Hastane izninden yeni çıkmıştım ki, ofisteki yerimi eşimin kız kardeşi, Gülşah Yılmaz almıştı.
Mert, yine musluğu kapatmayı unuttun! Lavabodaki su akıntısı hâlâ paslı! Nazan banyoda, beyaz çamurun üzerindeki kızıl çizgileri inceliyordu.
Naz, sabah beri orada olmadım! sesini mutfaktan duydum, biraz sinirli. Belki de sen unutmuşsundur?
Bir ay boyunca hastane yatağındaydım, elimi musluğu çevirmeye ne gerek vardı!
Mert ellerini havluya sarmış, mutfaktan başını çıkardı.
Belki kendiliğinden bozulmuştur. Sıhhi tesisatçı çağırırız.
Nazan bir el hareketiyle cevap verdi; tartışmak istemiyordu. Ameliyattan sonra gücü kalmamış, her adım bir çaba gerektiriyordu. Yavaşça mutfağa gitti, bir sandalye üzerine oturdu. Mert ona bir kase tel şehriye koydu.
Ye. Doktor, beslenmenin düzgün olması gerektiğini söyledi.
Biliyorum, Naz yavaşça çiğnemeye başladı. Şehriye tatsızdı ama yutması gerekiyordu. Vücudu yavaşça, çok yavaş iyileşiyordu.
Neredeyse bir ay geçmişti; hastaneden çıkarılmıştım. Apandisit komplikasyonlu çıkmış, iki hafta ameliyatta, iki hafta evde dinlenmişti. Zayıflamış, solgun, kırk beş yaşımda altmış gibi görünüyordum.
Mert, işte ne durumda? Kimle konuştun? kaşık kaşığa sorarak sordum.
Ali Çelik Beye telefon ettim. Hızlı iyileş, dedi, acele etme.
Ve hepsi bu mu?
Mertin sesinde bir şey eksikti. Gözlerine kaçındı, kızgınca tavayı ovmaya başladı.
Mert, bir şey saklıyorsun.
Yok, her şey yolunda! Hayal kurma!
Hayal kurmuyorum, hissediyorum.
Mert bir derin nefes aldı, süngüyü bıraktı, bana döndü.
Aslında bir şey oldu. Ama endişelenme, tamam mı?
Kalbim bir an hızlandı.
Ne oldu?
Şu an Gülşah ofise girdi, geçici olarak. Sen hastane iznindeyken.
Sessizlik çöktü. Gözlerim Merte saplandı, inanamadım.
Gülşah? Kız kardeşin? Muhasebeye mi?
Evet. İş arıyordu, hatırlıyor musun? Ali Çelikin bir yeri boşalmıştı, onu geçici olarak aldık.
Benim yerime mi? boğuk bir sesle ekledim.
Teknik olarak evet. Ama bu geçici! Sen döneceksin, her şey eskisi gibi olur!
Kaseyi iterek itirdim; iştahım yok oldu. Gülşah Mertin kız kardeşi, yirmi sekiz yaşında, uzun boylu, bembeyaz dişli bir gülüşe ve gökdelen boyu hırslara sahip bir güzeldi.
İlk tanıştığımızda, Mert ikimizi tanıttığında bir soğukluk hissetmiştim. Gülşah bana küçümseyen bir bakış atar, sanki ben onun kardeşine layık değilmişim gibi davranırdı. Düğünden sonra ise bu küçümseme açıkça belli olur, Mert bir muhasebeciyle evlenmiş! diye komşulara söylerdi; ben ise bu sözleri duydukça iğrenç bir şaka gibi gelirdi.
Mert beni severdi. Ya da sevdiyse de, öyle görünüyordu. On beş yıldır evliydik, Gülşah hep kenarda, bayramlarda hediyeler getirir, sonra kendi yoluna devam ederdi. Şimdi ise benim yerim onun eline geçmişti.
Neden bana söylemedin? sesim titrek.
Söylemek istemedim; sen hastaydın.
Ne zaman oldu?
İki hafta önce.
İki hafta! Ve suskun kaldın!
Naz, sakin ol! Bu kalıcı değil! İyileşecek, çıkacaksın, Gülşah gidecek!
Gülşah acı bir sesle tekrarladım. Her zaman Gülşah.
Yatağa uzandım, tavana baktım. Gülşah benim yerimde, ofisimde, masamın başında, Ali Çelik Beye gülümseyerek konuşuyordu.
Gözlerimi kapadım; yirmi yıl önce bu şirkete ilk adım attığım anı hatırladım. Genç, enerjik, muhasebe yardımcısıyla başlamış, zamanla baş uzman olmuş, her rakamı, her belgeyi ezbere bilirdim. Dürüst ve özverili çalışırdım. Şimdi bir yabancı, akraba ama yabancı, yerimi almıştı.
