Sabrımın Sınırı Aşıldı: Eşimin Kızı Artık Evimize Asla Adım Atamayacak!

**Sabrımın Sonu: Eşimin Kızı Artık Evimize Asla Giremeyecek**

Ben, Mehmet… İki yıldır dayanılmaz acılarla boğuşan, eşimin ilk evliliğinden olan kızıyla en ufak bir bağ kurmaya çalışan bir adam… Sonunda sabrımın sonuna geldim. Bu yaz, koyduğum tüm sınırları aştı ve zorlukla koruduğum sabrım, öfke ve üzüntü kasırgasıyla paramparça oldu. Size bu acı dolu hikayeyi anlatmaya hazırımiçinde ihanet ve acıyla dolu bir trajedi, onun artık bizim evimize bir daha adım atamayacağı gerçeğiyle sonuçlanan bir hikaye…

Eşim Leyla ile tanıştığımda, geçmişinin yıkıntılarıyla doluyduberbat bir evlilik ve on dokuz yaşındaki kızı Defne. Boşanalı on iki yıl olmuştu. Aşkımız bir anda patladı, fırtına gibi bir aşkla evliliğe doğru sürüklendik. İlk yılımızda, onun kızıyla bir ilişki kurmayı bile düşünmedim. Neden düşüneyim ki? Bana ilk bakıştan itibaren, sanki hayatını çalan bir hırmışım gibi bakan bir genç kızın dünyasına gireyim?

Defne’nin düşmanlığı açıktı. Dedeleri ve babası, ona kin aşılamak için özenle çalışmış, annesinin yeni ailesinin onun saltanatının sonu olduğuna inandırmışlardı. Ve tamamen haksız da değillerdi. Evlendikten sonra, Leyla’yla sert bir konuşma yaptım. Öfkem kontrolden çıkmıştıDefne’nin her kaprisi için neredeyse tüm maaşını harcıyordu. Leyla iyi bir işte çalışıyor, nafakasını eksiksiz ödüyordu, ama daha da ileri gidiyor, Defne’ye son model telefonlar, pahalı kıyafetler alıyor, bizi zor durumda bırakıyordu. Bizim mütevazı İzmir’deki evimizse, artakalanlarla idare ediyordu.

Evimizi sarsan tartışmalardan sonra, nihayet bir anlaşmaya vardık. Defne’nin masrafları asgariye indinafaka, bayram hediyeleri, ara sıra gezmelerama o saçma harcamalar durmuştu. En azından öyle sanıyordum.

Her şey oğlumuz Can’ın doğumuyla altüst oldu. İçimde bir umut belirdibelki iki çocuk birbirine alışır, kardeş gibi büyürlerdi diye düşündüm. Ama içten içe biliyordum ki bu bir hayaldi. Aradaki yaş farkı yirmi yıldı ve Defne, Can’ın ilk ağlamasından itibaren ondan nefret etti. Onun için o, annesinin sevgisinin ve parasının paylaşıldığının bir kanıtıydı. Leyla’ya gözlerini açması için yalvardım, ama o ısrarla “aile birliği” hayalini savundu. İki çocuğunu da eşit sevdiğini söylüyordu. Sonunda pes ettim. Can on altı aylıkken, Defne “kardeşiyle oynamak” bahanesiyle Antalya’daki huzurlu evimize gelmeye başladı.

O andan itibaren onunla yüzleşmek zorunda kaldım. Artık onu görmezden gelemezdim! Ama aramızda hiçbir zaman bir yakınlık olmadı. Babasının ve dedelerinin zehirli fısıltılarıyla beslenen Defne, bana buz gibi bir soğuklukla yaklaşıyordu. Bakışları adeta beni bıçaklıyor, her bakışında annesini ve dünyasını çalmış bir hainmişim gibi suçluyordu.

Sonra sinsice yaptığı küçük şeytanlıklar başladı. Kolonyamı “yanlışlıkla” devirip kırık camlar ve keskin bir koku bırakıyordu. Çorbama “unutarak” büyük bir tutam tuz atıp yemeği zehir ediyordu. Bir gün, girişte asılı duran sevdiğim deri ceketime kirli ellerini sürdü, yüzünde alaycı bir gülümsemeyle. Leyla’ya anlattım, ama o umursamadı: “Mehmet, abartma, dağları farelerle dolduruyorsun.”

Son damla bu yaz geldi. Leyla, Defne’yi bir haftalığına eve getirdi, babası Bodrum’da tatildeyken. Antalya’daki evimizdeydik ve kısa sürede Can’ın huzursuzlandığını fark ettim. Normalde neşeli ve sakin olan oğlum sürekli ağlıyor, huysuzlanıyordu. Bunu sıcağa veya diş çıkarmasına bağladımta ki gözlerimle dehşeti görünceye kadar.

Bir akşam, Can’ın odasına sessizce girdim ve donup kaldım. Defne, onun küçük bacaklarını çimdikliyordu. Can inliyordu, o ise orada durmuş, yüzünde zalim bir gülümsemeyle masum rolü yapıyordu. O anda her şey aklıma geldidaha önce Can’ın üzerinde gördüğüm küçük morluklar, hep “oynarken düşmüş” diye geçiştirdiğimiz izler… Aslında oydu. Onun kötü niyetli elleri oğlumu incitmişti.

Öfke içimi kapladı, öyle bir öfke ki kontrol etmekte zorlandım. Defne artık yirmi bir yaşındaydıyaptıklarının sonuçlarını bilmeyecek kadar çocuk değildi. Ona bağırdım, sesim evin duvarlarında yankılandı. Ama özür dilemek yerine, bana zehrini kustu: “Keşke hepiniz ölseniz! Annem ve parası bana kalır!” diye haykırdı. Ona nasıl tokat atmadım, bilmiyorumbelki de Can’ı kollarımda sıkıca tutuyordum, gözyaşlarıyla ıslanan gömleğime yaslanmış.

Leyla o sırada evde yoktu, alışverişe çıkmıştı. Geldiğinde ona her şeyi anlattım, kalbim yerinden çıkacak gibi atıyordu. Ama beklediğim gibi, Defne ağlayarak masumiyetini savundu. Leyla onun oyununa geldi, bana aşırı tepki verdiğimi, öfkemin beni kör ettiğini söyledi. Karşılık vermedim. Sadece bir şart koydum: Bu, evimize son gelişiydi. Can’ı alıp birkaç eşyamı çantaya atarak kardeşimin İstanbul’daki evine gittim. İçimdeki yangını söndürmem gerekiyordu.

Döndüğümde, Leyla’nın gözlerinde suçlama vardı. Bana haksızlık et

Rate article
Lifequest
Sabrımın Sınırı Aşıldı: Eşimin Kızı Artık Evimize Asla Adım Atamayacak!