiştirdi. Çay fincanları, tencereler farklı raflarda.

Bunu, bunu yerleştirdin mi? diye sordu Gülcan Hanım.

Evet, düzenledim, dedi Bunu gülümseyerek. Daha kullanışlı.

Ben eskisine alışkınım.

Ama bu daha pratik! dedi Bunu.

Gülcan Hanım sessizce geri döndü, her şeyi eski yerine koydu. Bunu akşam yine yerini değiştirdi.

Sessiz bir çatal-bıçak savaşı başladı.

Ahmet, onunla konuş, diye yalvardı Gülkan.

Anne, ne fark eder ki?

Benim için önemli! Alışkınım!

Bunu da konfor ister.

Bu benim mutfağım!

Artık ortak, dedi Ahmet, odadan çıkarken.

Ortak oldu, işte başladı.

Bunu yavaş yavaş evi hâkim kıldı; salonunda dergileri, girişte ayakkabıları, balkonda çantaları. Gülkan Hanım kendini evinden itildiğini hissetti ama suskun kaldı, oğluyla çatışmak istemedi.

Bir akşam işten dönerken, iki tanımadık genç kadın mutfakta kahve içerken gülüşüyordu.

Bu kim? diye sordu Gülkan Bunudan.

Arkadaşlarım. Dans provası yapıyoruz, alan lazım.

Önceden haber verseniz.

Niye? Bu da bizim ortak evimiz, ben de bir ev sahibiyim.

Bu söz bir tokat gibi çarptı. Gülkan Hanım kapıyı kapattı, odasına gitti, yatağa oturdu. Eller titriyordu. Ev sahibiyim! diye bağıran bir genç kız, bir hafta önce girdiği evde kendini ev sahibi ilan ediyordu.

Akşam Ahmet geldi, Gülkan Hanımı koridorda buldu.

Anne, bir şey konuşmamız lazım, acil.

Ne oldu?

Mutfakta oturacağız.

Ahmet ve Gülkan oturdu, Bunu odada, kapı kapalıydı.

Ahmet, kız arkadaşın bugün uyarı vermeden arkadaşlarını getirdi.

Ne olmuş?

Bu benim evim!

Anne, yine aynı şey.

Ben başlamıyorum! Bunu buraya ortak ev dedi, kendini ev sahibi ilan etti!

Ahmet kaşlarını çattı.

Ona kırmak istemedi, sadece kötü ifade etti.

Yanlış ifade mi? O benim evimdeki yerini ilan ediyor!

Ahmet titredi.

Anne, o buraya yaşıyor. Doğal olarak evde gibi hissediyor.

Bu benim evim değil!

Kiminki? Sadece seninki mi? Ben buraya mı gelmedim?

Sen benim çocuğumsun. O da benim.

Benim kız arkadaşım. Rahat etsin istiyorum.

Ya ben? Önemli değil mi?

Ahmet ayağa kalktı.

Anne, yeter artık. Yanımda bir kadın olması seni kıskandırıyor. Kıskanıyor gibisin.

Ne? Ben kıskanmıyorum! Sadece evimde saygı istiyorum!

O zaman başkalarına da saygı göster!

Ahmet odasına gitti, Gülkan Hanım gözyaşını tutamadı. Her şey beklediği gibi değildi.

Ertesi gün Laleye telefon etti, her şeyi anlattı.

Gülcan, zorlaşacağını söylemiştim.

Yer yeter derken fiziki, psikolojik olarak zor olacak.

Ne yapayım?

Kız arkadaşla konuş, ona neyi beğenmediğini anlat.

O dinlemiyor!

O zaman sen, ona aracılık et.

Ahmet Bununun tarafındaydı. Gülkan Hanım ihanete uğramış gibi hissetti.

Bir hafta daha geçti, Bunu daha özgür davranmaya başladı; kısa şort, yüksek sesli müzik, banyoyu bir saat işgal etti. Gülkan Hanım dayanıyordu, gerilim yükseliyordu.

Cumartesi sabahı Gülkan Hanım pasta hazırlıyordu, tepsiye hamur yaydı. Bunu içeri girdi.

Gülcan Hanım, masayı boşaltın, laptopumu koymam lazım.

Yoğunum.

Acilim var.

Oda başka bir yerde çalış.

Ahmet burada uyuyor, onu uyandırmak istemiyorum.

Ben pasta yapıyorum, masaya ihtiyacım var.

Ben de işe ihtiyacım var, masa beklemez.

Gülkan Hanım içinde bir şeyin patladığını hissetti.

Hayır, beklemez! Bu benim mutfağım, benim masam, ben karar veririm!

Buno kollarını çaprazladı.

Zaten ortak ev olduğumuzu söyledik, masa da ortak.

Hiç ortak değil! Ben buranın tek sahibiyim!

Nasıl istersen, dedi Buno alaycı bir tavırla. Sadece unutuyorsun ki Ahmet de burada yaşıyor. Bir gün bu ev bizim olacak.

Ne?! Gülkan Hanım soluklaştı.

Bu mantıklı, değil mi? Sen sonsuz değilsin, daire Ahmete geçecek, sonra bana.

Çık! bağırdı Gülkan Hanım. Evimden çık!

Benim mi? Buno göz kırpmadı. Ahmet bana izin verdi, ben gitmeyeceğim.

Ahmet koştu.

Ne oluyor?

Buno beni evden atmaya çalışıyor, dedi Buno üzgün bir sesle.

Ben atıyorum! Gülkan Hanım nefes nefese. Bunu evin onun mirası diye söylüyor!

Ahmet Bunoya baktı.

Sen bunu söyleyen misin?

Sadece bir gerçek, Buno omuz silkti. Evim bir gün sana kalacak, açık.

Buno, bu uygunsuz.

Neden? Biz yetişkiniz.

Çünkü bu annemin evi! O hayatta olduğu sürece mirasGülkan Hanım sonunda derin bir nefes alıp, geçmişin gölgelerini geride bırakıp, yeni bir huzur ve umutla geleceğe bakarak içindeki sessizliği kabul etti.

Rate article
Lifequest
– Bu bizim ortak dairemiz, ben de buranın sahibiyim – dedi oğlunun kızı