Eşimin Ailesi Üç Günlüğüne Misafirliğe Geldi, Ama Oğul Burada Çok Uzun Bir Süredir Yaşamıyor!

İki gün önce, eşi Ahmetin annesi, Sevgi Hanım, üç günlüğüne ziyarete geldi. Ancak o artık uzun zamandır evde oturmuyordu.

İrem kapıyı hemen açmadı. Elinde kilit anahtarlarıyla duruyor, sanki çalınan sesi tanımamış gibi. Paltosu ıslanmış, şemsiyesi damlalar içinde, süt poşetinin sapı yırtık. Akşam yaklaşırken binanın koridoru bir akşam yemeği ve bir kedinin kokusuyla dolmuştu.

Kapıdan içeri giren Sevgi Hanım; örgü bir şal, cilalı ayakkabılar, tekerlekli bir bavul, elinde sıcak bir poşet taşıyordu. Sesi, eski Türk filmlerindeki aktrislerin tonuna benziyordu: neşeli, ama bir dramın gölgesi var gibiydi.

Selam, sevdiğim! Üç günlüğüne geldim, kirazlı bir baklava getirdim. Murat çok sever diye bağırdı, koridorun sonuna kadar koştu, İrem hâlâ nefesini toparlamaya çalışıyordu. Neden kodu değiştirdiğinizi söylemediniz? Ben de ayrılmıştım, sonra bavulla geri döndüm, zorla bahçedeki bekçiden kodu sormam gerekti.

İrem sessizce başını salladı, omzunun arkasında birisi varmış gibi bir hareket yaptı, ama dairede bir tek ses bile yoktu. Korkunç bir sessizlik.

Murat nerede? Sevgi Hanım ayakkabılarını değiştirip, girişte boş kalan tek askıyı gösterdi. Erkek ceketine, ayakkabısına, onun kokusuna ve dağınıklığına rastlanmadı. Daha sonra gelecek, değil mi? Akşam yemeğine oturacağız, ben pilav getirdim. Ahmet, Muratın babası, bir işten sonra gelir. O da bir tanıdığına uğramıştı, acil bir işti. Ya Can? Henüz anaokulunda mı?

İrem bir anda kısaca gülümsedi, sanki bir ipi çekmiş gibiydi.

Toplantısı uzadı.

Anladım, iş iş Sevya Hanım aniden sustu. Gözleri hızlıca etrafa kaydı. Raflarda sadece bir çay bardağı kaldı. Banyoda yarım kalan şampuan, tek bir çocuk resmi buzdolabında; Muratın fotoğrafları ise yoktu.

Mutfakta baklavayı tezgaha koydu, pilav kutusunu dikkatle açtı, İremin elini tuttu.

Endişelenme, rahatla. Hep birlikte oturur, yeriz. Ahmet gelir, onunla da güleceksiniz. O çok iyi bir adam.

İrem başını salladı, oturdu. Tabak eline girdi ama yemedi. Çaydanlık gürültülü bir şekilde kaynamaya başladı, neredeyse bağırıyormuş gibi.

Biraz sonra ikisi de Canı almaya gittiler. Sevgi Hanım eldiven ve meyve suyu dolu termos taşıdı, İrem sessizce kolunu tutarak yürüdü. Asansörde geri dönerken komşu Lena ile çarpıştılar. Lena gülümseyerek, bir anda eski bir tiraj gibi konuştu:

İrem, eski sevgilin o renkli arabayla yine mi takılıyor? Bebek arabasıyla, çocukla hiç ilgilenmiyor mu?

Sevgi Hanım dudağını sıkı tuttu, İreme bakmadı, Lenaya da bakmadı.

Lena sadece nefesini verdi İrem.

Ne oldu? Ben sadece gerçeği söylüyorum. Herkes biliyor zaten.

Akşam, Sevgi Hanım dolaptan battaniyeyi çıkartıp kanepede yatak yaparken bir an durdu, yastığı uzun süre ellerinde tuttu, sonra bakmadan:

O gitti mi? Oğlum nerede? Ne oldu?

