Çocuğu yetimhane gönder, çünkü benim oğlumun çocuğu değil! Gülümseyerek, kayınvalidem söylemişti.
Sen de Nihat’ın başka bir çocuğa bakmasını beklemiyor musun? Sıra dışı bir ses tonuyla Sevda Yıldız, ince bir porselen fincanı tepsisine nazikçe koydu. Çocuk artık büyük, bağımsızlık kazanması ona iyi gelecek.
Gülşah odada bir anda havanın ağırlaştığını hissetti. Kayınvalidenin göz alıcı gümüşi saçları, pahalı tırnakları, ışıltılı mücevherleri bir anda korkutucu bir gölgeye büründü. İnce dudaklarının altındaki gülüş, bir yırtıcı hayvanın avını beklediği gibi gizli bir tehdit taşıyordu.
Mert sabahın erken saatlerinde uyanmıştı, her zamanki gibi. Gülşah ocakta, ahşap bir spatula ile menemen karıştırıyordu. Taze nane çayı kokusu yeni evimizin mutfağını doldurmuştu. Düğünden iki hafta sonra hâlâ bu evi bizimki olarak adlandırmaya alışamamıştı; her şey geçiciymiş gibi, sanki o ve oğlu Nihatın geniş bir villa misafiriymiş gibi.
Anne, mavi kazakımı gördün mü? Mert, ders kitaplarıyla göğsünü sıkarak mutfağa koştu.
Dolabın üst rafında, Gülşah, oğluna gülümseyerek baktı. On dört yaşındaydı, boyu neredeyse ona eşit, yüz hatları babasını anımsatıyordu. Saçını taramayı unutma, sanki bir karahindiba gibi gözüküyorsun.
Mert kıkırdadı, ama itaatle dağınık tüylerini düzeltti. Gülşah masaya bir tabak koydu.
Artık taşınma yok mu? sessizce soruldu gözleri tabağa takılarak.
Yok, Gülşah omzuna hafifçe dokundu. Şimdi bir evimiz var.
Nihat, Mert kahvaltıyı bitirirken aşağı indi. Uzun boylu, kahverengi gözlü, hafif dağınık saçlıydı. Gülşahın yanakına bir öpücük kondurdu, Mertin saçını hışırtılı bir şekilde dağıttı:
Sınavlar nasıl gidiyor?
Normal, Mert omuz silktirdi, ama Gülşah, gizlice bir gülümseme yakaladığını fark etti. Altı ay önce tanışan genç, artık kayınpederine yavaşça ısınmıştı.
Kapı çaldı. Sevda Yıldız davetsiz içeri girdi, tanıdık ama bir o kadar da soğuk bir gülümseme takındı.
Günaydın, aile! O, oğlunun alnına bir öpücük kondurdu, Gülşaha başını salladı, Merti pek görmezden geldi. Nihat, arabamın evraklarını unuttun, ben getirdim.
Nihat belgeleri karıştırırken, Sevda Yıldız mutfağı tek tek incelemeye başladı. Gülşah omuzları gerginleşti; ilk bakışta o yargılayıcı gözler, dar bir köşeye çekilip sıkıştırmak ister gibi hissettirdi.
Gülşah, öğleden sonra boş musun? kayınvalidem aniden sordu. Çaya gel, kadın sohbeti yapalım, birbirimizi daha iyi tanıyalım.
Tabii ki, Gülşah kabul etti.
Mert, annesine şüpheyle baktı. Her zaman bir sahtekarın izini sürüyordu. Sevda Yıldız gülümsemesini genişletti, ama gözleri buz gibi kaldı.
Harika, üçte birde seni bekliyorum.
Kapı kapanınca Gülşah bir nefes aldı; açıklanamayan bir gerginlik göğsüne doldu. Nihat, onun halini fark edip omzuna dokundu:
O sadece kendini gösteriyor, kendi tarzıyla.
Elbette, Gülşah içten içe inanmakta zorlandı.
Üç buçuk saate kadar Gülşah, giriş holündeki aynada bluzunun yakasını düzeltiyordu. Mert matematik kulübüne hazırlanırken onun sinirli hareketlerini izliyordu.
O sana sevgi göstermiyor, aniden bağırdı. Beni de aynı şekilde.
Saçma şeyler söyleme, Gülşah çocuğunun yanağını okşadı. Ona sadece zamana ihtiyacı var.
