GEÇ KALMIŞ PİŞMANLIK.

GEÇ KALMIŞ PİŞMANLIK

Elif, bu sen misin? genç bir kadın aniden durup başını sağa döndürdü, tanıdık ses oradan geliyor gibiydi.
Veren! Ne kadar uzun zaman oldu? Yedi, sekiz yıl mı geçti? diye içten bir sevinçle yanıtladı Elif.
Dokuz yıl, canım, tam dokuz. Zaman ne çabuk geçer; gözün bir an açıp kapandığında birden kendini yaşlı, dertli bir teyze olarak bulursun, yanına da bir sürü avokadon eklenmiş hâliyle diyerek sol gözüne alaycı bir bakış attı Veren. Hatırlıyor musun, biz okuldaki tek sırada oturup bir bütün gibi davranırdık? İkiz kardeşler gibi! Aynı elbiseyi, aynı çantayı, aynı defteri isterdik, hatırlıyor musun?

Unutamam ki! Birinci sınıfın alt katındaki tuvaletin duvarını bizim boyadığımızı hâlâ aklımda; sonra temizlemeye zorlanmıştık. Senin hâlâ eski nesil diye bağıran, yeni nesli eleştiren, geçmiş zaman daha iyiydi diyen bir teyze olmanı hayal etmiyorum. Ne güzel bir çiçek gibi açtın! dedi Elif, gizlice eski okul arkadaşının giyimini süzdükten sonra.

Şey, Elif, ben birkaç günlüğüne anne babama geldim, kocam iş seyahatinde. Bu akşam seni evime bekliyorum, karşı koyma. Babamın adresini hâlâ hatırlıyorsun umarım? diye sarıldı Veren, saçını düzeltti.

Unutmadım, Veren. O sıcak misafirperverliğin, neredeyse yanıp tutuştuğumuz mutfak laboratuvarları, o yanmış vişneli börekler Hepsi bir anda aklıma geliyor.

Okul arkadaşları bir an için sessizleşti, geçmişin komik anılarını hatırlayarak.

Tabii ki geleceğim dedi Elif, bir an süre uzayan suskunluğu bozarak peki Revani pastan hâlâ aynı mı? Hangi şarap senin favorin? Geçen sınıfta içtiğimiz ucuz şarap gibi bir şey daha içmek istemiyorum, üç gün mide bulandı.

Şu anda Kalecik Karası tercih ediyorum. Şarap almayın, yanımda özel bir şişe var diye baktı Veren saatine.

Tamam, Veren yanıtladı Elif.

Ailem de seni görmek için sabırsızlanıyor, dün de seni konuştular. Sohbet ederiz, bir iki şakacı sözü de paylaşırız diye söze başladı Veren. Şimdi acele ediyorum, saat tam yedide görüşürüz.

Ben de sabırsızlanıyorum, görüşürüz! diyerek Elif, kalabalık içinde kaybolan Vereni izledi ve süpermarkete pastayı alıp gelmek üzere evine koştu.

Evdeki Murat çocuklarıyla iş bölümü yapacak, evden izin alacak, Murat da çocuklarıyla ilgilenecekti. Geçmişin bazı anıları silinmişti, belki de bu iyidir; kim bilir, eski bir buluşma ne kadar yeni bir yol açar?

Gel, tatlım, otur, sakın çekinme diye koridorun içinde Ayşe Hanım seslendi, Elifi oturma odasına davet ederken.

Masa aynı beyaz saten örtüsüyle, kıtır kıtır peçeteler ve gümüş çatal bıçak takımıyla doluydu; köşede Madonna markalı Alman çay seti hâlâ yerini koruyordu. Elif, çocukluğunun o tatlı anılarını hatırladı; bir zamanlar Veren ile gülüp eğlenen, bir koltukta saatlerce sevgilileri konuşan iki genç vardı. Aynı masa etrafında sınavlara çalışan, formülleri dikey sıraya koyan, hiperbol ve paralelkenar çizen, kompozisyon yazan genç kızlar da hatıralarındaydı.

Elifin eli Pınar Beye uzandı, adam da ona güzellik diye hitap edip elini öptü. Şarap ve bir parça Revani eşliğinde Pınar Bey ve Ayşe Hanım, Elifi evlatları gibi sohbet ettirdikten sonra gitti.

Nazik ve kibar olmak, Verenin ailesinin özelliği diye düşündü Elif içinden.

Nihayet, eski günlerdeki gibi rahatça dedikodu yapabiliriz dedi Veren, masaya yarım dolu şarap kadehini koyarak.

Üç yıl önce Ankaraya taşındık, bir daire aldık. Kocam özel bir hukuk bürosunda avukat, ben ise devlet okulunda matematik öğretmeniyim. Oğlum Deniz, ikinci sınıfa geçti, şu an Ruşen adlı komşu ailede kalıyor. Meraklı bir çocuk, her şeyi sorar, ben de ona bakarım. Senin hayat nasıl? diye içtenlikle sordu Veren.

Ben bir savcıyım, ama ev işleriyle de uğraşırım; haftada üç gün zengin ailelerin evlerini temizlerim. Kocam Mert tren makinistidir. Kızım Sema altı, kızım Lara beş. Onlar kreşte, aynı zamanda sanat atölyesine gidiyorlar. yanıtladı Elif.

Hatırlıyor musun, uçak pilotu olmayı hayal eder, havacılık okuluna gitmeyi isterdik? diye güldü Veren.

Otuz yaş üzerindeki erkekleri yaşlı sanıp kaçırırdık karşılık verdi Elif.

