Terkedilmiş Bebek

Anneanne Tülay Hanım, oğlu Muratın evine adımını attığında içinde bir sevinç ve heyecan fırtınası vardı. O anı, torununa, tatlı bir kurşun hediyeyle süsleyecek olması daha da özel kılacaktı. Elinde pembe saten bir kurdeleyle bağlanmış, üzeri kabarık bir papyonla süslü yarım metrelik bir kutu taşıyordu.

Tülay Hanım bu hediyeye ne güç, ne zaman, ne de para eksik bırakmadı. Bir restorasyon operasyonu başlattı! İzmirde eski oyuncak bebekleri onaran bir ustaya gitti, mavi bir elbise ve bir başlık kendisi dikip, yanına keçe bir mont, keçe bot, şapkalı bir atkı, zarif dantelli süslemeler, bir gömlek ve puantiyeli bir elbise daha hazırladı. Hepsi bir tek elleriyle yapılmıştı! Bu, 1960ların sonlarında onun doğum gününde, maddi açıdan kısıtlı bir ailenin tek güzel oyuncağı olan Nazan bebekti. O zamanlar Nazan, küçük bir kız çocuğu için hayallerin, neşenin kaynağı olmuştu. Anneanne, Nazanı yeniden hayata döndürmek istedi; çünkü modern bebekler çoğu zaman yalnızca boş, cansız, hatta korkutucu yüzlerle doluydu.

Vay canına! diye hayret eden gelin Ayşe, Bu nadir eseri nereden buldunuz? diye sordu.

Tüm hayatımda tek bir bebek oynadım, işte o! diye cevapladı Tülay Hanım, Kardeşim Selmanın evine gidip onu aldım; o da anne evinde saklı kalmıştı. Biz hep erkek çocuklar doğduk, bu bebek için kimse zaman ayıramazdı. Yıllarca kırık bir bacağıyla kutuda kaldı O an ne kadar ağladığımı hatırlıyorum. Şimdi ise adeta yeni bir bebek gibi, hatta daha da güzel! Restoratör harikalar yarattı!

Torunu Şebnem, büyük bir hevesle Bana ver, ver! diye bağırdı ve yetişkinler bebeği incelerken ona uzandı.

Beğendin mi? dedi Anneanne.

Çok güzel ne güzel bir elbise Ben de böyle bir şey istiyorum! dedi Şebnem.

Belki sana da bir tane dikerim, neredeyse aynı olur, diye ekledi Tülay Hanım.

Annecim, şimdi kim bu eski Sovyet kıyafetlerini giyer? diyerek oğlu Murat araya girdi.

Sus, baba! Şebnem, isterim! diye bağırdı beş yaşındaki Şebnem.

Olur, canım bebek, her şey olacak, diyerek anneanne, Bu bebeğin adı Nazan, dedi.

Baa, kötü bir isim! Onu ben ona Cemre diyeyim! diye Şebnem ismi değiştirmek istedi.

Hayır kızım! O bir köpek ismi! diye kavga eden anneanne uyardı.

Hayır, Cemre, çizgi filmden! diyerek Şebnem bebeğin yüzüne dokundu; bebeğin masmavi gözleri bir kez daha parladı. Vay! Görüyor musunuz?

Kayınvalide Selma, Benim de çocukluğumda böyle bir bebek vardı! Yumuşak, dolgu içindi. Ne tat! Şebnem, bir dakika tutayım, diyerek bebeği eline aldı.

Şebnem isteksizce bebeği Selmaya verdi ve ikinci anneanneyi izlemeye başladı.

Ne güzellik! Bu kızarın yanakları ve berrak gözleri! Ne içten, neşeli bir bakış! Üzerindeki dantel gibi işçilik inanılmaz! Çocukluğumda tam da bu mavi elbiseye sahip bir bebek vardı! dedi Selma.

Tasarımı Sovyet kalıplarına göre dikiş yaptım, diye hafif utanarak Tülay Hanım açıkladı.