Hiçbir zaman anlamadım, neden yetişkinler sahte davranıyor, Mert omuz silktirdi. Sanki ayaklarımız altındaki toprağı görmezmiş gibi bakıyorlar.
Gülşah, ne cevaplayacağını bilemedi. Sevda Yıldız yan komşu villada iki adım uzakta oturuyordu; kapı çaldığında sanki kayınvalidenin varlığı önceden beklenmişti.
İçeri gel, sevgili. Çaydanlık kaynadı.
Oturma odası tertemiz parıltıyla ışıldıyordu; antika mobilyalar, pahalı çerçevelerdeki tablolar, porselen takımler hepsi ev sahibinin maddi durumunu haykırıyordu. Gülşah, kanepede oturup ellerini dizine koydu. Sevda Yıldız, fincandan fincana çay doldurdu, gümüş bir tepsiden bir dilim baklava getirdi.
Nihatın mutlu olmasını istiyorsun, değil mi? aniden sorarak şekeri karıştırdı.
Gülşah, kalbinin hızlandığını hissederek, dikkatli bir şekilde yanıtladı:
Evet, elbette istiyorum. Hepimiz sevdiklerimizin mutlu olmasını arzu ederiz.
Sevda Yıldız, bir baklava dilimini gümüş çatalla alıp yavaşça çiğneyerek, damakta kalan bir krem parçasını mendille sildi. Gözleri Gülşaha saplandı:
Oğlum gerçek bir aileye layık, dedi, bakışlarını kaçırmadan. Sen güzel, ev kadınısın. Ama bir problem var.
Finjan tepsiden çaldı, porselenin sesi Gülşahın içinde bir titreşim yarattı.
Çocuğu yetimhane gönder, çünkü benim oğlumun çocuğu değil! kayınvalidem gülümsemesini sıradan bir ekmek almak gibi söyleyerek ekledi. Her şeyi araştırdım. Prestijli bir okul var, en iyi öğretmenler, mükemmel bir program.
Gülşah kulakları çınladı. O kadın, kusursuz duruşu ve görgüleriyle, bir canı olan bir çocuğu, Nihatın oğlunu, bir başka çocuğu nasıl bu kadar basitçe küçümseyebiliyordu?
Sevda Hanım, şaka mı yapıyorsunuz? neredeyse fısıldayarak sordu.
Şaka değil, kayınvalidem cilalı bir broşürü ona itti. Çocuk artık on dört yaşında.
Dört yıl su gibi akıp gidecek. Nihatın kendi ailesi, kendi çocukları olsun ister. Senin çocuğun onun kanı değil. bir şeyler söylerken sanki bir şey söylemekten utanıyormuş gibi. Tüm masrafları karşılayacağım. Bu benim hediyem.
Gülşah, Sevda Hanımın gülümsemesinde boşluk gördü, insanlık eksikliğini hissetti. Dizleri titredi;
Oğlum kimseye gitmeyecek, sessiz ama kararlı bir sesle söyledi. O benim hayatımın bir parçası.
Fazla dramatize etme, kayınvalidem gözlerini dondurmuş bir soğukla süzdü. Akıllı bir kadın olarak geleceği düşün, Nihatın kariyerini, sizin ilişkinizi. Çocuk sadece engel olur.
Onun adı Mert, Gülşah yumruklarını sıktı. Ve o benim ailem. Eğer oğlun bunu anlamazsa
Oğlum henüz pek bir şey anlamıyor, Sevda Yıldız araya girdi. Ama bir gün fark edecek, bir yabancı çocuğun yük olduğu gerçeğini. Özellikle ergen bir çocuk. Nihatla gerçek bir bağ kuramaz.
Gülşah boğazına bir burukluk geldi; çay masasına dökülen çayın üzerine bir anlık hüzünle kaşlarını çattı.
Özür dilerim, gitmem gerekiyor. Kapıdan fırlayarak çamaşırhanın içinde ağlayan gözyaşlarını içini patlayan bir öfkeyle dışarı attı.
Nihat eve döndüğünde Gülşah, boğazı kırılacak gibi olmuş bir sesle ona durumu anlattı.
Olmaz, Nihat başını salladı. Sen bir şey yanlış anladın. Annem asla
Telefon et, Gülşah titrek bir sesle fısıldadı. Şimdi ara.
Nihat zorla numarayı tuşladı, sesli aramayı açtı.
Anne, Gülşah bizim konuşmamızı anlattı, bir yanlış anlaşılma mı?
