Peki, sevgili misafirler, karnınız doydu mu? Kadehleriniz boşaldı mı? Size bir şeyler eksik mi kaldı? diye sordu Yeliz Yılmaz, büyük sofranın başına otururken.
Evet abla, onayladı Bora Kaya, sen her daim zirvedesin!
Kesin! destekledi Nehir Şahin. Annemle yalnız iki başımıza yemek yapmayı öğrendik, ama senin tariflerin olmadan asla bu kadar lezzetli olmazdı! Her zaman senin bayram sofralarına davet ederim!
Anneciğim, dedi Duygu Acar, bir kez daha spor salonundan çıkmak istemiyorum! Ama duramıyorum!
Anne, sana bir eş göndereceğim, onu da bize yemek yapmayı öğret! ekledi Arda Demir.
İşte bu yüzden seninle evlendim! dedi Veli Çelik, karnını bir kez daha şişirerek, Affedersiniz!
Anlaşıldı! Yeliz geniş bir gülümsemeyle karşılık verdi. Şimdi, sevgili ve kıymetli aile üyelerim bir an duraksadı, gülümsemesi silikleşti evimden herkes çıkabilir!
Bu, sizin için hazırladığım son akşam yemeği ve son kez, sizin için aşırı çalıştığım yemek oldu! Artık ne görmek, ne duymak, ne de hatırlamak istemiyorum!
Yeliz büyük, ağır salata kasesini kaptı ve bütün bir çılgınlıkla yere çarptı!
Durun, minik çocuklar! Şov bitti! diyor, kötü bir kahkahayla. Artık kimse beni arabaya bindiremez! Özellikle siz!
Masada bir sessizlik çöktü, misafirler şok içinde kaldı.
Yeliz’i tanıyan kimse böyle bir davranışı beklemiyordu. O kadar uysal, hizmetkar, itaatkar biriydi.
Çıldırdın mı? diye sordu Veli.
Anında karısının bir elini çaldı.
Hemen ambulansa, psikiyatrik kriz! diye bağırdı Nehir.
Yeliz, içinde kalan meyve suyunu tutan sürahiye uzandı:
Telefonunu çeviren başına bir şey olur! gülümseyerek dedi. Neden donup kalmışsınız? Ayaklarınızı kaldırın ve dağılın! Açgözlü balıklarım!
Yeliz! sertçe bağırdı Bora. Ablam gibi davran, sakin ol!
Hayır! gülerek karşılık verdi Yeliz. Artık size hizmet etmeyeceğim! İstemiyorum! İstemeyeceğim! Ve birinizin başına bir şeyler yapmadan koşmak da yok! Hepsi! Yeter!
Neyin çiçeği seni ısırdı? diye sordu Veli, kızaran yanaklarını ovuştururken. Her şey yolundaydı!
Sizi topladığımın bir sebebi var, Yeliz sandalyeye oturdu, sırtını yasladı. Kibiriniz sınırları aştı. Zaten çoktan! Son demarşınız ne kadar çılgın olduğunuzu gösterdi, bu yüzden artık sizinle görüşmek istemiyorum!
Biz bir şey yapmadık, diye ekledi Arda.
İşte bu, evlat! diye bağırdı Veli.
***
Hayatı doğru yaşamak gerektiği söylenir; tartışılmaz. Peki doğru nasıl olur? Kim sorarsa herkes kendi tarifini söyler.
Yeliz kırk beş yılını, her şeyin yolunda olduğuna kesin inançla geçirdi. En kötü ihtimalde kendini suçlayacak bir şey bulamazdı. Üçüncü çocuk, ikinci kız olarak dünyaya geldi. Babasını, erkek kardeşini, kız kardeşini mutlu eder, okula gider, çalışmaya başlar. Gökyüzünden yıldız çalamazdı ama kuyruğa da tutunmazdı.
Evlendi, iki çocuk doğurdu. Eşi sadık, sevgi dolu, her zaman destekçi, asla gereksiz kavga etmezdi. Anne olarak iyi bir örnek olur, çocuklarını yetiştirir ve hayata gönderirdi.
Kardeşiyle, kız kardeşiyle hâlâ irtibatta kalır, yardıma, kutlamaya, sorun çözmeye ve sevinç paylaşmaya her zaman hazırdı.
İyi niyetli, yardımsever, akıllı ve anlayışlı olarak bilinir, bu yüzden doğru bir yaşam sürdüğüne inanırdı. Ancak kırk beşinde, yalnızlık ve en keyifsiz anda terk edilmiş olmanın ne demek olduğunu öğrendi.
***
Yeliz Hanım, doktor öğle yemeğinden sonra odasına girdi, tüm testler elinizde, sakıncalı bir durum yok. Ameliyat planlayalım mı?
Elbette, doktor, hüzünle yanıtladı Yeliz, karar zaten verildi.