Nasıl? Sen mi? Tüm kıyafetleri de sen mi diktin? Ne ince işçilik! Aman ne güzel, Ayşe! Dikiş ustası olduğunuzu bilmiyordum, dedi Selma.

Harika bir şey oldu, hakikaten, diye kayınpeder, bıyıklarını okşayarak ekledi.

Anneanne, böylesi iltifatlarla alışık olmayan bir ifadeyle yanaklarında kırmızı bir renk belirdi; bu renk Şebnemin gözleriyle yarıştı.

Selmanın gözleri tekrar çocukluk heyecanıyla parladı ve bir şaka gibi, Bakalım bu bebek ne yapabiliyor? Nazan, yani Cemre, Tanrım affetsin diye seslendi.

Kayınvalide bebeğin karnına bastı ve bebek çocukça bir sesle Anne! diye bağırdı.

Genç çift, hafif bir ironiyle birbirine baktı; Tülay Hanımın gözlerinden geçmiş bir hüzün damlası, çocukluğa dair özlemi yansıttı. Selma birden Uhh diye çığlık attı, ardından çocukça bir gülümseme takındı. Şebnem ise Bebeği ver! diye bağırarak ellerini uzattı.

Biraz daha bekle! diye Selma bebeği yere koydu ve şarkı söylemeye başladı: Top, top, bebek yürür Yürüyor! Yürüyor!

Mama, bu kadar çocuksunuz, ne kadar şaşırtıcı, dedi Murat, gülümseyerek.

Ben çok şey biliyorum! Çocukluk zamanımda bir bebek için canımı vermeye hazırdım. Ya da bir kilo haşlanmış turp yemeği o korkunç anıyı hatırlıyor musunuz? O bir hayaldi, günümüzün çocuğu için değil. Tülay, ne güzel bir iş çıkardın! diyerek Şebneme oyuncağı verdi. Bugün en güzel hediye senin tarafından geldi!

Tülay Hanım, Ah, ne güzel diyerek masaya yöneldi. Gözleri Şebnemin üzerine kaydı; kız bebek altına bakarak bir düğmeyi arıyordu. Anne! Anne! diye sürekli sesleniyordu.

Şebnem, lütfen o düğmeyi sökme, nasıl çalıştığını merak etme; düğme de restorasyon gördü, diye Selmaya anlattı. Zamanla her şey eskir.

Ayşe, yaşlıların her zaman eski eşyaları çıkarıp üzerlerinde dolaştığını düşündü.

Şebnem, anneannenin dediğini duydun mu? diye Selmanın sesini taklit etti.

Evet, diye Şebnem cevap verdi.

Büyükler kendi sohbetlerine daldı; doğum günü çocuğu için ilk kadehler kaldırıldı. Şebnem, bir yandan masaya koşup yeni oyuncaklarla oynuyor, diğer yandan da çizgi film izliyordu. Bebek artık soyulmuş, zeminde yıkılmıştı; yanına bir kedi oturdu ve bebeğin beyaz, parlak saçlarını diliyordu. Tülay Hanım pencere kenarında oturmuş, neler olduğunu görmüyordu; herkes bebeği unutmuştu.

Büyük torunum Ahmet nerede? diye Tülay Hanım aniden sordu.

Arkadaşlarıyla dışarıda, diye Murat yanıtladı. Gençliğin ayrı bir eğlencesi var.

Doğum günü çocuğunu kutladın mı? diye sordu.

Aldım ona beş kez kulaklarını çekerek, yaşı kadar, sonra bağırarak boya kalemleri ve boyama kitabı verdim.

Çocuğa kulak çekmek ne kadar! diye Selma şaşırdı.

Şaka yaptık, onun bir tehlikesi yok, diye Ayşe, eskiden yaşadığı kırgınlığı hatırlayarak, Büyük kız kardeşim beni saçma sapan şeylerle taciz ederken, sen neden üzülmedin? dedi.