Bir hafta daha hastane izninde kaldım; doktor erken çıkmamı istemedi ama ben geri dönmek istedim, ofise, yerine, Gülşahı dışarı çıkarmak istedim.
Biraz daha kal, acele etme, sağlık her şeyden önce. Mert ısrar ederken gözleri kaçınılmaz bir şey saklıyormuş gibi bakıyordu.
Akşamları uzunca telefon konuşmaları, gizli gülümsemeler, akşamları telefon başında uzun süren mesajlaşmalar…
Kiminle konuşuyorsun? bir gün sordum.
Gülşahla. İş hakkında konuşuyor, ben açıklıyorum.
Neden benimle konuşmuyor?
Sanırım seni rahatsız etmemek istiyor.
Sessiz kaldım; rahatsız etmek gibi bir şey istemiyorum.
Sonunda hastane izni bitti; doktor rapor verip çıkmamı onayladı. Sabah özenle en güzel elbisemi, makyajımı, saçımı topladım; aynada solgun, yaşlı bir kadın gördüm ama dışarıya göstermedim.
İşe gidiyorum, kahvaltıda Merte söyledim.
Biraz daha dinlen, hâlâ güçsüzsün.
İyiyim, iznim bitti, işe dönüyorum.
Mert beni kapıya kadar gönderip yanağımı öptü.
Otobüsle ofise doğru yol alırken, neyle karşılaşacağımı, meslektaşların ne diyeceklerini, Ali Çelikin ne söyleyeceğini merak ettim; asıl merak ettiğim şey Gülşahın ne yapacağıydı.
Ofis, eski bir bina, şehir merkezinde, üçüncü kata çıktım, tanıdık kapıyı ittim. Resepsiyonist Selin oturuyordu.
Naz! Geri döndün! Nasılsın?
İyiyim, iyileştim. Ali Çelik nerede?
Burada, içeri gir.
Koridordan geçip muhasebe bölümüne baktım; göz ucuyla Gülşahı gördüm. Dar bir elbise, dalgalı saçları, bir tavus kuşu gibi parlayan bir gülümseme, meslektaşı Marina ile konuşuyordu, kahkaha atıyordu.
Kendi gözlerimden kaçıp ilerledim, Ali Çelikin odasına çaldım.
İçeri gir!
Oturmuş, kağıtları inceliyordu; beni gördü, ayağa kalktı.
Naz Şerife! Merhaba, sağlık durumunuz nasıl?
Merhaba, her şey yolunda, iş raporu, raporu uzattım.
Ali Çelik gözden geçirdi, bir an düşündü.
Peki, çıkıyor musunuz?
Evet, bugün itibariyle.
Bir an duraksadı, kağıdı masasına koydu.
Naz Şerife, bir şey söylemeliyim. Oturduğum yerin yerine Gülşah Yılmazı aldık, kız kardeşinizi.
Kız kardeşinizi? Anladım.
Evet, kendisi çok iyi bir performans sergiledi, hızlı öğreniyor, müşteriler memnun.
Ne demek istiyorsunuz?
Ali Çelik sırtını gerdi, ellerini karnına koydu.
Naz Şerife, siz çok değerli bir çalışanısınız. Ama yaşınız ilerledi, hastalıktan sonra belki daha hafif bir pozisyona geçmek istersiniz?
Kalbim soğuk bir rüzgar gibi çarptı.
Beni işten çıkarıyor musunuz?
Hayır, sadece bir transfer.
Yani benim yerimi Gülşah alıyor.
Kısacası öyle.
Ayaklarım titredi, ellerim sıkı bir yumruğa dönüştü.
Yirmi yıldır burada çalışıyorum, hatasız, şikayet yok! Bir kız yüzünden
Naz Şerife, sakin olun. Bu sadece bir iş meselesi, kişisel değil.
Kişisel değil demek! sesim kırıldı. Yerimi alıyor!
Size bir alternatif sunuyorum! İnsan kaynakları bölümünde yardımcı olarak çalışabilirsiniz, maaş aynı, yük daha az.
Yardımcı? İnsan kaynakları? Yirmi yılın ardından böyle mi?
Ali Çelik ellerini açtı.
Karar size. Düşünün.
Ofisten çıktım, gözyaşları çiğliyor, muhasebeye girdim. Gülşah sandalyeden dönüp bana baktı, yüzü tatlı bir gülümsemeye büründü.
Nazşen! Merhaba, nasılsın? İyileştin mi?
Ne yapıyorsun burada? soğuk bir sesle sordum.
İşe geldim, Ali Çelik beni teklif etti, kabul ettim.
Seninle hiç aynı fikirde değilim.
Gülşahın gülümsemesi sertleşti.
Naz, iş işidir, kişisel değil.
Bu cümleyi on dakikada iki kez duydum, sanki provalı bir sahne.
Gülşah omuz silkti, bilgisayara döndü.
