Sen Gerçekten Eşsiz Bir Hazineylisin!

30 Şubat 2025

Bugün bir kez daha kendimi bir çöküşün içinde buldum. Akşam işten eve geldim, bir şeyler yemeyi, Mertle sakin bir akşam geçirmeyi hayal ediyordum. Fakat kapıyı açtığımda Gültenin beşiğiyle dolu bir hayat bekliyordu. Sen bu çocuğu kimin için doğurdun, Nurten? Kendin mi yoksa bizim aile mi? diye bağırdı. Çocuk benim değil de bir yabancı gibi hissettirdi bana, ama çocuğun gözlerine baktığımda içimdeki empati çığ gibi yükseldi.

Gülten, Ona tırnak kesimi lazım, ama salonun içinde bebekle gideriz mi? diye ısrar etti. Ben ise Yine mi? Evde rahat kıyafetlerle çocuğu beslemek daha kolay. Çocuk bıçağının içinde kalırsa kıyafetlerimi de lekeleyecek. diye cevap verdim. Mert de ceketini soyarak bir sandalyeye bıraktı: Ablamın çocuğunu evde beslemek zorunda kaldım, ama bununla bir an önce bitmek isterim. dedi, yüzü yumuşadı; eşimin bana karşı hâlâ bir düşman olmadığı, sadece sorumluluklarını yerine getirmeye çalıştığı belli oldu.

Gülten, Sen onun boynundan kesmezsen, o sürekli asılı kalacak, diyerek beni suçladı. Ben ise bir yandan yemek yapıyormuş gibi davranıp, içinde eşimin haklı olduğunu biliyordum. İkinci bir anne olmak istemiyorum, ama aileyle kavgaya girmek de istemiyorum, diye içimden geçirdim.

Her şey basit bir hasta olduğum anından başladı. Nurten, ben hastayım, Efeyi kollarımda tutuyorum, eczaneye gitmem gerekiyor. Çocuğu yalnız bırakamam, yardım et, dedi Gülten. Ben de Tamam, hemen gidiyorum, diyerek koşuya başladım. O an fark ettim ki bu bir alışkanlık hâline gelmişti. Telefon çaldığında Gülten, telefonun bozulduysa getir, çarşıda şey var mı, paket geldi mi? gibi şeyler yapıyordum. Gültenin paketlerine kişisel kurye gibi koşuyordum.

Uzaktan çalıştığım için zamanım biraz serbestti; ama evden 15 dakika, gidiş dönüş yolu, kuyruklar ve küçük beklemeler toplamda en az bir saat alıyordu. Şimdi ise çoğu zaman akşamları ve geceleri çalışıyorum, evde kimse ses çıkarmıyor. Mert buna pek memnun değil, ben de aynı şekilde. Gültenle bir konuşma yapmaya çalıştım:

Gülten, Poyrazla nasıl gidiyor? Çok yardımcı oluyor mu? diye sordum, bir paket teslim ederken. O da çalışıyor, yorgun geliyor. Ben duş alırken bir saat çocuğu bakar, diğer işleri bana bırakır, dedi Gülten. Kendi eşini koruyan Gülten, bizim aileyi düşünmüyordu.

Gültenin annesi Ayşe de devreye girdi. Anne, onunla bir şey yapmaz mısın? Biraz yardım eder misin? diye sordu. Ayşe göz kırpıp, Ben bu kurnazla (Gültenin kocası) bir işim yok. Gelince baş ağrısı başlar, akşamları aklıma bile gelmez, dedi. Başkalarına sorulmaz, diye düşündüm içimde, kendi ailemizi yorgun bırakmak hoş değil.

Gülten, Aynı yaşta başka bir çocukla takas yapabiliriz, ben bakarım, sen koşarsın, diye önerdi. Bu kadarını istemiyorum, diye içimden geçirdim. Gülten bir sonraki gün salon randevusu aldığını söyledi ve bir saatliğine çocuğu bana bakması için ısrar etti. Tonu emir havasındaydı. Ben bugün gelemeyeceğim, başka bir şey yapamam, diye cevap verdim. Nasıl böyle bir şey yapamazsın? diye bağırdı. Ben senin tüm problemlerini çözmek zorunda değilim, benim de hayatım var, dedim.

Gülten gözyaşları içinde Benim çocuğum yok, senin çocuğun var; benim tek şeyim senin yardımın. dedi. Ben de Annem de, Çocuğu bana bırakmazsan ne olur? diye sordu. Ben ayakta yürüyemem, diye cevap verdi, sen gençsin, bu senin işin. O sözler beni yıllardır çeken genç, çocuksuz, evde oturan damga gibi hissettiriyordu. O gün, sessiz bir dirençle Gültene yardım etmeyi reddettim.

Gülten ve Ayşe bir hafta boyunca beni görmezden gelmeye çalıştı, sanki yokmuşum gibi davrandılar. Diğerleri bu durumu ne kadar sakin bir şekilde kabul ederdi, ama ben kendi yerimi bulamıyordum, aileyle nasıl barışacağımı düşünüyordum. Bir hafta sonra Gülten tekrar aradı ve Çocuğa bir saat bak, ben manikür yapıyorum, dedi. İçimdeki nefretle bir kez daha kabul ettim, çünkü aile içinde kalmak ya da dışlanmak arasında bir seçim yapmalıydım.

Mert bir akşam oturup Nurten, bazen çok yumuşaksın, bazen sert, ama daha dikkatli ol; yoksa o bir daha geri dönmez, dedi. O sözleri düşündüm, gece yarısı kendime sorular sordum: Nasıl bir sınır çizebilirim? Nasıl hayır diyebilirim, suçluluk duymadan?

Sabah telefon çaldı. Mert, Efe ateşi var, sabahları bağırıyor, ben bir çark gibi dönüyorum, bir an bile dinlenemiyorum, lütfen gel! dedi Gülten, gözleri dolu dolu. Üzgünüm, işim var. Şirketimizde sıkı bir takip sistemi var, öğle arası bile olmaz, diye cevap verdim. Sessizlik Gülten bir açık yara gibi bir zayıf nokta bulmaya çalışıyordu. Lütfen bir kez daha, son kez, birini bul ya da izin al, diye yalvardı.

Sona eren bir çareyle Poyrazın annesine, yani kayınvalideme bir mesaj attım. Gel, Gültene bak. Kayınvalidem mesajları hızlıca gönderdi, bir saat içinde evdeydi. Gülten, Sen tamamen delirdin mi? Neden beni bana yönlendirdin? diye bağırdı. Yardım istemiştim, ona da sormam gerekti, diye savundum, sanki her şey planlıydı.

Ayşe, sessizce okudu, yanıt vermedi. Bir zafer hissettim; küçük bir zafer. Gülten hâlâ fırtına gibi gezecek, annesi muhtemelen tekrar şikayet edecek, ama artık kardeşim tek başına başa çıkmak zorunda kalacak ya da gerçek yardımı arayacak.

Bugün hâlâ bir çıkmazdayım, ama bir şey kesin: Kendi sınırlarımı çizecek, kendime ve eşime de saygı gösterecek bir yol bulmam lazım. Yarın yeni bir gün, belki biraz daha hafif bir yük taşıyacağım.

NurtenSabahın ilk ışıklarıyla, artık kendi sesimi duymak için bir adım daha attım.

Rate article
Lifequest
Sen Gerçekten Eşsiz Bir Hazineylisin!