İrem mutfak kapısında durdu, sırtı düz, elleri çaydanlıkta.

Üç ay önce gitti. Bir toplantıya gitti diye söyledi ve bir daha dönmedi.

Nereye?

İrem cevap vermedi, sadece yanına bakıyordu.

Sevgi Hanım oturdu, battaniyeyi yanına koydu, çantasını kucağına yerleştirdi, başka bir baklava çıkardı, küçük bir plastik kalıpta.

Senin için özel olarak yaptım. O, seninle her şeyin yolunda olduğunu söylemişti Yazın dört kişi de denize gitmek istiyordunuz O

Bir anda nefesini kaybetti, sanki uzun bir merdiveni çıkmış gibi. İrem yaklaşmak istedi ama dokunmadı, sadece çayı masaya koydu.

Oda sessizdi. Pencerenin dışından eski bir tramvay gürültüsü duyuluyordu. İrem pencerede durdu, Sevgi Hanım hareketsiz oturuyordu. Her ikisinin de kendi sessizliği vardı.

Kapı çarpıcı bir sesle kapandı; Ahmet daima kapıyı enerjik bir tarzda kapar, varlığını hatırlatır gibi. Şişeli mandalina poşeti ve kolunda bir gazeteyle içeri girdi.

Merhaba güzel kızlar! İşte avım! Mandalinalar Abhazyadan, çocukluk tadı gibi tatlı.

Kabanını çıkarıp, ceketini astı, mutfağa yöneldi. Orada üç bakış vardı: İremin yorgun bakışı, Sevgi Hanımın tedirgin bakışı ve Canın sevinç dolu bakışı; dede sesini duyunca çerezlerini bırakıp koştu, pantolonunu tutarak başını göğe kaldırdı, gözleri ışıldadı.

Neden sustunuz? Ahmet şaşkın, zamanında mı?

Murat Sevgi Hanım başladı ama sesi kırıldı. İreme bakarak izin istiyormuş gibi gözlerini gördü.

Murat gitti dedi İrem sakin bir sesle, sanki yüz kez tekrarlamış gibi. Üç ay önce.

Mandalina poşeti hafifçe masaya çarptı, gazete ardından düştü. Ahmet oturdu, sessiz kaldı, uzun uzun pencereye bakarak bir cevap arar gibi.

Bunu nasıl başardınız? aniden bağırdı. Sen onu ezdin, İrem. Bastın, çivi gibi çakıp durdun. Sesini duyamadım, evine yürürken sanki bir kefenmiş gibi!

Ahmet Sevgi Hanım alçak sesle fısıldadı.

Ne? Ahmet şaşkın. Her şey gizli, şimdi ise Merhaba! Sen onu elini salladı. Mahvedtin.

İrem cevap vermedi, sadece bir fincan alıp lavabo kenarına koydu, ama odadan çıkmadı. Sırtını dönmüş gibi bir şey düşünüyordu: gitmek mi, kalmak mı?

Sevgi Hanım susmuştu, yüzü solgunlaşmıştı. Ayağa kalkıp Ahmete yaklaştı, omzuna dokundu, elini titredi.

Bana her şeyin iyi olduğunu söylemiştin. Can sağlıklı, sen harikasın, tatil planlıyorsunuz. Yalan mı söyledin? sesi kırıldı.

Ahmet gözlerine baktı, ne söyleyeceğini bilemedi.

Ben duraksadı O bir çocuk değil, kararını kendisi verir. Belki birini

O artık birini seviyor İrem, arkasına dönmeden, devam etti. Onunla yaşıyor, işteki kadınla, banyoda mesajlaştığı o kadınla.

Ahmet balkondan çıktı, kapıyı kapattı, loş ışıkta bir sigara yaktı, sanki bir deniz feneri gibi yanıyordu. Çocukların yanında sigara içmezdi, ama şimdi içti.

