Şebnem telefonundan gözünü kaldırdı. Kemal kapının önünde ceketini bağlarken yine dışarı çıkmak istiyordu. Adam bir bakış bile atmadı ona.
Merveye gidiyorum. Bir şeylerde ona yardım etmem lazım.
Şebnem gözlerini devirdi, telefonu sehpanın üzerine bıraktı.
Oraya sık sık mı gidiyorsun? Bir haftada kaç kez bu kadar?
Kemal kaşlarını kıstı ve elini salladı.
Şebnem, ne diyorsun? Mervenin arabası bozulmuş, bakmamız lazım. Kendisi tek başına halledemiyor.
İçinde bir kızgınlık dalgası belirdi, karnından gövdesine yayıldı.
Uzman çağırsa da olur, Şebnem kanepeden kalktı. Bizim de zaten bu işte uzmanlar var.
O çok pahalı, diye itiraz etti Kemal, fermuarını çekerken. Ben ücretsiz yardım edeceğim. Ne sorun var ki?
Kemal, sen her gün oradaysın, Şebnem ona doğru yürüdü. Her kutsal gün! Bir şey bu, bir şey şu. Ne zaman bitecek?
Kemal zaten kapının önündeydi.
Şebnem, o yalnız, çocuklarıyla kaldı. Onu yalnız bırakamam, anlıyor musun?
Bir anda kelimeler kaçtı:
Bana da bırakır mısın? Evde neredeyse hiç yoksun!
Abartma, dedi Kemal. Dönünce konuşuruz.
Kapı çarptı, Şebnem tek başına kaldı. Kulaklarını bastırdı, odanın sessizliğini doldurdu. Mutfağa gitti; lavaboda yıkanmamış bulaşıklar bir tepe oluşturmuştu. Musluğu açtı, süngere deterjan sıktı. Hareketleri kesik, çabuktu. Bir tabak, lavabonun kenarına çarpıp çirkin bir ses çıkardı.
Bir yıl geçti, Velinin ölümünden beri. Kaza aniden ve trajikomik bir şekilde gerçekleşmişti. Şebnem, Merveye gerçekten acıdı: iki küçük çocuk, hiç destek yok. Kemal ve Veli lise arkadaşı, neredeyse kardeş gibiydi. Elbette yardım etmesi gerekiyordu. Şebnem bunu anlıyordu. İlk haftalarda
Ama yardım bitmedi. Kemal, neredeyse Mervenin evinde kalacakmış gibi oldumusluğu tamir etti, ampullerini değiştirdi, çocukları hastaneye götürdü. Marketten alışveriş yapıp, çocuklara kıyafet aldı, kulüplerine para ödedi. Hepsi Şebnem ve onun ortak hesabından çıktı.
Kendi çocukları yoktu; dar bir tek odalı dairede yaşıyorlardıküçük ama kendilerine ait. Başta daha büyük bir daire hayali kurmuş, çocuğa sahip olmayı düşünmüşlerdi. Ancak geçen yılda biriken birikimlerini Veli, onun çocukları ve bitmek bilmeyen ihtiyaçlar yuttu.
Şebnem süngeri lavaboya attı, köpük duvarlara sıçradı. Sinirini zor tutuyordu. Akşamları yalnız evde otururken; Kemal ise Merve ile, çocuklarla vakit geçiriyor, ona yardım ediyor, sanki Şebnemi unutmuş gibiydi.
Şebnem ona defalarca konuşmaya çalıştı. Kemal ise sözlerini ciddiye almaz, omzunu silkele, kıskançlık dedi. Sahte bir kıskançlık gibi. Sadece bir arkadaşına yardım ediyorum, derdi. Oysa arkadaş bir yıldır yoktu. Veli bir yıldır yoktu. Merveye bir yaşam kurmayı öğretmesi gerekiyordu.
Bir akşam Kemal saat dokuzda eve geldi. Şebnem bilgisayarda raporlarını tamamlarken mutfağa girdi; çaydanlık çınladı.
Şebnem, her şeyi tamir ettim! bağırdı. Sadece hortumu sıkışmıştı, düzelttim, her şey çalıştı. Çocuklar bayıldı! Tim ve Liza çok komik. Onlarla bahçede futbol oynadık, sonra Merve bize kaymaklı gözleme yaptı, süper lezzetli…
Şebnem duymadı. Sözler kulaklarından geçip gürültüye dönüştü. Kemal bir çay bardağıyla içeri girdi.
Şebnem, beni dinliyor musun?
Evet, homurdandı.
Hiç dinlemiyorsun! kırıldı. Sana anlatıyorum, sen
Kemal, çalışıyorum, dişlerini sıktı Şebnem. Raporu bitirmeliydim.
Hep meşgulsün, homurdadı Kemal ve çıktı.
Velinin adını duymak Şebneme içi acıyordu. Çocuklarını, oyunlarını, gözlemeleri, burada güzel bir ev var konuşmalarını duymak zor geliyordu. Sanki Mervenin evinde gerçek bir yuva, kendi evinde sadece bir konaklama yeri varmış gibi hissettiriyordu.
Aylar uzayıp gitti. Kemal hâlâ Mervenin evinde kalıyordu. Bazen geceye kadar kalıyor, yorgun ama memnun dönüyordu; yardım ettiği, çocukların sevindiği, Mervenin teşekkür ettiği konuları anlatıyordu. Şebnem suskun kalıyordu, artık tartışmak istemiyordu.
Sonra Kemal, sohbet içinde karşılaştırmalar yapmaya başladı. Akşam yemeğinde Şebnem mağazadan alınmış köfteyi bulgur pilavı ile ısıttı; Kemal çatalını tabağa soktu.