Ne düşünürsen söyle, ben buradayım.
Muhasebede durdum, etrafımdaki meslektaşlar Marina, Selin, Oğuz bana bakıyor, gözlerini kaçırıyor, utanıyor, rahatsız.
Hiç kimse bir şey söylemeyecek mi? boşluğa sordum.
Sessizlik.
Tamam, dönüp çıktım.
Sokağa çıktım, otobüs durağında bir bankta oturdum, telefonu açtım.
Naz, nasıl? İşe gittin mi? Mertin sesi.
Düşürüldüm. Kız kardeşin yerimi aldı. Sen de bu durumu duymadın mı?
Bir an sessizlik…
Naz
Cevap ver. Biliyordun mu?
Gülşah, Ali Çelik onun işinden memnun olduğunu söyledi
Senin yerini çalacaklarını biliyor muydun?
Sadece… başka bir seçenek sunmak…
Hepiniz bir plan yaptınız! sesim titredi. Sen, kız kardeşin, patron! Hepsi bana karşı!
Hayır, hayır! Naz, sakin ol!
Telefonu kapattım, geçip gelen insanları izledim; arabalar, yürüyen kalabalık, hayat akıp gidiyordu. Benim hayatım artık yoktu; işim alındı, kocam ihanet etti, akrabalar düşman olmuştu.
Mert ile tanıştığımızı hatırladım; otuz yaşındaydık, ikimiz de yorgun, yalnız bir zaman dilimindeydik. Mert mühendis, ben muhasebeciydim. Bir ortak arkadaşın doğum gününde tanıştık, telefon numaraları takas ettik, ilişkimiz başladı.
Mert sessiz, güvenilir biriydi. Ben, çalkantılı ilişkilerden sıkılmış, istikrar aramıştım; Mert bunu bana verdi. Altı ay evlendik, daire aldık, sonra bir ev. Çocuk olmadı; benim sağlık sorunlarım vardı; Mert beni yalnızca benimle yetinmişti.
Gülşah düğünde de vardı; Mertin küçük kız kardeşi, güzel, cesur. Bana bakıp, Nereye bakıyorsun, hâlâ birine göz dikmiş! dedi. O an sessiz kaldım, kutlamayı bozmamak istedim, ama o söz aklımda kaldı.
Yıllarca Gülşah kenarda durdu; üniversite, çeşitli işlerde kısa süreli duraklar; Mert ona para yardımı yaptı, ben sessiz kaldım. Şimdi ise bu aile onun bir parçası oldu, benim yerime oturdu.
Akşam eve döndüm, Mert mutfağa akşam yemeği hazırlamaya çalışıyordu.
Naz, sakin konuşalım
Konuşmak istemiyorum.
Lütfen! Böyle olmasını istemedim!
Nasıl istedin? gözlerimdeki acı Merti küçülttü. Yerinizi kız kardeşine vermemi mi istedin? Sevinçle mi?
Geçici olduğunu düşündüm! Sen hastayken!
Ali Çelik bana insan kaynakları yardımcısı teklif etti. Yardımcı! Anlıyor musun? Bu bir aşağılayış!
O zaman reddet! Yerinizi geri al!
Yerinizi Gülşah almış! Kız kardeşin!
Mert bir sandalyeye oturdu, yüzüne elini sürerek.
Naz, onunla konuşurum. Gider, derim.
Olmaz. Çok geç oldu. O kök saldı. Ali Çelik memnun, meslektaşlar sessiz. Ben tek başıma karşıyım.
Tek başınasın! Ben senin yanındayım!
Sen? acı bir kahkaha. Sen, biliyordun ve suskun kaldın? Kız kardeşine yer verdin?
Ben vermedim! O kendisi geldi! Ben fark ettim, ama çok geçti!
Ve sessiz kaldın. İki hafta yalan söyledin.
Mert söz söyleyemezdi.
Yatak odasına geçtim, yatağa uzandım, tavana baktım; içinde bir boşluk vardı, buz gibi.
Ertesi gün yine işe gittim, Ali Çelikin odasına girdim.
Transferi kabul ediyorum.
O gülümsedi, memnun.
Akıllıca bir karar. Evrakları hazırlayalım.
İnsan kaynaklarında çalışmaya başladım; dosyaları açtım, formları doldurdum. Monoton, sıkıcı bir işti; önceki görevimle hiç benzemiyordu.
Gülşah ofiste tavus kuşu gibi dolaşıyordu; yeni elbiseler, topuklar, mükemmel saç modeli.
Selam, Nazşen! Nasılsın?
Ben yüzümdeki gülümsemeyi sakladım.
Meslektaşlar bana acıma duygusuyla bakıyordu; Marina sessizceNaz, yeni hayatının sessiz rüzgarında, eski gölgelerden sıyrılmış, umutla yürümeye karar verdi.