Anlıyorum, doktorun sesi yumuşak, ama bir tedirginlik taşıyordu, ama ne olur bilmem.
Planlayın, elini salladı Yeliz. Ne erken başlarsak, o kadar çabuk bitiririz.
Tamam, doktor kayıt yaptı. Bu akşam yemek, yarın dinlenme, ertesi gün ameliyat.
Yan odadaki hasta Kader Öztürke döndü:
Kader Hanım, sonuçlarınız tam istediğimiz gibi değil, biraz daha çalışacağız.
Anladım, Ömer Bey, diye yanıtladı Kader.
Doktor odadan çıktıktan sonra Yelize sordu:
Neden bu kadar sessizsin? Ameliyattan korkuyor musun?
Evet, bir de gözleri telefona kaydı.
Kader gülerek ekledi:
Ben de şarkılarla veda ettim, çocukların annenin yanına geleceğini hissediyorum, kendisi de bir kutlama yapacak! Boş ver, daha sonra telafi eder! Belki o da bir anlık kaçamak yapmıştır?
Yeliz dudaklarını büzdü:
Son sesli mesajına bak, artık tam büyümüş, dedi. O, benim ameliyatım olduğunu biliyor, destek olmalı. Ama o hâlâ arkadaşlarıyla bir barda!
Ah, hepsi böyle! diye sırıttı Kader. Evde kedi, sokakta fare!
Yine de can sıkıcı, Yeliz devam etti. Rahim alınması ciddi bir iş, bir nebze de olsa destek beklerdim! Ben ona korktuğumu, desteğe ihtiyacım olduğunu söyledim, o ise sadece iki kısa mesaj gönderip geri dönmüyor!
Kader Yelizden on yıl genç, deneyimsiz, bu yüzden konuşma kendiliğinden sessizleşti.
Yeliz akşam yemeğine çıkmadı, yanında hiçbir şey almadı; ameliyat öncesi aç kalmanın zorunlu olduğunu biliyordu. Tavanı izlerken bir anı aklına geldi: Vasya işte iki farklı yerde bacağını kırdı, Yeliz her gün hastanesine gidip ona yemek, temiz kıyafet, moral getirmişti. İşten sonra otobüsle, evine geri dönerken gece yarısına kadar evine ulaşmıştı.
Eve döndüğünde, bir sürü ev işi, su taşıma, kaşıkla besleme, yıkama, tarama yapmıştı.
Neden böyle davranıyor? diye sordu Yeliz, Kader akşam yemeğinden döndüğünde.
Senin gibi pek çokları! dedi Kader gülümseyerek. Tüm aile büyükleri, annelerin boynuna oturmayı öğrenir!
Yeliz üç yıl boyunca bir iş bulmuş, tanıdıklarla daha iyi bir yer bulmuş, ama kocası hiç memnun kalmamış. Bir gün boşanıp nafaka almakla tehdit etmeden çalışmak istemezmiş!
Benim eşim dedi Yeliz, onun başka bir zevki var, hepsi fırsatçılar! Eğer bağlamazsanız boyna otururlar, ayakları çırpar, koşup giden olur!
***
Hayatı doğru yaşamak gerektiği söylenir; tartışılmaz. Peki doğru nasıl olur? Kim sorarsa herkes kendi tarifini söyler.
Yeliz kırk beş yılını, her şeyin yolunda olduğuna kesin inançla geçirdi. En kötü ihtimalde kendini suçlayacak bir şey bulamazdı. Üçüncü çocuk, ikinci kız olarak dünyaya geldi. Babasını, erkek kardeşini, kız kardeşini mutlu eder, okula gider, çalışmaya başlar. Gökyüzünden yıldız çalamazdı ama kuyruğa da tutunmazdı.
Evlendi, iki çocuk doğurdu. Eşi sadık, sevgi dolu, her zaman destekçi, asla gereksiz kavga etmezdi. Anne olarak iyi bir örnek olur, çocuklarını yetiştirir ve hayata gönderirdi.
Kardeşiyle, kız kardeşiyle hâlâ irtibatta kalır, yardıma, kutlamaya, sorun çözmeye ve sevinç paylaşmaya her zaman hazırdı.
İyi niyetli, yardımsever, akıllı ve anlayışlı olarak bilinir, bu yüzden doğru bir yaşam sürdüğüne inanırdı. Ancak kırk beşinde, yalnızlık ve en keyifsiz anda terk edilmiş olmanın ne demek olduğunu öğrendi.
***
Yeliz Hanım, doktor öğle yemeğinden sonra odasına girdi, tüm testler elinizde, sakıncalı bir durum yok. Ameliyat planlayalım mı?
Elbette, doktor, hüzünle yanıtladı Yeliz, karar zaten verildi.
Anlıyorum, doktorun sesi yumuşak, ama bir tedirginlik taşıyordu, ama ne olur bilmem.
Planlayın, elini salladı Yeliz. Ne erken başlarsak, o kadar çabuk bitiririz.
Tamam, doktor kayıt yaptı. Bu akşam yemek, yarın dinlenme, ertesi gün ameliyat.
Yan odadaki hasta Kader Öztürke döndü:
Kader Hanım, sonuçlarınız tam istediğimiz gibi değil, biraz daha çalışacağız.
Anladım, Ömer Bey, diye yanıtladı Kader.
Doktor odadan çıktıktan sonra Yelize sordu:
Neden bu kadar sessizsin? Ameliyattan korkuyor musun?
Evet, bir de gözleri telefona kaydı.
Kader gülerek ekledi:
Ben de şarkılarla veda ettim, çocukların annenin yanına geleceğini hissediyorum, kendisi de bir kutlama yapacak! Boş ver, daha sonra telafi eder! Belki o da bir anlık kaçamak yapmıştır?
Yeliz dudaklarını büzdü:
Son sesli mesajına bak, artık tam büyümüş, dedi. O, benim ameliyatım olduğunu biliyor, destek olmalı. Ama o hâlâ arkadaşlarıyla bir barda!
Ah, hepsi böyle! diye sırıttı Kader. Evde kedi, sokakta fare!
Yine de can sıkıcı, Yeliz devam etti. Rahim alınması ciddi bir iş, bir nebze de olsa destek beklerdim! Ben ona korktuğumu, desteğe ihtiyacım olduğunu söyledim, o ise sadece iki kısa mesaj gönderip geri dönmüyor!
Kader Yelizden on yıl genç, deneyimsiz, bu yüzden konuşma kendiliğinden sessizleşti.
Yeliz akşam yemeğine çıkmadı, yanında hiçbir şey almadı; ameliyat öncesi aç kalmanın zorunlu olduğunu biliyordu. Tavanı izlerken bir anı aklına geldi: Volkan işte iki farklı yerde bacağını kırdı, Yeliz her gün hastanesine gidip ona yemek, temiz kıyafet, moral getirmişti. İşten sonra otobüsle, evine geri dönerken gece yarısına kadar evine ulaşmıştı.
Eve döndüğünde, bir sürü ev işi, su taşıma, kaşıkla besleme, yıkama, tarama yapmıştı.
Neden böyle davranıyor? diye sordu Yeliz, Kader akşam yemeğinden döndüğünde.
Senin gibi pek çokları! dedi Kader gülümseyerek. Tüm aile büyükleri, annelerin boynuna oturmayı öğrenir!
***
Bora bir telefon çaldı, ama meşguldü ve hattı kapattı.
Ah, meşgulsün, dedi Yeliz.
O an Kader yoktu, Yeliz çığlıklarını duyamadı. Yarım yıl iki evde kaldı, Borayı karısı terk etti, çocuklar yalnız kaldı, Yeliz hem anne, hem aşçı, hem temizlikçi, hem de her şeyi üstlenmişti. Boranın yeni sevgilisiyle çatışmalar da yaşandı; çocuklar için sevgi, Yeliz için ise kendi istekleri vardı.
Bir buçuk yıl uzlaştırdım, ama bir teşekkür bile almadım. Şimdi meşgul! diye düşündü.
***
Nehir sadece beş dakikalık bir araya girdi, hatta sadece sağlığıyla mı ilgileniyordu?
Ne zaman iyileşeceksin? Kayınpederimin on iki kişilik ailesi gelmek üzere, oteli ayarlamamız lazım, ama beslemek zor. Sadece senin yardımın yeter!
Bilmiyorum, Nehir, dedi Yeliz. Ameliyat zor, iki üç hafta hastanede, doktorlar 50 gün iyileşme söyliyor.
Hayır hayır! İşler böyle yürümüyor! Hızlıca, bir üç hafta içinde tam sağlıklı ol! Bu kayınpederin önceliği!
Nehir, korkuyorum, itiraf etti Yeliz.
Hadi, boş durma! Çılgınca bir şey yap, koş! dedi Nehir.
Yeliz, ameliyatın riskli olduğunu hatırladı ama yine de bir şef gibi bir kez daha sorumluluk alması gerekiyordu. Nehir sürekli küçük kız kardeşini misafirlerine yemek yapmaya çağırıyordu; ya iş arkadaşları, ya kocanın dostları, ya da kutlamalar… Yeliz bir iki gün bile mutfaktan çıkamadı, ama hiç kimse onu davet etmedi.
Ne yapıyorsun? diye bağırdı Nehir. Orası yabancı bir topluluk!
Ameliyat sorunsuz geçti, iki hafta hastanede kaldı. Yeliz kimseyi aramadı, herkesin hatYeni bir sayfa açtı, eski sofraları kapattı ve kendine sadece kendi lezzetini tadacak bir menü hazırlamaya karar verdi.




