Büyüttüğüm Çocuklar, Benim İçin Mezarlıkta Bir Yer Seçti. Ama Bilmedikleri Bir Sır Var – Bu, Belki de Onları Üzecek.

Ahmet, şu yaşımda, çocuklarım beni mezarlıkta bir yer ayırmış gibi. Ama onlara bilmediği bir sır var, bu da belki de içlerine bir burukluk yerleştirir.

45 yaşındaydım evlenirken. Hayatımda yer alacak kadını, Emine, zaten üç çocuğu olan bir kadındı. İlk evliliği yırtılmış, geriye sadece çocuklar ve iki eski bavul kalmıştı. Ben de yılların birikimiyle aldığım bir evde oturuyordum, tereddüt etmedim: Çocukları getir, birlikte yaşayalım. Biz bir aileyiz.

İlk günler zor geçti. Üç çocuğun her biri ayrı bir karakter, ayrı bir alışkanlık ve ayrı bir korku taşıyordu. En büyüğü Mehmet sürekli tartışır, ortanca kız Ayşe ufak şeylere ağlardı, en küçüğü Can ise annesine bir adım bile yaklaşmazdı. Ben elimden geleni yapıyordum: oyuncaklarını tamir eder, okula götürür, maaş yettiği kadar kıyafet alırdım. Onları hiç benimki ya da onunki gibi bölmedim; benimkileri de onunkileri de, bizim çocuklarımızdı.

Sonra her şey birden çöküldü. Emine hastalandı ve aramızdan ayrıldı. Ben, kan bağı olmayan bir baba gibi, üç çocuğa tek başına bakmaya kaldım. Ver onlara, artık sorumluluğun yok derlerdi, ama ben veremedim. Alıştık birbirimize, ben de onlara bir baba gibi bakmaya çalıştım.

Yıllar akıp gitti. Çocuklar büyüdü, kendi ailelerini kurdular. İlk başta sık sık arar, ziyaret ederdi; sonra aralıklar uzadı, neredeyse hiç gelmez oldular. Sadece bayramlarda, bir gelenek gibi bir telefon çalar. Ben de yaşlanıp hastalanınca, tesadüfen öğrendim ki, zaten beni mezarlıkta bir yer ayırmışlardı gibi, sanki gitmemi bekliyorlardı.

En üzücü şey şuydu: Ben onlara ev, bakım, yemek, sevgi verdim. Ama onların aklına ben sadece kendi evine sahip rahat bir dede gibi gelmiş olabilir. Teşekkür de, gerçek bir ilgi de yok.

Ama bir şey var ki, onlardan saklı. Her sabah yan dairemde oturan komşum, Nazlı, basit bir kadın. Bazen taze ekmek getirir, bazen biraz yemek paylaşır. Nasılsın bugün? diye sorar, para ya da miras uğruna değil, sadece iyilikten. Bir kez ateşim yükseldiğinde, doktoru çağırdı, yanımda kaldı, uyuyana kadar benimle oturdu. O anda anladım ki, yakınılık kanla değil, insanlıkla ölçülür.

Bu yüzden kararım şu: Çocuklar büyüdükçe ev, biriktirdiklerim, her şeyonlara değil, Nazlıya bırakıyorum. Ölümünü bekleyenlere değil, bana Bugün nasılsın? diye soran kişiye. Belki acımasız geliyordur ama suçluluk hissetmiyorum. Çocuklara elinden geleni verdim, minnettarlık talep edilemez, sadece hissedilir. Şimdi içim huzurlu. Doğru olanı yaptığımı biliyorum.

Yargılayın isterler. Ama söyleyin bana, zor anlarda yanınızda olan birinin kardeş ya da kız olarak kayıtlarda olması ne kadar önemli? Gerçekten ayağa kalkamadığınızda elinizi tutan kişi daha yakın değil mi?

Ben vasiyetimi kanla değil, vicdanla bırakmaya karar verdim. Siz ne düşünüyorsunuz? Sevgi, zaman ve geride kalanları kime vermek gerekiruzaklaşan çocuklara mı, yoksa yanınızda kalan ama bir zamanlar yabancı olanlara mı?

Rate article
Lifequest
Büyüttüğüm Çocuklar, Benim İçin Mezarlıkta Bir Yer Seçti. Ama Bilmedikleri Bir Sır Var – Bu, Belki de Onları Üzecek.