Sevda Yıldız derin bir nefes alarak:
Oğlum, bu ciddi bir konu. Çocuğa daha iyi bir eğitim ortamı sağlamak istiyorum. Ayrıca miras, daire, bahçe hepsini senin ve gerçek çocukların için ayarlamayı düşünüyorum.
Nihat başını eğdi, sesindeki titrek bir hayal kırıklığını gizleyerek:
Çok fazla düşünme, anne. Ben senin hayalini, bir çocuğu değil, bir aileyi düşünüyorum.
Nasıl dersim? Sevda Yıldız sesini yükseltti. Bu çocuğu sana bir yük olarak görmek mi?
Nihat sessiz bir an durdu, ardından kararlı bir sesle:
Mert benim çocuğum oldu, çünkü onu sevdim. Birini sevdiğin zaman onun çocuğunu da kabul edersin.
Romantik saçmalık! kayınvalidem bağırdı. Şu anda aşık, ama bir yıl içinde aklını toplayacaksın
Yeter artık, Nihat onu kesti, Gülşah ilk defa kocasının içinde bir kararlılık gördü. Sorun benim anlayışımda değil, senin tutumunda.
Mert ailemin bir parçası. Eğer bu senin için aşılmaz bir engel ise, belki de bir ara vermek daha iyi olur.
Böyle konuşma! Sevda Yıldız çığlık attı. Ben senin annenim! Bütün hayatımı senin için harcadım!
Sen benim annemsin, ama hayatımın yöneticisi değilsin, Nihat sakin ama etkileyici bir sesle yanıtladı. Eğer bir kez daha Merti ortadan kaldırmak istersen, tüm bağları koparacağım. Bu son sözüm.
Telefonun ucunda sessizlik çöktü, ardından kısa bir zil sesi.
Üzgünüm, Nihat yatağa çökerek yüzünü ellerine sakladı. Bunu beklemiyordum
Gülşah sessizce yanına oturdu, söz bulamıyordu.
Sence sakinleşecek mi? sonunda sordu.
Hayır. Bu sadece başlangıç, Nihat gözlerinde bir acı parıltısıyla cevap verdi.
Üç gün boyunca evde ağır bir sessizlik hakim oldu. Sevda Yıldız görsel olarak ortaya çıkmadı, telefon çalmadı. Nihat, işte dağılmış bir tel, evde ise sessiz bir gölge gibiydi. Gülşah, onun suçlu bakışlarını üzerindeki hafif bir dokunuşla yakalamaya çalıştı, ama içindeki endişe büyüdü.
Perşembe akşamı telefon çaldı. Gülşah ekranı gördü: Sevda Yıldızın numarası.
Konuşmamız lazım, Sevda Yıldız kısa bir sesle söyledi. Üçümüz bu akşam bir araya gelelim.
Bence iyi bir fikir değil, Gülşah açıklamaya başladı, ama kayınvalidem sözünü kesti:
Kızım, oğlumun geleceği söz konusu. Ya bize gelirsiniz, ya ben gelir miyim? Sen seç.
Nihat işten erken döndü, yüzü solgun, gözlerinde gölgeler belirdi.
Annen aradı, Gülşah fısıldadı. Görüşmek istiyor.
Nihat başını salladı:
Biliyorum. O da beni aradı, bir şeyleri değiştireceğini söyledi.
Sen inanıyor musun? Gülşah dikkatle baktı.
Hayır, Nihat omzunu silkedi. Ama denemeliyim.
Merti korumak istiyorum, Gülşah fısıldadı. O böyle bir şeyi duymamalı.
Nihat onu kucakladı:
Her şey yoluna girecek, o duymayacak.
Saat yedide, Sevda Yıldızın kapısını çaldıklarında, kadın hemen açtı; şık bir takım elbise içinde, soğuk bir gülümsemeyle.
İçeri buyurun, sesi alışılmışın dışında nazikti. Akşam yemeği sipariş ettim.
Masa kristal, gümüş takımla ve bir kadeh şarapla süslenmişti. Sevda Yıldız yemeği tabağa dağıttı ve karşısındaki Nihata döndü:
Fazla ısındım, annesi gözlerine baktı. Anne endişesi bazen çirkin sözler söyletebiliyor. Gülşaha döndü: Özür dilerim, canım. Haklıydın.
Gülşah sessizceSonunda Nihat, sevgiyle dolu yeni bir aileyi yaratmanın, maddi mirasın ötesinde, gerçek bir bağ kurmanın en değerli hediye olduğunu anladı.




