Üç yıl önce kocam beni çocukluk arkadaşım için terk etmişti. Bir benzin istasyonunda onlara rastladığımda ise gülümsemekten kendimi alamadım
Kocam benden uzaklaşmaya başladığında, en yakın arkadaşımdan destek istemiştim. “Abartıyorsun,” demişti bana. Ama abartmıyordum. Üç yıl sonra, kader bana ihanetlerinin sonuçlarını gösterecekti.
Hep ihanetlerin başkalarının başına geldiğini düşünürdümya dramatik hikâyelerde okur ya da akşam yemeklerinde fısıldaşarak anlatılan dedikodularda duyardım. Ama bana değil. Bize asla.
Beş yıl boyunca, Emreyle bir hayat kurmuştuk. Lüks değildi belki, ama bizimdikoltukta film izlediğimiz geceler, pazar sabahları kahve almaya gidişler, sadece ikimizin anladığı şakalar
Ve tüm bu süre boyunca yanımızda Ayşe vardıokuldan beri en yakın arkadaşım, kan bağı olmayan kardeşim. Düğünümde yanımda durmuş, ellerimi sıkmış, mutluluktan ağlamıştı.
Hamile kaldığımda, mükemmel hayatımızın yeni bir sayfasını açtığımızı sanmıştım.
Ama sonra Emre değişti.
Önce küçük şeylerdiişte geç kalmaya başladı, gülüşü artık gözlerine ulaşmıyordu. Sonra daha da kötüleşti. Neredeyse bana bakmıyordu. Konuşmalarımız tek heceli cevaplara dönüşmüştü. Geceleri bana sırtını dönüp uyuyordu, sanki yokmuşum gibi.
Neler olduğunu anlamıyordum. Aylardır hamileydim, yorgundum ve aramızdaki kırılan şeyi düzeltmek için çırpınıyordum.
Bu yüzden Ayşeye gittim.
“Ne olduğunu bilmiyorum,” diye hıçkırdım telefonun ucunda, karanlıkta büzülmüş halde, Emre yanımda sessizce uyurken. “Sanki çoktan gitmiş gibi.”
“Elif, abartıyorsun,” diye yumuşak bir sesle söyledi. “O seni seviyor. Sadece stres altında.”
Ona inanmak istedim.
Ama bitmeyen gerginlikuykusuz geceler, endişe, evliyken bile hissettiğim yalnızlıkbeni tüketiyordu.
Bir sabah, karnımda donuk bir ağrıyla uyandım. O gece hastanedeydim, doktorun dudaklarını hareket ederken görüyordum ama tek bir kelime duyamıyordum.
Kalp atışı yoktu.
Bebek yoktu.
Derler ki acı dalga dalga gelir. Benimkisi ise bir çığ gibi üzerime çöktü.
Düşük beni mahvetmişti, peki ya Emre? O çoktan gitmişti. Hastanede yanımda oturuyordu, soğuk, sessiz, elimi tutmuyor, tek bir teselli sözü söylemiyordu. Sadece oturuyordu, otobüs bekler gibi, bir çocuğunu kaybetmenin acısını yaşayan biri gibi değil.
Bir ay sonra, sanırım defalarca prova ettiği o cümleleri söyledi:
“Artık mutlu değilim, Elif.”
Ve bu kadardı. Açıklama yok, duygu yok. Boş bir mazeret.
Emre o gün evden çıkarken, kavga olmadı, bağırış çağırış olmadı, gözyaşı dökülmedi. Sadece buz gibi bir sessizlik vardı.
“Artık mutlu değilim, Elif.”
Gözlerimi kırptım, mutfak masasında karşısında oturuyordum. Sözleri göğsümde taş gibi çökmüştü.
“Ne dedin?” Sesim titriyordu.
Derin bir nefes aldı, şakaklarını ovuşturdu, sanki sorun benmişim gibi.
“Artık hiçbir şey hissetmiyorum. Çok zamandır.”
Çok zamandır.
Yutkundum.
“Oğlumuzu kaybettiğimizden beri mi?”
Çenesi gerildi.
“Ondan değil.”
Yalan o kadar gülünçtü ki.
Ona baktım, bir şey görmeyi umarakpişmanlık, suç, en azından bir duygu. Ama o sadece oturuyordu, gözlerini bile kaldırmıyordu.
“Yani bu kadar mı? Beş yıl, ve sadece gidiyorsun?” Masanın altında yumruklarımı sıktım.
Yine iç geçirdi, bu sefer sinirli bir şekilde.
“Tartışmak istemiyorum, Elif.”
Sinirle güldümo uçurumun kenarındayken istemsizce çıkan kahkaha.
“Tartışmak istemiyor musun? Komik, çünkü bana hiç seçenek sunmadın.”
Ayağa kalktı, anahtarlarını aldı.
“Arkadaşlarda kalacağım.”
Daha fazla bir şey söyleyemeden, kapıyı çarpıp gitti.
Ayşe, en yakın arkadaşım, onun ardından gitti. Benim desteğim, can simidimdi. Ve sonra bir anda yok oldu. Aramalarıma cevap vermedi, mesajlarımı görmezden geldi. Sonra beni her yerden engelledi.
Nedenini anlamam uzun sürmedi.
Annem ilk öğrenen oldu. Bir gece telefon etti, sesi gergindi.
“Elif, canım şuna bir bak.”
Bana Ayşenin Instagramını gönderdi.
Ve işte oradaydılar.
Emre ve Ayşe. Sahilde sarılmış, gülüyorlar, yıllardır aşk doluymuş gibi.
Ellerim titreyerek aşağı kaydırdım. Fotoğraf üstüne fotoğraf, hafta üstüne hafta. Lüks restoranlar, kayak tatilleri, şömine başı romantik geceler. Her şeyi özgürce, açıkça paylaşıyorduben hâlâ onun yasal eşiyken.
İhanet beni asit gibi yaktı. Ama eğer kırılıp düşeceğimi düşünüyorlarsa, yanılıyorlardı.
Acımı alıp güce dönüştürdüm. Emre dikkatsizdi, bu hayale fazla kapılmıştı. Mahkemede ihaneti benim lehime çalıştı. Sonunda ev kaldı, parasının yarısı ve onun sıfırdan başladığını görmenin tatmini.
O güvenimi aldı, ben de hakkım olanı.
Yeniden başlamak kolay değildi. Ama hayat direneni ödüllendirir.
Bir yıl sonra, Mehmetle




