Bir zamanlar, bir evde iki genç evli bir çift yaşardı; Kerem ve Elif. O gün, oturma odasındaki büyük kanepe üzerinde tartışmaya başladılar.
Divorce, yani boşanma mı? O zaman boşanma, dedi Kerem, odada sinirle dolanıp dolap kapaklarını boş boş açıp kapatarak.
Elif! Şöyle düşünme ki, göz kırpmalarını tüm dünyaya sergileyeceğimi, diye bağırdı Elif, çantasını kanepeye atarak. Boşanma ve mal paylaşımı! Parasını topla ve defol. Bu da benim dairem.
Kerem, Daire belki senin, ama içindekiler benim. Hepsini ben aldım, dedi.
Elif, Hadi ama! Koş, kaç! diye bağırdı, kaşını silerek. Git, bir daha görmek istemiyorum!
Keremin ve Elifin evlilikleri bir yıl önce büyük bir aşkla başlamıştı; birbirlerine dayanamayacak kadar yakındılar. İlk karşılaşmaları bir yaz akşamı, İstanbulun kalabalık bir sokağında olmuştu. Yürürken göz göze geldiler, aynı anda dönüp baktıklarında kahkahalarla güldüler, konuşmaya başladılar. Kerem, Elifi akşam karanlığına kadar uğurladı, sabah tekrar buluştular ve bir daha ayrılmadılar.
Her şey harikaydı, ta ki dün Elif, Keremin eski bir sınıf arkadaşına karşı kıskançlık hissetmeye başlayana kadar. Elif, alışveriş merkezinde tesadüfen karşılaştığı, şişkin dudaklarıyla eski bir okul arkadaşını hemen tanıyamamıştı.
Neden bahsettiğimizi anladın mı? dedi Nalan, Elifin kolunu tutarak. Bu kız senin eski sınıf arkadaşın Nihan. Değişmemiş hatta daha da eski bir görünüme bürünmüş.
Elif, seninle aynı sınıfta okuyan Nihanı hatırlıyor musun? Bak, o da aynı saç stilini taklit etmiş, sanki annesinin kopyası gibi, dedi Nihan, gözlerini Kereme dikerek.
Kerem, Bir kahve içelim mi? Biraz sohbet edelim, dedi, Midem aç, bir şeyler yiyeyim.
Elif de kabul etti; Nihanla lise mezuniyetinden beri on yıl kadar görüşmemişti, şimdi eski sınıf arkadaşlarını daha yakından tanımak istiyordu.
Kerem bir biftek ve sebzeler sipariş etti, kızlar da dondurma aldı.
Nihatı hatırlıyor musun? diye sordu Nihan Elife, Kereme bakarak. Deniz, benim peşimde koşan adam.
Hatırlıyorum, ama sen de bir şey mi saklıyorsun? Sence o, soyunma odasında seni izliyordu mu? dedi Kerem.
Nihan, O iki yıldır benim peşimdeydi. Şu anda İstanbulda yaşıyor, orada akrabaları var, iş bulmuş. Kim söyleyebilirdi böyle bir şey olacağını? dedi.
Kerem, Evet, fotoğrafları grup sohbetinde gördüm. Sırf geziye gitti sanmıştım.
Ya Zeynep Varol? Orada bir şey yok gibi görünüyor, dedi Nihan, Biliyorsun, anne oldu, baba kayboldu, erkekler hep ona çalan göz attı.
Vahşi bir çocuk, Vahit Pahalı, mezuniyet gecesinde beni sürekli dansa davet ederdi. Sonra evlendi, boşandı. Fotoğraflara kalp çizer ama benim tarzım değil. Senin Gökhan? dedi Nihan, Kereme bakarak. O da evlenmiş, çiftçilik yapıyor!
Kerem, Nereden biliyorsun ki o benim? diye şaşırdı.
Nihan, Sen de peşinden koşmadın mı? diye güldü.
Kerem, bifteğini yerken kadınların sohbetine aldırış etmedi. Elif ise öfkelenmeye başladı.
Ben Gökhanı kovalamadım, bir şey karıştırıyorsun, dedi Elif, çantadan bir ayna ve ruj çıkarıp dudaklarını tazeleyerek. Kerem, yemek bitirdi mi? Zaten çok gecikmişti.
İkisi de ayağa kalkıp vedalaştı, ama Nihan hâlâ gitmek istemedi.
Arabamız var mı? Bana bir yer taksi yapar mısınız? Çantalarla toplu taşıma zor olur, diye ısrar etti.
Nalan, sürücü koltuğuna oturdu, çantasını kucağına koydu, saçlarını nazikçe düzeltip konuştu.
Bence siz lüks bir arabaya sahipsiniz ama kredi almanız zor. Ben de eşime daha iyi bir araba alması için yardım ederdim.
Kerem, Bakın hanımefendi, dedi Elife, Akıllı insanlar ne der? Ben bir şeyler alacağım, ama sen çok pahalı şeyler istiyorsun, zorlanacağız.
Nalan, Hayır, kesinlikle daha sağlam bir araba almalıyız. Şu yol çok riskli, bir arkadaşım Avrupada bir araba getirdi, çok daha iyiydi. Telefon numarası verirsem, size bir şey bulur.
Elif, İş kadınlarını hemen anlarım, kardeşine işte yardımcı mısın? Tamam, telefon numarasını ver, bir gün işe yarar.