Kayınpeder, bir şişe içkiyi bırakarak tavana baktı ve Heh-heh, diyerek eşinin sırtına elini koydu. Aranızda kavga olmasa da, beni ayırmadım; geçmişin sıkıntıları var diye iç çekti.

Selma, eski kırgınlıklarını dökülterek, Baba hiç bir şey yapmazdı, ben sadece bir havluyla tokat atardım! dedi.

Ayşe, Biliyorum ama Olyaya daha çok para verdik, ona da ev aldık, diye itiraz etti.

Biz sana üniversiteyi ödedik, yirmi iki yaşına kadar yaşadın! Olya kendi parasını kazandı, biz sadece yardım ettik, diye Selma yanıtladı.

Ayşe dudaklarını büzdü, bir şey söyleyecekti; fakat Tülay Hanım ortamın gerilmekte olduğunu fark edip hafifletmek istedi:

Ben bir papağan aldım, dün sabah balkondan dışarı baktım, kapıdaki kafese oturmuş merhaba güzelim! diye seslendi, dedi.

Herkes gülüştü, kayınvalide bir komşunun bu ses olduğunu düşündü. Bebeği hemen bırak, boya kalemlerini al! diye bağırdı Tülay Hanım.

Şebnem, bebeği kucağında tutup, kızıl bir boya kalemiyle yanaklarına pembe renk verdi. İnşallah daha güzel olur! dedi.

Baba Murat, Ne? Bebeği bozdu mu? Anneanne ağlayacak, Cemre de üzülür! diye bağırdı.

Selma, Şebnem, lütfen o düğmeyi çıkarmaya çalışma; ona zarar verirsen pişman olursun, diye uyardı. Düğme de tamir edildi, diye ekledi.

Ayşe, yaşlıların eski eşyaları çıkarıp üzerine takıntılı olduklarını düşündü.

Şebnem, duydun mu anneanne? diye sordu.

Aa diye Şebnem cevap verdi.

Büyükler sohbete devam etti; doğum günü içten bir kutlamayla devam etti. Şebnem bir kez masaya koştu, ardından yeni oyuncaklarıyla oynadı, aynı anda çizgi film izledi. Bebek yere düşmüş, yanına bir kedi yatıp tüylerini temizliyordu. Tülay Hanım pencere kenarında oturmuş, ne olduğunun farkında değildi. Diğerleri bebeği unutmuştu.

Büyük torunum Ahmet nerede? diye tekrar sordu Tülay Hanım.

Arkadaşlarıyla dışarıda, diye Murat yanıtladı. Gençliğin başka bir heyecanı var.

Doğum günü çocuğuna bir kez daha çikolata pastası ve çeşitli şekerlemeler ikram edildi.

Şebnem, Bebeği tekrar ver! diye bağırdı, ama Tülay Hanım Sabırla, bir saniye bekle diyerek bebeği yere koydu ve Bu bebek yürür! diye şarkı söyledi.

Anneanne, Şebnem, bu bebek artık senin; tamir edildi, yenilendi, yeni gibi. Ne istersen yap, ben kızgın olamam, diyerek bebeği ona verdi.

Şebnem, Anneanne, Nazanı bir daha asla kırmayacağım, onun en sevdiğim oyuncak olacağını vaat ediyorum, dedi.

Tıpkı Cemre isimli bir köpek gibi diye Tülay Hanım şaşırdı.

Hayır, Nazan. Nazan benim, diyerek Şebnem bebeğe nazikçe öpüştü, Sen çok güzelsin, canım bebeğim! dedi.

Tüm aile birbiriyle gülümseyerek göz göze geldi.

Haydi bir kadeh daha kaldıralım! diye kayınvalide, Şebnem ve Nazan için! Bizim güzel büslerimiz için! diye bağırdı.

Bu akşam, eski bir oyuncağın, sevgi ve anıların, maddi değerden çok daha kıymetli olduğunu hatırlattı. Hayatta gerçek değer, paranın değil, paylaşılan sevgilerin ve hatıraların ışığında bulunur.

Rate article
Lifequest
Terkedilmiş Bebek