Büyükannenle İlgilen, Zor Değil ki!

İrem, bu zor olmayacak, bak dedim diye seslendim, Anne artık eskisi gibi değil. Yaş, demans, hafıza kayması Doktorlar sürekli yanında olunması gerektiğini söylüyor. Ben de işten çekip evde kalmak zorundayım, uzaktan çalışıyorum, ama evde oturuyorsun, senin için sorun olmaz, dedi.

İrem dudaklarını büzdü. Gerçekten evden çalışıyordu, evrak çeviriyor, bazen online danışmanlık yapıyordu. Programı serbestti, ama bu onun zamanının bol olduğu anlamına gelmiyordu.

Ayşe Hanım, ben ne yapacağımı bilmiyorum diye başladı İrem temkinli bir sesle. Böyle bir durumla hiç karşılaşmadım. Belki bir bakıcı tutmak daha iyi olur? Ya da bir huzurevine vermek, orada uzmanlar var

Kayınvalidem birden ayağa fırladı, gözleri hiddetle parladı.

Huzurevine mi? Nasıl olur! Bu benim annem! Onu bir kuruma teslim etmem. Orada kimse ona bakmaz, yabancılar! Biz aileyiz, biz sorumluyuz.

İrem Oğuza bakarak destek aradı, ama Oğuz başını bile kaldırmadı.

İrem, annem çok şey istemiyor diye sesini yükseltti, telefonu elinde tutarken. Sabah gelip, akşam gelip. Yemek ver, biraz yardım et. Çok zor bir şey değil, sen başaracaksın.

İrem içini çekti. Tartışmak işe yaramazdı. Oğuz ve ben, Ayşe Şahinin evinde yaşıyorduk; o, evlendiğimizde genç çifte evini cömertçe açmıştı, hâlâ bir çatı altında kalmamızı sağlıyordu. Bu durumda reddetmek ona haksızlık olurdu.

Tamam dedi sessizce İrem. Deneyeceğim.

Ayşe Şahin gözleriyle parladı, etrafı dolaştı ve damadı sıkıca kucakladı.

Teşekkür ederim, kızım. Beni ne kadar kurtaracağını hayal edemiyorum. Sana anahtarları vereceğim, adresi yazacağım. Annem evine beş on dakikalık bir yürüyüş mesafesinde. Sadece, İrem, bazen sinirli olabiliyor, anlayacaksın. Bir şey söylerse çok ciddiye alma, olur mu?

İrem başını salladı, bir şeylerin üstesinden gelebileceğini düşündü. Yaşlı bir kadına bakmak zor bir iş gibi görünmüyordu.

Ertesi sabah sorunun cevabını öğrendi.

Hatıka Yılmazın dairesi eski bir binada, duvarları yıpranmış, merdivenler gıcırdıyor diye düşündüm. Üçüncü kata çıktım, kapıyı çaldım ve cevap bekledim. İçeriden bir gürültü, ardından ayak sesleri ve kilidin tıkırtısı geldi.

Kapı aniden açıldı, önünde yıpranmış bir bornoz içinde kambur bir teyze duruyordu. Hatıka bulanık gözlerle bana baktı.

Ne istiyorsun? diye kederli bir sesle sordu.

Merhaba, Hatıka Hanım. Ben İrem, Oğuzun eşi. Ayşe Şahin sizin için yardım etmemi istedi. İçeri girebilir miyim?

Teyze homurdandı, ama yana çekildi. Girişte, küflü bir koku, ilaçların ve ekşi bir şeyin kokusu karışmıştı. Daire dağınıktı; yerde dergiler, yıpranmış terlikler, masada ilaç şişeleri yığılıydı. Mutfağın içinde yanmış bir şeyin aroması dolaşıyordu.

Kahvaltı için ne istersin? Ben yaparım dedim, ona yönelerek.

Hatıka bağırarak karşılık verdi:

Bana bir şey lazım yok! Seni kim çağırdı? Veya Veli mi? Yine bir gözlemci mi gönderdi!

Ben şaşkınlıkla gözlemci kelimesini duydum.

Sadece yardımcı olmak istiyorum dedim düşük bir sesle.

Yardım! dedi alaycı bir tonda. Hepiniz aynı numarayı yapıyorsunuz. Şefkatliymiş gibi davranıyorsunuz, ama ben ölürken dairemizi siz alacaksınız!

Sözleri öyle zehirliydi ki karşılık veremediğim bir an yaşadım. Sessizce mutfağa gidip çay demledim, buzdolabını karıştırdım; içinde birkaç yumurta, az miktarda salam ve kurumuş birkaç dilim ekmek buldum. Bir omlet yapmaya karar verdim.