Mervenin bugün çorbası çok güzelmiş, dedi düşünceli. Ev yapımı, etli, yoğurtlu…
Şebnem gözlerini kaldırdı. Göğsünde bir sıkışma hissetti.
Kemal, bütün gün çalışıyorum, dedi sakin. Borsayı çorba yapmaya vaktim yok.
Merve hâlâ zaman buluyor, sürdürdü. Evi her zaman temiz. Çocuklar dağınık, ama o da bir mucize. Temizlik konusunda harika.
Şebnem çatalını bıraktı, iştahı kayboldu.
Çocukları tek başına yetiştiriyor, Kemal başını salladı hayranlıkla. Gerçek bir irade gücü.
Şebnem masadan kalktı, tabağı lavaboya götürdü. Tüm bunlar onu sinirlendiriyordu!
O akşamdan itibaren tartışmalar sıklaştı. Kemal Merveyi överken, yemekleri harika, ev temiz, çocuklar harika, diye devam ediyordu. Şebnem bağırıp, bunu duymaktan bıktım! diyordu. Kemal kırılıyor, gidiyor, tekrar dönüyor, aynı döngü tekrarlanıyordu.
Şebnem işte daha uzun saatler kalmayı seçti; eve geç gitmek, akşamları bilgisayarda kalmak, yalnız kahve içmek, iş arkadaşlarıyla her şey konuşmakkendi hayatı dışında hiçbir şey.
Gece yarısı eve döndüğünde Kemal hâlâ uyuyordu ya da uyuyormuş gibi yapıyordu.
Bir akşam saat onda Şebnem geldi; yorgunluktan adeta bir çimento gibi ağırdı, sadece yatmak istiyordu. Ayakkabılarını çıkarıp mutfağa gitti; Kemal masada pelmen yiyor, bir çatal tutmuş.
Evde bir şey yok. dedi Kemal, çatalını sallayarak.
Şebnem şaşkınlıkla kapı eşiğinde dondu.
Ne? fısıldadı.
Yine bir şey pişirmedin, Kemal pelmeni işaret etti. Pelmen yapmamız gerekti. Mervenin buzdolabında her zaman ev yapımı yemek var; köfte, salata, çorba. Bizde ne var? Boşluk.
Şebnemin içinde bir şey patladı; bir yayılmış kordon gibi gerildi. Öne doğru adım attı.
O zaman oraya git! bağırdı. Orada senin için her şey mükemmel! Beni yalnız bırak ve oraya gid!
Kemal çatalını düşürdü, durdu.
Şebnem, ne oldu?
Yorgunum! neredeyse boğuluyormuş gibi bağırdı. Onun çorbalarını, çocuklarını, ne kadar harika demesini dinlemekten yoruldum! Eğer onun eşini ikna etmeye çalışıyorsan, onu senin yerinde al! Sanki seninle evde kalmak yerine Mervenin yanına gitmek senin için daha iyi!
Kemal ayağa kalktı.
Şebnem, sakin ol. Sadece ona yardım ediyorum. Veli benim eski dostum, ona borçluyum…
Yüzü soluklaştı.
Bana borçlusun! kesti Şebnem. Eşine! Onun değil! Anlıyor musun? Merveye acımasızca acıdım, ama artık dayanamayacağım. Her gün adını duymak bir hayalet gibi Sen burada bedeninle, ruhun ise orada!
Bu doğru değil, Kemal yanına yaklaşmaya çalıştı.
Şebnem geri çekildi.
O zaman vazgeç! Şimdi. Bir daha Merveye gitme. Ailemizi yeniden kurmaya çalış. Söyle.
Kemal sessiz kaldı. Şebnem onun kararsızlığını gördü, gözlerinde yanıtı okudu. O, Merveye asla vazgeçmeyecek.
Anladım, diyerek döndü, dışarıya yöneldi.
Şebnem, nereye gidiyorsun? Kemal peşinden koştu.
Anne evinde kalacağım, kapıyı açtı. Sabah sen burada olmayacaksın. Eşyalarını topla, git. Umarım Merveye yer bulursun.
Şebnem, bekle! Gitme! çığlığı duyuldu ama Şebnem kapıdan koştu, kapı çarptı, tüm blok ses çıkardı.
Kısa bir süre sonra Şebnem boşanma davası açtı. Bölüşülecek bir şey kalmamıştı; daire Şebnemin adı, eşyalar az, Kemal akşam hepsini aldı, anahtarları mutfak sehpasının üzerine bıraktı.
Mahkeme salonu sessiz, serin. Şebnem tahta bir sandalyede oturmuş, sırayı bekliyordu. Karşısında Kemal oturmuştu; yanına Velinin eşi Merve, çocukları oturmuş, sessizce anneye yaslanmıştı. Merve ve Kemal el ele tutuşmuş, parmakları birleşmişti.
Şebnemin gözleri bağlı ellerine takıldı. Kemal kızararak bakınca, ellerini çekmedi.
Sıra geldi; pasaport damgası, imzalar, kağıtlar. Artık hiç evli değillerdi.
Mahkemeden çıkarken Şebnem arkasını döndü. Kemal, Merve ve çocuklar arabaya yöneldi. Merve kızını tutuyor, Kemal oğlunu kucağında taşıyordu; gerçek bir aile gibi görünüyordu.
Şebnem ters yönde yürüdü. İçinde acı, kırgınlık yoktu; sadece bir rahatlama vardı. Zamanı geldiğinde, Tanrının izniyle diye kendi yoluna devam etti.
Özgürdü. Bu, hayatının en doğru kararıydı. Gelecek? Gelecek, Tanrının takdirine kalmış.