Gönlümüzde büyük planlar, pembe gözlükler vardı; ama gerçekle yüzleşince o gözlükleri çıkarmak zorunda kaldık. Yedi ayaklı bir akıl yürütme bile uzun süremez dedi Veren, Elife bakarak.

Bir de Andiyi gördün mü? Konuştunuz mu? diye gözleriyle Elifi süzdü.

Konuşmak istemiyorum, geçmişi hatırlamıyorum; Andiyle sadece tesadüfen karşılaşıyoruz, selam bile vermiyoruz. diye kaçındı Elif.

Sohbet bir anda kesildi, Elif eve dönmek zorunda kaldı. Takside yolculuk yaparken uzun zamandır unuttuğu anılar zihninde belirmeye başladı; kalbi çarptı, elleri soğudu, yanakları kızardı.

Bir şey mi ters gitti? diye taksi şoförü sordu.

Lütfen daha hızlı gidebilir misiniz? Çabuk eve varmam lazım dedi Elif.

Yirmi dakikada hafızasındaki eksik parçalar yerine oturdu, geçmiş bir bulmacanın son parçaları bir araya geldi.

Kendi odasında duvarlarda dergilerden kesilmiş oyuncu fotoğrafları, bir piyano yanında renkli balo elbiseli porselen bebekler, açık bir kitap vardı; adı görünmüyordu. Elif, beyaz gelinliğini minik makaslarla kesiyor, pırıltılı taşları yere seriyordu. Şalı kesip bir kenara atıyor, topuklu ayakkabılarını parçalara ayırıyor, bir şişe parfümü çekiçle kırıyordu. Oda tarçın, biberiye ve hafif yasemin kokusuyla dolmuştu.

Bir anda bir kadife kutu dikkatini çekti. İçinde evlilik yüzükleri vardı; altın halkalar üzerindeki sonsuz yazısı hâlâ parlıyordu. Elif, ağır bir baltayı kapıya getirdi, bir iki darbeyle yüzükleri ezdi, altın bir toz haline getirdi.

Kıyafetlerini parçalamaya devam ederken annesi odada belirdi.

Düğün olmayacak. En iyisi ayrı yollar yürümek diye Andi telefonla söyledi, üç gün önce. Elif bunu hiç unutmadı.

Araçtan inip apartman kapısının önünde karanlık bir siluet gördü; Andi mi yoksa başka biri mi?

İyi akşamlar, Elif! Lütfen beni dinle! diye hayalet gibi seslendi Andi.

Beş dakikan var, başlayalım dedi Elif, merhametten bahsederek.

Andi, hafif titrek bir sesle özür diledi, geçmişteki hatalarını itiraf etti, Elif hâlâ onu sevdiğini söyledi. Elif ellerini çekti, zaman tükenmişti.

Verenin bana söylediği her şey bir yalan dedi Andi, hayal kırıklığıyla.

Yeter! diye Elif, bir dakika kalan sürenin bir kısmını boşa harcadı.

Andi, ellerini Elifin ön koluna yaklaştırdı, eski yara izlerine dokundu, Elif ise aceleyle geri çekildi.

Zihninde bir kâğıt döküldü, eksik parçalar yerine oturdu, hafıza yeniden akmaya başladı.

Ailen ve kardeşim beni bir daha görmemem için tehdit etti dedi Andi. Ben de hastanedeki iki haftalık komaya girdiğimde, seni hiç hatırlamıyorum.

Birden bir çığlıkla uyanan Elif, kendini banyo içinde sıcak kanla dolu suyun içinde buldu; sol kolunu bir bıçakla kesmişti. Kan damlaları duvarları kırmızıya çeviriyordu.

Babası, gri saçlı, korku dolu bir ifadeyle bağırdı:

Kızım, ne yaptın!

Elif, hastane tavanını hatırlamaya çalıştı, bağlanan kolunu tutarken, içi yanıyordu. Ağrının yanı sıra ruhunun da yanması, yaralı bir kalbin ne kadar acı çekeceğini gösteriyordu.

Üç buçuk ay hastanede kaldı, karla kaplı bir sabah eve döndü, annesi ve babası ona sarıldı. Ellerindeki ağrı geçse de içindeki bir parça kalıcı olarak ölmüştü.

Eğitim hafızasından silinmiş, ilaçlar onu bir zombi gibi yapmıştı; ama eski neşeli, güleryüzlü hali geri gelmedi.

Yıllar sonra bir markette kasiyer olarak çalışan Elif, Mert adındaki genç bir adamla tanıştı. Mertin sevgisi, Elifin yaralı kalbini iyileştirdi, yaşam isteği yeniden doğdu. İkisi evlendi, hayatları bir huzur dalgası gibi akmaya başladı.

Fakat huzur dalgaları da bazen kırılabilir.

Bir saniye bekle, Andi! diye bağırdı Elif, merdiven boşluğunda bir kutuyu tutarak.

Kapağını açtığında iki kırık yüzük ortaya çıktı; melodik bir şarkı duvarlarda çalmaya başladı:

Evlenme yüzüğü, iki kalbin bir kararını, sonsuzluk.

Elif, ellerinde kırık bir geçmişi sımsıkı tutarak, gece lambasının soluk ışığında durdu ve şöyle düşündü:

Geçmişin gölgesinde kaybolmak yerine, hatalardan ders alıp ileriye bakmak, ruhun en sağlam kalkanıdır.

Bu farkındalık, her yeni günün ilk ışığında, kalbimizi yeniden umutla doldurur.

Rate article
Lifequest
GEÇ KALMIŞ PİŞMANLIK.