— Dövme… Bu doğru mu? — İoana’nın büyük kızının sesi titriyordu.

Hey canım, bir şey anlatayım sana, dinle bir iki dakika.

Baba bu gerçekten mi? diye bağırdı büyük kızımız Elif.

Ne demek istiyorsun? diye sessizce cevap verdi, göz göze bakmaya cesaret edemedi.

Bizden ayrılıyorsun ve o kadın senden çocuk bekliyor.

Oda bir ağırlık gibi sessizliğe büründü. Anne Ayşe boşluğa bakıyordu, gözleri gözyaşlarından şişmişti. Küçük kız kardeşleri Nazlı ve Deniz birbirine sarılmış, bu korkuda bir dayanak arıyorlardı.

Evet, diye derin bir iç çekişle söyleyecek bir an buldu. Doğru. Hayatımın devam etmesi gerekiyor.

Devam mı? diye bağırdı Elif. Kiminle? Yaşıtlarımdan bir kızla mı? Bizi aşağılayan ve annemi hor gören bir kadınla mı? Yirmi iki yıllık evlilikten sonra nasıl yapabiliyorsun baba? O sana ne yaptı ki?

Babası başını eğdi, utanıyordu ama duramıyordu. Seda onu gençliği ve iltifatlarıyla sardı. Seda yirmi beş, neredeyse Elifin yaşı kadar. Kabası, tavrıyla herkesin önünde haykırıyordu:

Ben onun geleceği, siz ise sadece geçmişsiniz. Kabullenin.

Ayşe sessiz kaldı; kalbi artık savaşacak gücünü kaybetmişti. Yıllarca süren sevgi, uykusuz geceler ve her şeyini ona verme sonrası, o gitti, Ayşeyi acı ve üç çocuğu ile yalnız bıraktı.

Aylar geçti, gerilim arttı. Elif, Sedanın her defasında annesini aşağılamasını izleyerek dayanamayınca bağırdı:

Seni asla kabul etmeyecek ve ailemizin bir parçası olmayacaksın!

Seda çığlık attı, telefonu çıkardı ve her şeyi kaydetmeye başladı, skandallarla tehdit etti.

Birkaç hafta sonra mahkeme tebligatı geldi: baba sevgilisi için manevi tazminat davası açmış, bu da kızına karşı bir dava demekti.

Nasıl yapabildin baba? diye fısıldadı Elif, mahkeme salonunda gözleri dolu. Ben senin kızınım sana hep gurur duydum Şimdi bana mı böyle davranıyorsun?

Soğukkanlı bir sesle cevap verdi baba, sevgilisinin elini tutarak. Sedaya saygı duymalısın.

Anne kenarda oturmuş, dudaklarını ısırıp kanatıyordu. Küçük kardeşler sessizce ağlıyordu.

O gün, onları bir baba olarak son kez gördükleri gündü. Kendini sahte gençlik ve açgözlülükle kör etti, ailesini değil, kendini kaybetti.

Kızlar anneleriyle kaldı. Çabuk büyüdüler, kendi acılarından aile demek kanla ölçülmez diye öğrendiler.

Yıllar geçti, Ayşe dimdik ayakta kaldı, yalnız bile. Kızlar hayatlarını kurdular.

Seda sonunda gitti. O, babadan alabileceği her şeyi para, ev, güç aldı, geriye hiçbir şey bırakmadı; sadece küçük bir çocuk ve boş bir ruh.

Bir akşam, yorgun, gri saçlı ve gözlerinde kaybolmuş bir insan gibi döndü eve.

Kapının önünde kızları duruyordu. Uzun uzun bakıp sessizce izlediler. Gözlerinde sorulması imkânsız bir soru vardı:

Nasıl bizi aldatabildin baba? Başkasını bize üstün tutabildin mi? Ne yaptın bize?

Babası hiç cevap vermedi, sadece başını eğdi.

Ve o sessizlikte kalan tek şey, bir türlü yok olmayacak şeydi acı ve gecikmiş pişmanlık.

Rate article
Lifequest
— Dövme… Bu doğru mu? — İoana’nın büyük kızının sesi titriyordu.