Nalan, son bir kez daha yardım edebilir misin? Biz de canımızdan çok seviyoruz, değil mi? diye arayan kız, sesinde bir haykırışla ısrarlı bir şekilde rica etti.
Sevdanın sesi her zaman yalvaran bir tınıyla gelir, ihtiyacı olduğunda hemen o tonla konuşur.
Nalan, bu ay iki kez sana yardım ettim dedi Nalan yorgun bir sesle. Ve hâlâ geçen sefer aldığın on bin lirayı geri ödeyemedin.
Ama ben sana Merveye bakıyordum! diye bağırdı ablası. Ara sıra onu anaokulundan alıyor, bakıyorum. Bu bir şey ifade etmiyor mu?
Nalan pencereye yaklaştı. Camın dışındaki ince yağmur, kaldırıma gri bir ayna gibi yansıyordu.
Son iki ay içinde iki kez Merveye baktın sakin bir şekilde ekledi. Hepsi bu. Ben sana o kadar çok para harcadım ki, bir bakıcı tutmak daha mantıklı olurdu.
Nalan, cimri olma! diye sesini daha da hüzünlü kıldı Sevda. Yardım et, tamam mı? Önümüzdeki hafta geri ödeyeceğim. Şu an bir sıkıntı içindeyim…
Nalan gözlerini kapattı. Aynı hikaye bir ay önce, iki ay önce de aynıydı. Sevda her zaman doğru kelimeleri bulur, hassas noktalarıyla baskı yapar.
Lütfen yardım et diye ısrar etti ablası. Bir insan ol, biz aileyiz!
Nalan telefonundan bankacılık uygulamasını açtı ve talep edilen miktarı gönderdi. On bin lira, daha önce olduğu gibi, hesabından kayboldu.
Para gönderildi diye tek kelimeyle bildirdi. Ama bu gerçekten son kez, Sevda. Kendi ayakların üzerinde durma zamanı geldi.
Çok teşekkür ederim, canım kardeşim! Seni çok seviyorum! diye sevinçle bağladı ve telefonu kapattı.
Nalan telefonu bıraktı, taze çayını yudumlarken buhar fincandan yükseliyordu, mutfağın hatlarını silikleştiriyordu. Sıcak fincanı ellerine sardı ve bir sandalyeye oturdu.
Voronezden İstanbula, eğitim ve iş için geldikten sonra, iki kardeşin arasındaki bağ bozulmuştu. Sevda, kendine göre bir hayat sürerdi; her altı ayda bir iş değiştirir, rüzgâra kapılmış bir yaprak gibi dolaşırdı. Nalan ise aile ve istikrar hayali kurardı.
Nalanın bir eşi olmuştu, ancak çok uzun sürmedi. Kızı üç yaşındayken, kocası genç bir meslektaşıyla kaçtı, Nalanı bir çocuğun ve yirmi yıllık konut kredisiyle baş başa bıraktı. Şimdi Merve beş, anaokuluna gidiyor, Nalan ise küçük nafaka alıyor ve bir reklam ajansında çalışıyordu.
Ara sıra Sevdadan çocuğa bakması istenirdi, ama son zamanlarda ablası sadece para istemekle meşguldü. Her arama yeni bir yardım talebi, yeni bir hüzünlü hikayeyle sonuçlanıyordu.
İki hafta geçti. Sevdadan hiç bir ses gelmedi; aramadı, yazmadı, adeta İstanbulun kalabalık hayatına karışmıştı. Para da geri dönmedi.
Nalan ilk telefonu açmadı. Kızgınlık kaburgalarının altında bir yerde, her hatırladığında kör bir acı gibi yanıyordu. Çarşamba günü ise işte bir sunum uzayıp gitti, müşteri detaylara takıntılıydı.
Nalan ofiste koşturdu, saate bakıyordu. Merveyi yakında anaokulundan alması gerekiyordu. Ofisten çıkamıyordu.
Alo, Sevda? nefes nefese diyerek telefonla bağlandı. Merveyi anaokulundan alabilir misin? İşte takıldım.
Arka planda yüksek bir müzik çalıyor, kahkaha ve ses kirliliği duyuluyordu. Sevda kesinlikle bir kulüpte ya da barda gibiydi.
Yapamam diye kesti Sevda. Benim de işim var, başımdan bir sürü iş geçiyor.
Sevda, Merveye bakacağını söylemiştin! Nalan sesini yükseltti. Sana o kadar para verdim! Sen şimdi bir şey yapamıyor musun?
Yoğunum, ne istiyorsun! diye bağırdı Sevda, sesinde hâlâ keskin bir tonda. Akşam planlarım var!
Telefon çaldı. Sevda aramayı sonlandırdı.
Nalan boş ofiste yalnız kaldı, ne yapacağını bilemedi. Şimdi izin istemek bir seçenek değildi; kısa bir süredir hastalık izni almıştı, Merve hastaydı. Patronuna daha fazla eksik davranamazdı.
Telefon rehberini hızlıca karıştırdı. Annesi Varanda, uzak bir yerdeydi. Arkadaşları ya işte ya çocuklarıyla meşguldü. Gözleri “Kübra” adını yakaladı; eski bir kayınvalidenin ismi, kayınpederinin boşandığı eşi.