Elif, Nalanın arkasında otururken içinde biriken öfkeyi tutamıyordu, konuşmayı şaka gibi geçirmeye çalışıyordu. Eve döndüklerinde birden patladı.
Sen iyi misin, yoksa kötü mü? Çocuğa arabayı aldırmadın mı? Para mı tutmadın? Şimdi bu dudaklı kadına mı gideceksin? Hoşça kal! diye bağırdı Elif Kereme.
Kerem şaşkın, Aman ne yapıyorsun? Şaka yapmayı anlamıyorsun, kıskanç mı oldun?
Elif, ne söyleyeceksin? Göz kırpmalarını gördüm, ben arabada olmasaydım sen onu alır mıydın? Beni aşağılıyor, sen de onaylıyorsun.
Kerem, Yeter artık, sıkıldım. Boş yere kavga ediyoruz, ben yoruldum.
Elif, Benden bıktın mı? Artık seni görmek istemiyorum. Boşanma! Artık hiç şüphem yok.
Kerem, Neden bu kadar çabuk kızgınsın?
Elif, ben her şeyi söyledim.
Kerem, Eğer senin gibi bir şey yüzünden bu tarz sahneler yaratıyorsan, belki gerçekten acele ettik.
Elif, Tam da öyle!
Elif, Keremi bir kez daha uyarmak, onu korkutmak istemişti; özür beklemişti ama kavgayı bu kadar büyütmesini beklemiyordu. Çekinmek de düşünmüyordu.
Boşanma demek, boşanma demektir, dedi Kerem, odanın ortasında durup etrafına bakarak. Mal paylaşımına başlayalım, boşanma davası gibi.
Elif, sen cimri bir insanmışsın, dedi Kerem.
Elif, adaleti talep ediyorum, bu bana göre değil mi? Ben bir aptal değilim, bir kuklayı doyurmak gibi bir şey değil, mobilyayı alıyorum, daire senin kalıyor.
Elimizde mobilya ortak alınmıştı, yarı yarıya bölüştürelim. Bana dolap, sana komodin, benden kanepe, senden masa
Elif, dur! Ben o kanepeyi kesinlikle yanımda götüreceğim. O benim kanıma, kendi paramla aldığım bir şey.
Kerem, Seninle anlaşmak imkânsız. Kanepeyi sana vermeyeceğim. Anne babamı arıyorum.
Elif, Bu ağır top. Ben de babamı ararım.
Anne ve baba çabuk geldi. İlk önce evli çifti uzlaştırmaya çalıştılar, ama ciddi bir niyet gördüklerinde hesaplarını ortaya koydular:
Siz gençlere ev, ama biz düğünü ödedik, mobilya ve arabaya da para koyduk. Keremin maaşı seninkinden on kat, bir yıl boyunca seni geçindirdi. Bu açıdan, Elif, evle kalmalı, her şeyi bize bırakmalı, dedi kayınvalidesi.
Kayınpeder sessiz oturuyordu, alnındaki teri bir mendille siliyor, yüzü kızarıp soluyordu.
Kayınvalide, Bunun için bir avukata ihtiyacımız var. Boşanmayı mahkeme yoluyla çözelim, zaman kaybetmeyelim, dedi.
Anne, Elif, bizimle kalacak mısın? diye sordu.
Elif, Hayır, diyerek kollarını yumrukladı, Daireyi koruyacağım, kimse bir şey çalamaz.
Kayınvalide, Mahkeme, belgeleri, banka dekontlarını toplarız, her şeyi talep ederiz. Sen, Kerem, göz göre göre bak, eksik bir şey kalmasın.
Kerem, Tamam, dedi, Bu işte kalacağız.
Elif, Annem ne kadar da… Artık anladım, ne kadar bencil olduğun.
Kerem, Ne demek istiyorsun?
Elif, Tanrım, ne yaptım ben! Siz hesaplarıyla boğacaksınız bizi ama daire benim, kanepe de benim, başka bir şey alabilirsiniz ama onu vermeyeceğim.
Kerem, Kanepeyi birlikte seçtik, o benim de senin. Maaşım seninkinden daha yüksek, o yüzden aldık. Elif, lütfen sakin ol, bu kadar kızma.
Elif, Ben bir yıldır senin hizmetindeydim, aşçı, temizlikçi, çamaşır yıkayıcı, bulaşıkçı; sen de bana uyumak bile vermedin!
Kerem, Bu da mı ücretlidir? Harika! diye güldü.
Elif, Bana ücretsiz bir köle bulduğunu sandın? Her şeyi aldın, ben de çantamı aldım.
Kerem, kaşlarını kaldırıp, Tamam, o zaman bu kanepeyi al! dedi, Kanepe çok rahat, yaylı, ben onsuz gitmeye niyetli değilim.
Sabah uyandıklarında Keremin alaycı gözleri Elife bakıyordu.
Elif, neden gülüyorsun? dedi Kerem.
Elif, bu kanepeyi bırakmak istemiyorum, dedi Kerem.
Elif, kanepeyi mi?
Kimle?
Elif, bir daha kimseye göz kırpmamaya söz vermeni istiyorum! diye bağırdı Elif, Keremin kulaklarını tutarak.
Kerem, Söz veriyorum, bir daha göz kırpmayacağım, diye kahkahayla cevap verdi. Her şey için bu kanepeye hazırım.