Hatıka tabureye oturmuş, durmadan homurdandı:

Hep geç kalıyorsunuz. Dün Veli gelmek sözü verdi, gelmedi. Yalancı! Sen de aynı şey! Beni doyuracaksın, sonra hiçbir şey kalmadığını söyleyeceksin.

Ben yumurtaları çevirirken suskun kaldım, onun sözlerine aldırmamaya çalıştım.

Omlet hazır olduğunda tabağı Hatıkanın önüne koydum. Teyze omlete bakıp bir ısırdı, surat asarak tabağı iteli.

Lezzetsiz. Çok tuzlu. Yemek yapmayı biliyor musun?

Dudaklarımı ısırdım, kendim denedim, tuz iyiydi.

Hatıka Hanım, yemek yemelisiniz, yoksa ilaçlarınızı almanız mümkün olmaz.

Bana talimat verme! Ne zaman yemek yiyeceğimi ben kendim bilir­im!

Teyze terliklerini sürükleyerek başka bir odaya gitti, kapıyı çarparak kapattı. Ben mutfakta kalan boş tabağa bakarken içimde bir öfke kaynamaya başladı, ama onu bastırdım. Gün yeni başlıyordu.

Akşam tekrar gittiğimde durum aynıydı. Teyze akşam yemeği yemeyi reddediyor, ilaçları almıyor, beni dolandırmakla suçluyordu. Açıklamalarıma ve ısrarlarıma rağmen bir sonuç alamadım. Günün sonunda başım ağrıyordu. Oğuz evde beni mutfakta bekliyordu.

Nasıl geçti? diyerek soruldu.

Zor dedim, sandalyeye otururken. Anne çok zor. Bağırıyor, küfür ediyor, bir şey yemiyor.

Oğuz omuz silkti.

Yaş alıyor. Annen de uyarıyordu. Sabret, İrem. Bu uzun sürmez.

Ne demek uzun sürmez diye sormak istedim ama suskun kaldım. Oğuz odasına gitti, kapıyı çarptı.

Hafta geçti, sonra bir hafta daha. Günde iki kez Hatıkanın yanına gidiyordum; yemek yapıyor, temizliyor, bir nebze düzen sağlamaya çalışıyordum. İşimi akşam saatlerine bırakıyor, gücüm kalmadığında yürütüyordum. Çevirileri yarı geceye kadar sürdürüp sabah tekrar teyzenin yanına koşuyordum.

Hatıka yumuşak davranmıyordu; tam tersine, her geçen gün daha da eleştiriyordu. Bazen yemek soğuk, bazen çok sıcak, bazen sesim çok yüksek, bazen çok alçak Eşyaları fırlatıyor, bağırıyor, beni tembel ve çalmaya çalışan bir damat olarak nitelendiriyordu. Ben yumruklarımı sıktım, sessiz kaldım. Sabır da sınırsız değildi.

Bir ay sonra Hatıka çok kötüleşti. Yatakta uzun süre kalıyor, neredeyse yemiyordu, sadece ağrısını şikayet ediyordu. Doktor çağırdım; doktor yeni ilaçlar yazdı, durumun ciddi olduğunu belirtti.

Akşam eve döndüm ve kanepede çökten yere oturdum. O kadar yorgun düşmüştüm ki gözyaşı bile akıtmadım, sadece bir noktaya bakıp duruyordum. Ertesi gün Ayşe Şahin merak etti:

İrem, annen nasıl?

Kötü yorgun bir sesle yanıtladım. Doktor sürekli bakıma ihtiyacı olduğunu söylüyor. Dayanamıyorum, Ayşe Hanım. Çalışmam gerekiyor, dinlenmem lazım. Artık yapamıyorum.

Ayşe Şahinin sesi buz gibi soğudu.

Yani vazgeçiyorsun mu?

Vazgeçmiyorum, yardım istiyorum. Bakıcı tutalım mı?

Bakıcı tutalım! bağırdı. Hangi çarşıdan? Para çok mu? Unutma ki bu senin de sorumluluğun, İrem. Bize ev açtık, bir çatı verdik. En azından biraz şükran göster!

Ellerim yumruk oldu.

Ayşe Hanım, bir ay boyunca annenize baktım. Yemek yaptım, temizlik yaptım, hakaretleri göze aldım. Geceleri çalıştım, her şeyi yetiştirdim. Artık dayanamıyorum.

Dayanamazsın? O zaman buradan gitsin! Her yana! Oğuz, duydun mu?