Ona telefon edeceğim dedi İrem. Kendisi açıklasın.

Sevgi Hanım gözlerini kapadı, sessiz kaldı. Telefon ekranında Murat ismi belirdi, çaldı. Zil sesleri, ardından yorgun bir ses:

Alo?

Gel. Şimdi. Baba ve anne burada, Can var. Konuşmamız lazım.

Bir duraklama, uzun bir sessizlik, ardından Tamam dedi ve tekrar çaldı.

İrem pencereye baktı, dışarıda kar temizleniyordu, beyaz bir gece, sessiz bir kış.

Yirmi dakika sonra kilit tekrar tıkırtı yaptı; Murat içeri girdi, yabancı bir daireye adımını atar gibi. Üzerinde aynı şişme mont vardı, bir zamanlar İrem’in sakladığı sakız ve makbuzlar. Saçları dağınıktı, başka birinin parfümü hafifçe kokuyordu.

Herkese merhaba boğuk bir sesle söyledi.

Can koştu, ama bir adım ötede durdu. Murat mahçup bir şekilde oturdu, Canı kendine çekti.

Selam dostum. Nasılsın?

Bizimle yaşamıyorsun dedi Can, bir suçlama gibi değil, bir gerçek gibi.

Murat onu sıkıca tuttu, ama gözlerini kaldırmadı.

Mutfakta bir sessizlik hâkim oldu. Ahmet balkondan inip, dumandan gelen kokuyu takip etti. Sevgi Hanım oğluna bakıyordu, sanki onu ilk defa görür gibi.

Bana her şeyin iyi olduğunu söylemiştin başladı. Sen bana her şeyin yolunda olduğunu söyledin. Murat, yalan mı söyledin?

Seni üzmek istemedim.

O da? Sevgi Hanım İreme baktı. Seni üzmek istemedin mi? Yoksa sadece ortadan kaybolmak mı?

Ahmet aniden bağırdı:

Anneni neden aşağılayarak bırakıyorsun?

Murat oturdu, ellerini masaya koydu, teslim olmuş gibi.

Hiç kimseye borçlu değilim. Size, ona, kendime. Gittiğimde yalan söylemek istemedim. Seninle artık dayanamazdım, sizle de aynı.

Gittiğin şey, kalıp bir erkek gibi konuşamamak dedi Sevgi Hanım. Sadece onu değil, bizi, kendini de aldatıyorsun.

İrem köşede oturmuş, sessizdi. Artık bilmesi gereken her şeyi biliyordu.

Sevgi Hanım oğlunun omzuna dokundu, elinin titrediği belli oldu.

Daha iyiydin, Murat. Seni başka bir şekilde hatırlıyorum.

Murat hiçbir şey söylemedi, gözlerini kapattı.

Can tekrar mutfağa baktı, bu sefer kozmamadan; sadece kapıda durup izliyordu.

Murat ayağa kalktı, bir adım geri çekildi, yüzü sertleşti, bir maske gibi dondu. Aniden döndü, kapıyı çarparak kapattı; yüksek bir sesle ama net bir kapanıştı, bir bölümün son noktası gibi.

Sabah oldu, pencereden soğuk bir ışık ve pencere kenarında yeni kar görünüyordu. Ahmet yine gazeteyi okuyor, Can kahvaltı yapıyor, Sevgi Hanım bir şeyler düzenliyor, İrem pencereye bakıyordu.

İrem dik durdu, sesi daha dengeliydi:

Size verdiğiniz beyaz eşyaları toplayabilirim. Mikrodalga, tencere, çaydanlık. İsterseniz alın. Ben yenileme yapmayı planlıyorum hâlâ. Değişikliklere engel değil. Baştan temizlemek doğru olur.

Sevgi Hanım aniden döndü:

Akılını kaçırdın mı? Sabah yeni başladı, sen zaten mal varlığı konuşuyorsun. Bölüşecek bir şeyimiz yok. Kıskanacağız. Özür dilemeliyiz, eşyaları almak değil.

