“Evlenmek istememiştim annem zorladı.”
“Alp, Efe’ye bakabilir misin?” diye seslendi Meryem, aynı önünde eşarbını düzeltirken. “Akşama, altı gibi dönerim. Öğle yemeğini unutma, buzdolabında hazır, sadece ısıtacaksın.”
Cumartesi günü hiç beklenmedik şekilde yoğun geçiyordu. İş yerinde bir kriz çıkmış, müdürü de hafta sonu çalışmasını rica etmişti. Bu işi halledebilecek tek kişi oydu. Meryem düşünmeden kabul etti. İş, ona sadece para kazandırmıyor, aynı zamanda kendini değerli hissettiriyordu.
Beş yaşındaki Efe odasında sessizce oyuncak arabalarıyla oynuyor, motor sesleri çıkararak bir şeyler mırıldanıyordu. Normal bir hafta sonu sabahıydı. Meryem çantasını kontrol etmiş, anahtarlarını bulmuştu ki Alp odadan çıktı.
“Hayır,” dedi Alp, umursamaz bir tonla.
Meryem donup kaldı, eli kapı kolunda asılı kalmıştı. Dönüp kocasına şaşkınlıkla baktı.
“Ne?”
“Çocukla ilgilenmeyeceğim,” diye tekrarladı Alp, onun yanından geçip vestiyere yöneldi. “Bugün kendi planlarım var.”
Meryem ona inanamıyordu. Altı yıllık evlilikleri boyunca Alp hiç Efe’yle ilgilenmeyi reddetmemişti. Hep örnek bir baba gibi görünmüştü. Şimdi ise hiçbir açıklama yapmadan ceketini giyiyor, ayakkabılarını bağlıyor ve kapıya yürüyordu.
“Alp, anlamıyorum. Ne oldu?” Meryem ona doğru bir adım attı, ama Alp onu yoldaki bir engelmiş gibi geçti.
“Hiçbir şey,” diyerek çıktı kapıdan, ardına bile bakmadı.
Kapı Meryem’in suratına kapanmıştı. Koridorun ortasında, çantasının kayışını sımsıkı kavramış halde duruyordu. İçi düğüm düğüm olmuştu. Bir saat sonra işte olması gerekiyordu. Telefonunu kaptı, titreyen parmaklarıyla annesinin numarasını çevirdi.
“Anne, özür dilerim, ama yardımına ihtiyacım var. Acil. Efe’ye bakabilir misin?”
Neyse ki annesi fazla soru sormadı.
Zamanı hesapladığında annesinin yetişemeyeceğini fark etti. Komşusuna koştu. Fatma Teyze, karşı dairedeki yaşlı kadın, her zor durumda yardım ederdi. Kapıyı çaldı, Fatma Teyze açtığında yalvaran gözlerle baktı.
“Fatma Teyze, lütfen Efe’ye annem gelene kadar bakar mısınız? İş yerinde acil bir durum çıktı, Alp de… Alp iş için çıktı.”
Fatma Teyze başını salladı ama kabul etti. Meryem oğluna Fatma Teyze’nin yanında biraz kalacağını söyledi ve evden fırladı. İşe giderken yaşadığı şeyin gerçek olup olmadığını sorguluyordu. Bu neydi? Alp neden böyle davranmıştı? Belki tartışmışlardı da fark etmemişti? Son günleri aklından geçirdi. Dün akşam sakin bir şekilde yemek yemişler, film izlemişlerdi. Hatta haftanın planlarını bile konuşmuşlardı.
İş yerinde odaklanamıyordu. Görevlerini mekanik bir şekilde yaparken aklı hep sabahki olaydaydı.
Birkaç kez Alp’e mesaj attı:
“Neredesin?”
“Ne oldu?”
“Böyle davranmanın sebebi ne?”
Ama cevap gelmedi. Telefonu sessiz kaldı. Ekranı her beş dakikada bir kontrol ediyordu, ama hiçbir bildirim yoktu.
Akşam annesini gönderirken,
“Çok teşekkür ederim anne. Sensiz ne yapardım bilmiyorum,” dedi.
Annesi başını okşadı, tıpkı küçükken yaptığı gibi.
“Önemli değil kızım. Sadece söyle, ne oldu? Alp nerede?”
“Bilmiyorum. Sabah çıktı ve hala dönmedi.”
Meryem annesini uğurladı. Evdeki sessizlik kulaklarını tırmalıyordu. Oğlunun odasına gitti, uyuyan Efe’ye baktı. Minik oğlu peluş ayısına sarılmış, hafifçe horulduyordu. Ne kadar küçük ve savunmasızdı. Saçlarını okşadı, alnına bir öpücük kondurdu ve sessizce çıktı.
Alp iki saat sonra geldi. Meryem duşunu almış, pijamalarını giymiş, sakinleştirici bir çay içmişti. Anahtar sesini duyunca donakaldı. Alp sabah çıktığı gibi sakin bir şekilde içeri girdi. Ceketini çıkardı, ayakkabılarını çıkardı ve odasına geçti.
Meryem kapıda durmuş onu izliyordu. İçi kaynıyordu. Alp telefonuna bakmaya devam ediyordu. Meryem tam karşısına geçti.
“Bu neydi böyle?”
Alp ona yabancı birine bakar gibi baktı. Öyle bir bakışı hiç görmemişti. Ne kocasından, ne de Efe’nin babasından.
“Rol yapmaktan yoruldum,” dedi Alp.
Meryem’in içi buz kesti. Kalbi hızla çarpıyordu. Yavaşça koltuğa oturdu, gözlerini ondan ayırmadan.
“Neden yoruldun?”
“Bu aileden. Bu evlilikten. Senden. Oğlumuzdan.”
Meryem ona şaka yapıp yapmadığını anlamaya çalıştı. Ama Alp’in yüzü ciddiydi. Soğuk ve uzaktı.
“Ne demek istiyorsun?” diye zorlukla çıkardı Meryem, koltuğun kenarını sımsıkı kavrayarak.
“Dediğim şeyi,” dedi Alp omuz silkeleyerek. “Seninle evlenmek istememiştim, Meryem. Annem zorladı. İyi, nazik, düzgün bir gelin olduğunu söyledi. Senin gibi insanların kıymetini bilmem gerektiğini. Mutlu olacağımı. Altı yıl dayandım. Ama daha fazla dayanamıyorum. Bu evlilik beni boğuyor. Aşağı çekiyor.”
Meryem inanamıyordu. Gözleri dolmuştu, ama ağlamadı. Şimdi değil. Onun önünde asla.
“O zaman neden bu




