Tamam, DNA testi yapalım dedim gülümseyerek kayınvalideme. Ama eşiniz de babalığını kontrol ettirsin
Tamam, DNA testi yapalım diye gülümseyerek yanıtladı kayınvalidem. Ancak kocanız da gerçekten çocuğun babası mı, bir de baksın
Arda bize hiç benzemiyor, dedi o, doğumdan yeni çıkıp hastane odasından çıktığımızda evin kapısına adım attığımızda.
Bir anda ellerimdeki çantalarla donakaldım. Acaba o, tüm bunları tam şimdi mi ortaya atmak istiyordu?
Elif, dur bitti, dedi hafif bir sesle kocam Veli Serkan, onu başka bir odaya yönlendirirken. Gözleri bana acı bir merhametle bakıyordu.
Ben ve Arda yalnız kaldık. Benzemiyor mu? diye düşündüm, oğlumun yüzüne baktım: açık kahverengi saçlar, ela gözler, minik bir burun. Tam dedemin çocukluğundaki hali. Anneme eski fotoğraflarını isteyip karşılaştırmam gerekti.
Bütün düşüncelerim bir sesle dağıldı: annem balkonda bağırıyordu. Telefonla babasıyla konuşuyordu, bu bariz çıkıyordu:
Torun doğmuş ama sen hâlâ görünmüyorsun!
Sesini kapattı, bana bakıp iç çekti:
Özür dilerim Elif, gününü mahvettim. Kocan gelince umudumu kaybetmiştim. Ama torun bile onun şarap kâsesinden gözünü ayıramıyor.
Sorun değil anne, sarıldım ona. Bu senin suçun değil.
Akşam yemeğinde yakın akrabalar toplandı. Kayınvalidem öfkesini zor tutuyordu, ama kayınpederi Veli ve kocam Murat ortamı yumuşatmaya çalışıyordu. Misafirler dağıldıktan sonra Murat bana sarıldı:
Oğlumuz için sana minnettarım.
Zaman su gibi akıp gitti. İlk adımlar, ilk sözler, uykusuz geceler. Bir daire aldık, arabamızı değiştirdik, Arda anaokuluna başladı.
Okuldan korkuyorum, itiraf ettim Murata. Bu toplantılar, veli toplantıları
Her şey yoluna girecek, diyerek sakinleştirdi.
Barışı, kayınvalidem bozguna uğrattı. Yazlık evde davranışları daha da tuhaflaştı: Ardadan kaçınıyor, ona soğuk bir şüpheyle bakıyordu.
Ona bak, tırtıldadı bulaşıkları yıkarken. Kızıl, çılgın Sen gerçekten bu çocuğun Muratın çocuğu olduğundan emin misin?
Ya siz, Veli Serkanın oğlunun babası olduğundan emin misiniz? diye fırlattım.
O an dondu.
Nasıl cüret edersin! diye bağırdı.
Ya siz? diye bağırıp evden çıktım, eşyalarımı topladım ve Ardayla birlikte eve döndüm.
Ertesi gün DNA testini verdik. Sonuç şaşırtmadı: Arda gerçekten bizim oğlumuz. Kimseye söylemedim, belgeyi çantama koydum.
Ama kayınvalidem dimdik durmadı. Velinin doğum gününde yine konuştu:
Torunun kızı büyükannenin kopyası! Ya biz? derken Ardaya aşağılayıcı bir bakış attı.
Sessizce sonucu çıkardım ve ona yüzüne bastırdım:
İşte, okuyun. Şüpheleriniz yanlıştı. Şimdi kendi dolaplarınızda sakladığınız iskeletlerle ilgilenir misiniz?
Yüzü bembeyazlaştı.
Birkaç gün sonra Murat evine kırılmış döndü.
Elif yere oturdu, elleri başına bastı. Babamla test yaptık. Çıktı ki, o benim kanımda değil.
Sarıldım ona, kelimeler boğazımda kaldı.
Daha sonra Veli Serkan yanımıza geldi.
Olgayı boşanıyorum, kararlı bir sesle söyledi. Ama sen, Murat, her zaman benim oğlum olacaksın. Kanın önemi yok.
Murat gözyaşları içinde ona sarıldı.
Böylece ailemiz bu darbeyi atlattı. Kayınvalidem yalnız kaldı, biz ise, tuhaf bir şekilde, daha da güçlendik.
Kaderin ironisi: onun kırgınlığı olmasaydı, gerçek gölgede kalabilirdi.
Altı ay geçti, Veli ile Olganın boşanmasından. Hayat bir nebze düzene girdi: Murat yavaş yavaş annesinin aldatmasından uzaklaştı, Arda dedesiyle ve babasıyla hafta sonlarını neşeyle geçirdi, ben ise her telefon çaldığında titremeyi bıraktım.
Bir akşam bulaşıkları yıkarken tanımadığım bir numara çaldı.
Elif? titrek bir ses soruldu. Ben sınıf arkadaşındım.
Kaşık tepsiye çarptı.
Şahin mi? on yıldır görmemiştim, o dağınık şehirden beri
Görüşmemiz gerekir. Çok önemli.
Neden?
Kayınvalidenle ilgili.
Küçük bir çatı altında, gökyüzüne bakan bir kafede buluştuk.
Olga beni arıyordu, dedi, elindeki maden suyunu çalkalatarak. Ardanın benim oğlum olduğu gibi bir şey söylüyordu, çünkü ben de kızılımdan aynı renk. Para da teklif etmişti.
Ne? çığlık attım. O gerçekten benim çocuğum mu?
Şahin başını öne eğdi. Yıllar önce ona karşı hislerim olduğunu, evliliğimi zor bir dönemden çıkardığını hatırladım.
Testi vermeyi reddettim. Bunun bir yalan olduğunu söyledim dedi. Çocuğa hiçbir şey fayda sağlamam. Hâlâ seni seviyorum ama ailenizi mahvetmeyeceğim.
Ellerim titredi. Anladım ki kayınvalidem sadece şüphelenmekle kalmamış, beni aşağılamak için hastalıklı planlar kurmuş.
Eve döndüğümde Murata her şeyi anlattım. O soluklaştı:
Yalnızca babasına değil bizim ailemize de zarar vermek istemiş.
Ertesi gün Veli Serkan kapıyı çarptı:
Olga dava açtı! Yazlık evin yarısını istiyor!
Hangi temelden? Murat öfkeyle sordu.
Yaşamak için bir şey kalmadığını, emeklilik maaşının yetersiz olduğunu, yazlığı satmak istediğini söylüyor.
Akşam Olgadan bir telefon geldi, aylar sonra ilk defa.
Mutlu musunuz? sesinde bir nefret çınlıyordu. Aileyi yıktınız, şimdi de son darbeyi vuruyorsunuz! Bütün suç senin, seni aşağılık kız!
Kocana yalan söyledin! Torunundan kaçındın! diye bağırdım.
Arda benim torunum asla olmayacak, tırtıldadı ve telefonu kapattı.
Bir hafta sonra avukatından mektup geldi: Ardanın Veli ile görüşmesini engellemek istiyordu, çünkü Kan bağı yok.
Bu intikam, fısıldadı Murat, belgeleri tutarken. Akli dengesi bozuk.
Veli ise sadece gülümsedi:
Deneyelim.
Mahkeme onun taleplerini reddetti. Hatta hikâyeyi dinledikten sonra iftira için uyarı verdi.
Karar gününde Veli eski bir fotoğraf çıkardı: genç Muratın omzunda küçük bir Arda, ikisi gülüyordu.
İşte gerçek aile, dedi. Kan değil, sevgi ve anılar.
Arda birden koştu, büyükbabasıyla sarıldı:
Sen en iyisisin!
Olga ise tamamen yalnız kaldı.
Bir yıl geçti. Bir parkta tesadüfen onu gördük; yalnız bir banka oturmuş, bakışları sönük. Arda, kötülük bilmeden elini salladı.
Olga geri döndü.
Üzücü, değil mi? diye sordu Murat.
Hayır, dürüstçe yanıtladım. Onun kırdığı kalpler için bir üzüntü var.
Ve biz yolumuza devam ettik; Veli, Ardayı salıncakta sallıyor, gerçek ailemizle birlikte gülümseyerek




