Marguerite akşam geç saatlerde evine döndü. Parisin ışıkları pencere arkasında hâlâ titriyordu. Kapının önünde bir çanta tutmuş, beklenmedik bir kararlılıkla şöyle dedi:
Boşanma istiyorum. Daireyi sen tutabilirsin, ama payımı bana iade et. Bana artık ihtiyacım yok. Gidiyorum.
Eşi Victor koltuğa çökerek şaşkınlıkla sordu:
Nereye gideceksin?
Artık seninle ilgisi yok, diyerek sakin bir sesle dolaptan bir valiz çıkardı. Birkaç günlüğüne kırsaldaki arkadaşımın evinde kalacağım. Sonra ne yapacağımıza bakarız.
Victor ne olduğunu kavrayamıyordu; Marguerite ise zaten her şeyi kararlaştırmıştı.
Üç gün önce doktor, test sonuçlarını incelerken sessizce şöyle söylemişti:
Durumunuz kötü; en çok sekiz ay tedaviyle bir yıl belki.
Marguerite, odayı sisli bir halde terk etmişti. Şehir hâlâ hareketli, güneş parlıyordu. Aklında sürekli dönen cümle: Sekiz ay doğum günümü bile kutlayamayacağım.
Luxembourg Bahçesinde bir bankta oturan yaşlı bir adam yanına oturdu. Bir an sessizce oturdu, sonbahar güneşinin tadını çıkardı ve aniden konuştu:
Son günümün güneşli olmasını istiyorum. Çok şey beklemiyorum, sadece bir güneş ışını bir hediye gibi. Siz ne dersiniz?
Son yılım olduğunu bilseydim belki bulurdum, diye fısıldadı.
O hâlde daha ertelemeyin. Daha sonra diye çok defa düşündüm, bir ömür doldurabilirdim. Ama sonuç çıkmadı.
Marguerite, hayatının tamamen başkalarına adandığını fark etti. Nefret ettiği, ama maddi güvenlik için sürdürdüğü bir iş; on yıldır yabancılaşmış bir eş; aldatma, soğukluk ve ilgisizlik. Sadece para ya da bir şey istemek için arayan bir kız evladı. Kendisi için ise hiçbir şey yoktu: ayakkabı, tatil, hatta teras kafesinde yalnız bir kahve bile.
Tüm birikimini sonra için biriktirmişti. Şimdi o sonra asla gelmeyebilirdi. İçinde bir şey kırıldı. Eve döndü ve hayatı boyunca ilk kez bir hayır dediher şeye aniden.
Ertesi gün Marguerite izin istedi, birikimini çekti ve yola çıktı. Kocası ne yapacağını anlamaya çalıştı, kızı para talebiyle aradı hepsine sakin ve kararlı bir Hayır ile yanıt verdi.
Arkadaşının kırsal evinde her şey sessizdi. Bir battaniyeye sarılmış, düşünüyordu: Gerçekten bu mu son bulacaktı? Yaşamamıştı, sadece başkaları için var olmuştu. Şimdi ise kendisi için bir şans vardı.
Bir hafta sonra Marguerite, Côte dAzura gitti. Deniz kenarında bir kafede Gérardla tanıştı. Yazar, zeki ve nazik. Kitaplar, insanlar ve yaşamın anlamı üzerine konuştular. Yıllar sonra ilk kez gerçekten güldü, başkalarının bakışlarından korkmadı.
Burada yaşayalım mı? diye bir gün önerdi. Nerede istersem yazabilirim. Sen ise benim ilham perimsin. Seni seviyorum, Marguerite.
O da başını salladı. Neden olmasın? Kalan zamanı azdı; bir anlık mutluluk yeterdi.
İki ay geçti. Kendini harika hissediyordu. Gülüyor, dolaşıyor, sabahları kahve yapıyor, teras komşularına hikayeler uyduruyordu. Kızı önce protesto etti, sonra kabullendi. Kocası ona payını verdi. Her şey sakinleşti.
Bir sabah telefonu çaldı.
Marguerite Lefèvre? diye endişeli bir ses soruştu. Özür dilerim, bir karışıklık oldu bu testler size ait değildi. Her şey yolunda, sadece yorgunluk.
Bir an sessiz kaldı, ardından yüksek sesle kahkaha attı.
Teşekkür ederim doktor, hayatıma yeniden can verdiniz.
Gérardı uykuda izledi, mutfağa gidip kahve hazırladı. Artık sekiz ay değil, tüm bir ömür kalmıştı.
Press «Like» and get the best posts on Facebook ↓