Can odada oyuncak arabalarla oynuyordu, ardından şöyle sordu:

Anne, baba gelecek mi?

Sevgi Hanım derin bir nefes alıp, yanına oturdu, başını okşadı:

Gelecek, Canım. Ama biraz geç. Şimdi bir çizgi film izlemek ister misin?

Can başını salladı.

İrem kapı açıklığında duruyordu, gözyaşı yok, öfke yok; sadece bir iç boşluk, uzun bir gürültünün ardından sadece sessizlik kalmış gibi. Çaydanlık bir kez daha gürültüyle kaynamaya başladı, sessizliğin fonda bir müziği gibi. Önünde sıradan bir gün vardı, yeni, ama her şeyin yeniden başladığı hissiyle.

Banyo içinde sabun ve kuru hava kokusu vardı, Sevgi Hanım lavabo başında yavaşça yıkıyordu, adeta bir meditasyon. İrem içeri girdi, havlu almayı düşündü ama durdu.

Bırak dedi Sevgi Hanım, arkasını dönmeden. Ben kendim alırım.

İrem cevap vermedi, havluyu alıp yanına koydu, bekledi.

Sana kızmadım sonunda seslendi. Sadece hiç tek başıma suçlu hissetmekten yoruldum.

Sevgi Hanım lavaboya yaslandı, başını salladı.

Ben de kızdım. Kendime. Görmediğim şeylere, görmezden geldiğim şeylere… Senin her şeyin olduğunu sandım. Sevgi, aile, mutluluk Hepsi bir masal gibi.

İrem başını salladı. İki kadın dar banyoda, bir oğul, bir ev, bir geçmişle bağlanmıştı.

Özür dilerim Sevgi Hanım nihayet söyledi. Her şey için. Seni… bir şey tutamadım. Ama şimdi bakıyorum sana, ve anlıyorum ki sen hep bizleri tutmaya çalıştın, biz istemedik bile.

İrem banyo kenarına oturdu, sessizce:

Kendimi tutmaya devam edeceğim. Sadece kendimi. Başkasını değil.

Mutfaktan Canın Anne, köpek balığı desenli çoraplar nerede? diye bağırışı geldi, bir şeyler çarptı.

Onu da ekledi İrem. Biraz daha tutarım.

İkisi gülümseyerek, kadınsı bir huzurla, yorgun ama gerçek bir dostlukla.

Daha sonra kapıda uzun bir sarılma oldu; Ahmet yanlarında durdu, huzursuzca bacaklarını sallıyordu.

Ben de yanılmıştım fısıldadı. Erkeklerin konuşması öğretilmez. Çocuklukta, sonra da olmaz.

Öğrenin dedi İrem. Konuşacak biriniz olduğu sürece.

Ahmet başını salladı.

Can ayakkabılarını yanlış giymiş, ama koşarak merdivenlerden aşağı indi.

Seni çağıracağız dedi Sevgi Hanım. Ya da bizi. Artık bir aileyiz, nereye gideceğiz bilemedik.

İrem başını salladı, sarıldı.

Daire neredeyse boştu; mobilyalar sade, kutular duvarda, pencere kenarında yalnız bir fincandı. İrem bir kaşık koydu, kaynar su döktü, pencereyi açtı, serin bir hava ve yeni bir şey aklına gitti.

Can yere uzanıp yeşil kalemle gökyüzünü çizmeye başladı.

Neden mavi değil?

Çünkü bahar gelecek Can gülümseyerek, İstersen baharı bizimle, çiçeklerle birlikte getirebiliriz, dedi ve odanın penceresinden içeri süzülen ilk bahar ışıklarıyla umut dolu bir geleceğin kapısını araladı.

Rate article
Lifequest
Eşimin Ailesi Üç Günlüğüne Misafirliğe Geldi, Ama Oğul Burada Çok Uzun Bir Süredir Yaşamıyor!