Ne demek akşam yemeği için hiçbir şey yapılmadı? Biz buraya senin için gelmedik!” diyerek kayınpeder karşı çıktı ve boş masaya oturdu.

Ne demek akşam yemeği bir şey hazırlanmadı? Senin yüzünden buraya gelmedik! diye kayınpeder, boş masaya otururken bağırdı.

Bu hâlâ nasıl katlanıyorsun? dedi Gül, Melekin iş arkadaşı, kaşıklı şaşkınlıkla. Ben çoktan çığlık atardım.

Melek kahvesini karıştırarak içini çektı. Öğle molası neredeyse bitiyordu, ama arkadaşına konuşmak da bir nebze rahatlatmadı.

Bazen sanki bir sokak köşesinde yaşıyormuşum gibi hissediyorum, diye sürttü Melek fincanını kenara. Düşünsene, toplantıdan eve dönerim, neredeyse ayakta duramıyorum. O sırada kayınvalide ve en yakın arkadaşı mutfakta çay içerkensanki onlar evin sahipleri!ve Kerem bile bana haber vermedi.

Peki, ne yaptın?

Ne yapabilirdim ki? Gülümseyip çaydanlığı koydum, kurabiye çıkardım

Gül başını salladı. İlk sen kendin eğittin onları. Beş yıldır bu hâli tolere ediyorsun.

Melek otomatik bir hareketle şakaklarına dokundu; aylardır eşlik eden baş ağrısı yeniden çattı.

Kerem mutlu olmalıyız diyor, anne ve babam bana kız gibi davranıyor diye. Hafta içinde kaç kez gelirler? diye soruyorum. En az üçdört kez, özellikle kayınpeder aniden çıkıp oturur, bizim zamanımızda der ve akşam ne olacak? diye sorar.

Tam o anda telefonu çaldı. Kerem, akşam ebeveynlerinin geleceğini, hafta sonu planlarını konuşacaklarını mesaj atmıştı.

Müşterim, bak, dedi Melek telefonu Güle uzatarak. Soru sormaz, sadece bildirir.

Bu da senin dairenin senin olduğundan emin mi? dedi Gül, gözlerini kısarak.

Evet. Evlenmeden önce almıştım, konut kredisiyle baş ağrısı çektim, üç sene daha ödeyeceğim. Keremden hiçbir kuruş almadım. Babam boşanırsan daireyi bölüşürsün diye hep takıntılıydı, o yüzden ben tek başıma ödüyorum, faturalar da bana ait.

Bunu da biliyorlar mı?

Tabii ki. Onlar için hiçbir şey değil. Şimdi aile yuvası bu dedi Veli Bey, yani kayınpeder.

Gün uzayıp gitti, Melek raporlarla boğuşurken akşam düşünceleri kafasını kurcalıyordu. Gülle konuşunca bir şeyler kırıldı; artık her şeyin iyi olduğunu kendine söyleyemezdi.

Saat altıya geldiğinde çantalarını topladı, akşam yemek yapmayacağına karar verdi. Bu sefer beni bir insan olarak görsünler, sadece hizmetçi değil.

Eve geldiğinde önce duş aldı, rahat bir kıyafet giydi, mutfağa bakmadı. En sevdiği koltukta, uzun zamandır okumak istediği kitabı açtı.

Saat yedide kapı çaldı. Kapının önünde Veli Bey, bir gazete tutmuş, yanından kayınvalide Fatma Hanım, bir paket ayçiçeği çekirdeği taşıyarak çıktı.

Geldik! diye neşeyle bağırdı Fatma, mutfağa doğru koştu.

Melek sessizce başını salladı. Kayınpeder ayakkabılarını çıkarmadan oturma odaya girip koltuğa oturdu.

Bugün akşam ne var? diye gazeteyi açarak sordu.

Hiçbir şey, dedi Melek, kısaca.

Veli Bey gazeteyi kapattı. Ne hiçbir şey? Hemen bir şey pişir!

O anda Kerem kapıdan girdi, Herkese merhaba! diye bağırdı. Anne, baba, zaten buradasınız!

Fatma mutfaktan başını çıkardı. Kerem, şu şu Melek bir şey yapmadı.

Hiçbir şey mi? dedi Kerem, Meleke bakarak. Babanı gelmek istediğini biliyordun.

Biliyorum, dedi Melek sakin. Öğle yemeğinde bana söyledin.

Ne yapmadın? Bir şeyler toparlayabilirdin, dedi Kerem.

Melek, kayınvalidenin Kereme anlamlı bir bakış attığını fark etti.

Tamam, belki de ilk değil, onuncu, dedi Melek koltuktan kalkarak. Ben artık 247 kafe değilim!

Fatmanın sesi kısık bir haykırışla yükseldi. Sevgili, ne diyorsun?

Melek! diye Kerem yaklaştı. Histeriği durdur!

Histeriği mi? Beş yıldır hayır demedim! diye Melek alayla gülerek yanıtladı.

Veli Bey gazeteyi göstererek, Kerem, sana hep dedimona şımartma yaptınişte sonuç bu.

Melek, Sen de diyerek Veliye baktı, sonra suskun kaldı, boğazı düğümlendi, elleri titredi.

Benim evimi kendin gibi kullanıyorsun. Ne zaman gelmek istersen gelirsin, emredersin, yemek ister, ama bu benim dairem! Benim evim! Burada yalnız kalmaya hakkım var! diye bağırdı.

Fatma ellerini havaya kaldırdı. Kerem, duydun mu? Bizi dışarı atıyor!

Kerem, Melekin direnişini kırmak için dirseğini ona koydu. Özür dile!

Dinleme, dedi Melek, dirseğini çekerek. Artık normal bir yaşam istiyorum. Sürekli ziyaretler, sürekli emirleryine yemek yapmam… Yorgunum!

Keremin ebeveynleri çıkmaya hazırlanırken Fatma, Melekin bencil ve nankör olduğundan şikayet etti. Bir an sessizlik çöktü, Melek bir nebze rahatladığını düşündü.

Fakat bir akşam Kerem, ebeveynlerinin birkaç gün kalacağını duyurdu. Melek üç günlük iş seyahatinden yeni dönmüş, yorgun, toplantılarla bitap düşmüştü.

Kerem, ben yeni uçaktan çıktım, dinlenmek istiyorum dedi, ama Kerem telefonuyla dalgın, Nasıl gelmeyi seviyorlar, çok güzel.

Ebeveynler akşam büyük iki bavulla geldi. Veli Bey hemen oturma odada televizyonu ses açtı, Fatma ceketi çıkarmadan mutfağa koştu.

Melek, aç gözümüz yolda; çabuk bir şey yap, dedi Fatma.

Şu an bir raporum var, dedi Melek laptopuna bakarak. Teslim tarihine yetişmem lazım.

Fatma alayla, Hemşireye bir şeyler yapabilir misin? Kocanın ebeveynleri için çaba gösterebilirsin. diye yanıtladı.

Kayınpeder yüksek sesle bağırdı: Melek, telefonuma bakar mısın? İnternetle bir şeyler oldu.

Şu an değil, üzgünüm, dedi Melek.

Kayınpeder bağırarak, Oğlum, karısına saygı göstermiyor! dedi.

Kerem suskun kaldı, Melek dişlerini sıktı ve işe geri döndü. Yarım saat sonra Fatma mutfaktan bağırdı:

Melek! Ne kadar daha meşgul rolünde taklidi yapacaksın? Açız!

Sipariş verin, diye bağırdı Melek, bu sefer bir yemek menüsü magnetini buzdolabına işaret ederek.

Fatma somurtarak, Biz ev yemeklerini tercih ederiz, bizim nesilin damadı dedi.

Melek laptopunu kapatıp bağırdı: Ben geçmişin gelini değilim! Benim hayatım, işim, planlarım var! Neden her seferinde bir şeyler yapmamı istiyorsunuz?

Oda sessizleşti, hatta TV bile kısıldı.

Veli Bey yavaşça, Kerem, eşin bize nasıl konuştuğunu duyuyor musun? dedi.

Kerem, Eşim sadece yorgun, diyerek durumu yatıştırmaya çalıştı. Ben kendim akşam yemeğini hallederim.

Kayınpeder ayağa kalktı: Bu sadece yorgunluk meselesi değil. Karın kafayı yemiş, daire bizimmiş gibi davranıyor.

Melek de ayağa kalktı: Evet, daire benim. Kim burada yaşayacak ve ne zaman karar vereceğim.

Kerem omzuna elini koyarak, Biraz daha hoşgörülü olamaz mısın? Onlar benim ailem! dedi.

Melek sessizce, Bıktım, daha fazla yapamam, diye fısıldadı.

Fatma birden bağırdı: Haydi, yemek yap, bir şeyler söylemekten vazgeç.

Üç çift göz Meleke dikildi ve o da pes etti.

Birkaç gün sonra Keremin ebeveynleri nihayet çıkıp gitti. Melek, evde huzurun geri döneceğini düşündü. İki ay sakin geçti.

Bir akşam işten eve dönerken, sıcak bir banyo ve bir çay hayali kurdu. Kapıyı açtığında, mutfaktan çatal kaşık sesleri geliyordu. Veli Bey ve Fatma Hanım, buzdolabından yiyecek çıkarıp tezgâha koymuş, tencereyi ısıtıyorlardı.

Ah, işte buradasın! diye Veli Bey gazeteyi bırakıp bağırdı. Bugün ne pişiriyorsun?

Melek çantasını yavaşça indirdi. Hiçbir şey.

Kerem pencere kenarında sessizce izliyordu, gözlerini kaçırdı. Veli Bey kaşlarını çattı:

Ne demek hiçbir şey? Biz seni yemek için gelmedik mi? Hemen bir şey yap!

Melek içinde bir şey kırıldı. Beş yıllık aşağılanma ve özveri, hepsinin boş bir çaba olduğunu anladı.

Anladım, dedi Melek dik bir sesle. Yani yemek için mi geldiniz? Ben de sizlerin oğlunu görmek için gelmiş miydim?

Kerem araya girmeye çalıştı: Melek, başlama.

Hayır, sevgilim, ben bitireceğim, dedi Kereme dönerken. Burası kafeterya değil, otel değilevim, benim evim! Burada artık kimse bana emir edemez.

Fatma ellerini havaya kaldırdı: Kerem, duydun mu? O bizi dışarı atıyor!

Beş yıldır seni duymadım, diyerek Melek devam etti. Sen keremi işaret ettibir kez bile yanımda durmadın!

Kerem bağırdı: Yanlışsın! Sen

Melek onu kesin bir sesle kesti: Yorgun bir hizmetçi olmakla yetinmek mi?

Veli Bey ayağa kalktı: Gidelim. Sana bir şey söyleyecek zamanımız kalmadı.

Mümkün, dedi Melek, gidebilir ama bir daha izinsiz gelmeyin.

Kerem elini tutup, Özür dile, dedi.

Hayır, Melek elini çekti. Sınırlarıma saygı göster ya da diye duraksadı, babanın yanına git.

Sessizlik çöktü. Kerem bakışlarını kayıp ebeveynlerine ve Meleke yöneltti, sonunda başını eğdi.

Üzgünüm Melek, onlar benim ailem.

Ben? diye fısıldadı Melek. Ben neyin sahibiyim?

Kerem bir süre Melekin yüzüne baktı, sanki bir cevap bulmaya çalışıyormuş gibi.

Kararını değiştirmeyecek misin? diye sordu ağır bir sesle.

Melek başını salladı. Artık özgürlüğünü elinde tutuyordu, vazgeçmek istemiyordu.

Kerem sessizce ceketi alıp ebeveynleriyle kapıdan çıktı. Kapı gıcırdadı, ev birden sessiz, yalnız bir hâle geldi. Evlilik bitti.

Melek bir sandalye üzerine oturdu. Gözyaşları gelmedi; yerine bir rahatlama geldi, sanki yıllardır taşıdığı ağır çantayı bir anda boşalttı.

Telefon vibrasyonla çaldı. Gülden bir mesaj: Nasılsın?

Melek gülümsedi ve yazdı: Hayal bile edemezsin, sonunda

Rate article
Lifequest
Ne demek akşam yemeği için hiçbir şey yapılmadı? Biz buraya senin için gelmedik!” diyerek kayınpeder karşı çıktı ve boş masaya oturdu.