Parmakları iletişimde bir yıldız gibi titredi. Bir yılda hiç konuşmamışlardı, boşanmanın ardından. Fakat başka seçeneği yoktu.
Kübra, merhaba dedi Nalan, karşı taraf telefonu açtığında. Rahatsız ettiğim için özür dilerim. Bir sıkıntı içindeyim…
Sorunu aceleyle anlattı, red cevabını duymaya hazırdı.
Tabii ki alırım! diye anında cevap verdi Kübra. Aynı anaokulu mu?
Evet diye Nalan rahat bir nefes verdi. Çok teşekkür ederim.
Sorun değil. Merve benim yeğenim, ne yaparsan yap.
Kısa bir sürede Nalan, Mervenin Kübranın arabasında gülümseyerek, işaret parmağını gösterdiği bir fotoğrafını aldı. Benimle evime gel. Her şey yolunda yazıyordu mesajda.
Nalan sunumu rekor sürede bitirdi, hızlıca eski kayınvalidesine yöneldi. Kübra, İskandinav tarzında dekore edilmiş, açık ahşap mobilyalı, beyaz duvarlı ve pencere kenarlarında yeşil bitkilerle dolu bir dairede yaşıyordu.
Anne! diye koştu Merve, Nalanın bacaklarını sararak. Kübra teyze benim için bir diken heykeli yaptım! Koçanlardan bir kirpi yaptık!
İçeri gel, çay içelim diye gülümseyerek karşılık verdi Kübra, masadan kil ve renkli kağıtları toplarken.
Merve bloklarla oynarken iki kadın mutfakta çay içiyordu.
Nasıl oldu ki kimse kızımı alabilecek durumda değildi? diye sordu Kübra dikkatlice.
Nalan, Sevda ile yaşadığı durumu, hayal kırıklığını ve öfkesini sakınmadan anlattı.
Biliyor musun dedi Kübra düşünceli bir sesle. Ben evden çalışıyorum, esnek bir programım var. Böyle bir durum tekrar olursa, hemen ara. Merve benim yeğenim ve onu seviyorum.
Nalan, Kübrayı izlerken şaşkınlığını gizleyemedi. Boşandığı zaman ailesi uzak kalacağını düşünmüş, ama karşısında beklenmedik bir destek bulmuştu.
Çok teşekkür ederim dedi içtenlikle. Bunu gerçekten takdir ediyorum.
Gece kararıyor, sokak lambaları yanıyordu. Merve, yol boyunca elindeki oyuncağı ve teyzesinin gösterdiği sihirli para hilelerini anlatıyordu.
O günden sonra Nalan ve Kübra arasında beklenmedik, samimi bir dostluk başladı. Kübra sık sık arıyor, hafta sonları Merveyi almaya teklif ediyordu.
Cumartesi Merveyi alayım mı? diye soruyordu. Kukla tiyatrosuna gidelim, ardından dondurma yiyelim. Hafta içinde yorgun düşersin, biraz dinlen.
Birkaç hafta sonra telefon çaldı; ekranda Sevdanın adı belirdi.
Nalan, dinle diye başladı, araya bir selam vermeden. Biraz para verir misin? Acil bir durum var…
Nalan kanepede oturmuş, Merve renkli kalemlerle prenses çizerken.
Özür dilerim, bu son kez dedi soğukkanlılıkla. Yardımcılığım bitti. Başka para bekleme. Borcunu geri vermeyebilirsin ama yeni para da bekleme.
Ne? diye bağırdı Sevda. Ben sana kızla bakıyordum! Para vermezsen ona bakmayı bile bırakırım!
Son kez beni hayal kırıklığına uğrattın, gerçekten ihtiyacım olduğunda diyerek Nalan sakin bir sesle sürdü. Ve biliyor musun? Bir aydır sana kızımın bakımını istemedim, tek başıma hallettim. Artık yardımına ihtiyacım yok. Parayı da vermeyeceğim.
Nalan, delirdin! diye bağırdı Sevda.
Görüşürüz diyerek telefonu kapattı, numarayı engelledi.
Merve resimden başını kaldırdı.
Anne, neden teyze Sevda bağırdı?
Büyüklere zaman zaman tartışmalar olur, canım dedi Nalan yumuşak bir sesle. Ama sorun yok.
Telefon bir bildirim sesi çıkardı; Kübradan bir mesaj gelmişti.
Hafta sonu yeni bir çocuk kafe bulalım. Tanıdığım bir arkadaş tavsiye etti. Merve oynarken doğum günü planını konuşuruz. O benim tek yeğenim, ona güzel bir hediye vermek istiyorum.
Nalan gülümseyerek hızlıca yanıtladı:
Harika fikir! Saat kaçta buluşalım?
Kızına bakarak, renkli bir prensesi boyayan Merveye baktı ve düşündü: Hayat bazen şaşırtıcı yollarla yön değiştirir. En yakın bağlar, beklemediğimiz kişilerin desteğiyle kurulur. En çok güvendiğin insanlar ise tam da en uygun olmayan anlarda seni bırakabilir. Önemli olan, kendi değerini bilmek ve kendine saygı duymaktır. