Annem ve Kız Kardeşim Beni Sadece Bir Nakit Çantası Olarak Gördüler – Asla Gerçekten Benimle İlgilenmek İçin Bile Çaba Harcamadılar

Annem ve ablam beni sadece bir “para çantası” olarak görüyordubenimle gerçekten ilgilenmek için hiçbir zaman zahmet etmediler.

Üç kişilik bir ailede büyüdüm, ama hiçbir zaman gerçek bir yuva sıcaklığını hissetmedim. Annem, ablam Elif ve ben. Babam? Geçmişten bir hayaletten farksızdı, sadece nüfus kağıdımda bir isim. Onu hiç tanımadım ve ne zaman ondan bahsetmeye kalksam, annem sanki varlığı yasakmış gibi konuyu değiştirirdi.

Öyleyse sadece biz kaldıkben, annem ve Elif. O benden beş yaş büyüktü, ama sanki roller değişmişti: Ben ailenin olgun, sorumluluk sahibi üyesiydim, o ise evin şımarık prensesi.

Annem onu taparcasına severdi. Elif her zaman en güzel kıyafetleri, en pahalı hediyeleri alırdı. Ben? Onun eski, solmuş, üzerime bol gelen kıyafetlerini giymek zorundaydım. Hâlâ o uzun kollu kazakları hatırlıyorum, annemin “bir iki yıl daha idare eder” diyerek kollarını katlamasıyla.

Yemek? Elif acıktığında istediği kadar tabağını doldurabilirdi. Ama ben fazla yemek istesem, annem bana kendini bizim için ne kadar feda ettiğini hatırlatırdı.

Doğum günleri? Bayramlar? Benim için yoktu. Hediye de yok, sevgi gösterisi de. Sadece annemin iç çekişleri, bana omuzlarındaki bir yük olduğumu hatırlatırdı.

Anlamıştım: Ben onun için bir evlat değildim. Sadece bir külfettim.

**Onların “bankamatik”i olduğum gün**
16 yaşıma geldiğimde, kimsenin bana yardım etmeyeceğini biliyordum. Annemle Elif kopmaz bir ikiliydi, ben ise hep dışarıda kaldım.

Bu yüzden çalışmaya başladım. Okuldan sonra, hafta sonları, her fırsatta. Gazete dağıttım, kafede bulaşık yıkadım, markette koli taşıdım. Yorucuydu, ama gurur duyuyordum. İlk kez kendi param vardı.

Ancak annem için bu farklı bir hikâyeydi.

“Demek para kazanıyorsun artık?” diye sordu bir akşam, o yapay tatlı gülümsemesiyle. Kafamı salladım, ne olacağını bilmeden.

Yanıma geldi, elini omzuma koydu:

“Artık eve katkı yapmanın zamanı geldi.”

“Ev” derken, kendisi ve Elifi kastediyordu.

Ablam asla çalışmayı düşünmedi. Neden düşünsündü ki? Hayatı boyunca hep biri ona baktıönce annem, şimdi de sıra bana gelmişti.

**Kaçmak tek çaremdi**
Liseyi bitirdiğimde, tek çözümümün uzaklara gitmek olduğunu anladım.

Şehrimizde üniversite vardı, ama ben bilerek yüzlerce kilometre uzaktaki bir okulu seçtim. Bu sadece eğitimle ilgili değildi, bir hayatta kalma meselesiydi.

Anneme gideceğimi söylediğimde, gözleri buz kesti.

“Bizi terk mi ediyorsun? Senin için yaptıklarımı hiçe mi sayıyorsun?”

Gülmemek için kendimi zor tuttum.

Evden ayrıldım, üniversitenin yurdunda kalmaya başladım. Hayatımda ilk kez özgürlüğün ne demek olduğunu hissettim. Çalışmaya devam ettimbu kez bir garajda yük taşıyarak. Yorucuydu, ama maaş iyiydi. Sonunda kendime yeni kıyafetler alabildim, bir kahve içerken suçluluk hissetmedim.

Annem ve Elif? Hiçbir zaman aramadılar.

“İyi misin?” diye sormadılar. “Karnın doyuyor mu?” diye merak etmediler.

Ama bayramda eve gittiğimde, annemin ilk sözü “Nasılsın?” ya da “Özledik” değildi.

Üzerimi süzdü ve:

“Demek artık paran var,” dedi.

Bu bir soru değil, bir suçlamaydı.

O günden sonra her ziyaretim bitmeyen bir pazarlığa dönüştü. Paraya ihtiyaçları vardı. Elif yeni telefon, yeni kıyafetler istiyordu. İstemiyorlardıtalep ediyorlardı.

Ablama bir iş bulmasını söylediğimde, kahkaha attı:

“Ben mi çalışacağım? Sen ciddi misin?”

**Her şeyi değiştiren miras**
Üniversiteden sonra düzgün bir iş buldum. Sonra, beklenmedik bir şey oldu: Şirket bana lojman verdi.

Saray değildi, ama benimdi.

Annem ve Elif bunu duyunca deliye döndüler.

“Lojman mı aldın?! Bize hiçbir şey vermedin?!”

Onlara bunun şirket tarafından verildiğini anlatmaya çalıştım. Dinlemediler.

Sonra, kader son darbeyi vurdu.

Dedemannemin babasıvefat etti.

Ona çok yakın değildim, ama ailede bana saygı gösteren tek kişi oydu.

Noter vasiyeti okuduğunda, inanamadım.

Bana evini ve tarlalarını bırakmıştı.

Annem ve Elif bunu öğrenince çığlık çığlığa koptular.

“Bu adaletsizlik!” diye bağırdı Elif. “Benim çocuğum var! O eve ihtiyacım var!”

Bu arada evlenmiş, çocuk yapmış ve boşanmıştı. Şimdi de mirasımı satıp ona para vermemi istiyordu.

Ama kararımı çoktan vermiştim.

Onlara söylediğimde, küplere bindiler. Annem beni bencillikle suçladı.

Elif ağladı, bağırdı, nankör bir kardeş olduğumu söyledi.

Sakinleşmelerini bekledim. Sonra, sakince:

“Evi satacağım. Ama bu parayla daha büyük bir daire alacağım. Çünkü evlendim. Ve eşim hamile.”

Tam bir sessizlik.

Benim için sevinmediler. Ailemi sormadılar.

Tek önemli olan, istediklerini alamamış olmalarıydı.

Bu, onlarla konuştuğum son andı.

**Seçtiğim aile**
Evi sattım, ailem için daha geniş bir daire aldım.

Annem ve Elif?

Oğlumu hiç görmediler. Onunla tanışmak için bir adım bile atmadılar.

Ama biliyor musunuz?

On

Rate article
Lifequest
Annem ve Kız Kardeşim Beni Sadece Bir Nakit Çantası Olarak Gördüler – Asla Gerçekten Benimle İlgilenmek İçin Bile Çaba Harcamadılar