Oğuz kapı içinde duruyordu, kollarını göğsünde çaprazlamış, ifadesi donuktu.

İrem, annem haklı dedi sakin bir sesle. Aileye yardımcı olmalısın. Kadın olarak sorumluluğun var. Biz de ona minnettarız, burada yaşamamız bize bir şey kazandırdı.

Karnım hafifledi, derin bir nefes aldım.

Tamam dedim sakin bir şekilde. Anladım, her şeyi.

Ayşe Şahin hayretle baktı, Oğuz şaşkınlıkla göz kırptı.

İrem, nereye gidiyorsun? diye sordu.

Ben zaten yatak odasına yönelmiştim. Çantamı çıkardım, eşyalarımı topladım. Az miktarda eşya vardı; kalanlar anne ve babamın evinde kalmıştı. Giysiler, belgeler, dizüstü bilgisayar. Hepsi sıkıntısız bir şekilde sığdı.

Oğuz arkamdan geldi, gördükçe şaşkınlığı yerini sinirli bir ifadeye bıraktı.

İrem, vazgeç! Gidemeyeceksin.

Gidebilirim diye cevap verdim çantamı kapatırken.

Nereye? Aileye mi?

Evet. Sonra bir daire kiralarım. Boşanırım. Artık bölüşeceğimiz bir şey yok, dairemiz bizim değil.

Oğuz ağzını açtı ama bir şey söyleyemedi. Çantamı aldım, Oğuzun önünden geçerek çıkışa yöneldim. Ayşe Şahin koridorda soluk soluğa, şaşkın bir halde duruyordu.

İrem, nereye gidiyorsun?

Gidiyorum. Misafirperverliğiniz için teşekkür ederim.

Dışarı adım attım, derin bir nefes çektim ve bir gülümseme belirdi. Rahatlama dalga dalga üzerime geldi.

Boşanma hızlı gerçekleştirildi; Oğuz durmadı, duruşa katılmadı, mahkemeye bile gelmedi. Boşanma kararını aldım, belgesini bir dosyaya koyup çekmecenin derinlerine sakladım, eski eşimi bir daha düşünmedim.

Küçük bir stüdyo daire kiraladım ve kendim için yaşamaya başladım. Sakin, düzenli, bağırışsız, hakaret içermeyen bir hayat.

Yıl su gibi geçti.

Bir gün bir kafede eski dostum Merve ile buluştum. Çaylarımızı içerken konuşmaya başladık.

Bu arada, eski kayınvaliden hakkında bir şey duydun mu? diye sordu Merve.

Hayır, ne oldu? dedim.

Birkaç ay önce vefat etti. Ayşe Şahin, bütün mahalleyi karıştırdı. Meğerse teyzenin dairesini daha uzak bir akrabasına devretmiş. Yeğeni olduğu söyleniyor. Ayşe Şahin miras için dava açmaya çalıştı, ama teyzenin beş yıl önce akli sağlığı yerinde bir vasiyet hazırladığı ortaya çıktı.

Şok oldum.

Dairenin devri… uzak bir akreba? dedim.

Evet. Ayşe Şahin annesinin evini elinde tutmak, mirasını korumak için annesini evde tutmaya çalışmış. Oysa annesi bir bakımeve gitse de, kendi çıkarı ön plandaymış.

İçim bir sıcaklıkla doldu, bir adalet duygusu yükseldi.

Neden gülümsüyorsun? diye sordu Merve merakla.

Hiçbir şey değil, sadece adalet yerini buldu.

Merve alaycı bir kahkaha attı.

Ayşe Şahin şimdi dehşet gibi. Duyduğuma göre hâlâ Oğuzla yaşıyor, işe gidiyor ama parası hiç yetmiyor. Hayat pek de gülmüyor.

Çayımı bitirip ayağa kalktım.

Merve, bir yere gidelim mi? Bir pasta alalım, bir şişe şampanya, güzel bir kahve. Biraz kutlayalım.

Bir şey kutluyor musun?

Evet, hayatın tahmin edilemez olduğunu kutluyorum.

Kafeden çıktıktan sonra sokakta yürürken, hafifçe kanat çırpar gibi bir hisle ilerledim. Belki kötü bir insanım, başkalarının talihsizliğinden mutlu oldum. Kayınvalidem beni kullanmak, gücümü sömürmek ve ardından beni atmak istemişti; hayat ona cezasını verdi. Daire onun eline geçmedi. Oğuz hâlâ yanında, ama bu ona mutluluk getirmedi. İşte bu kadar.

Rate article
Lifequest
Büyükannenle İlgilen, Zor Değil ki!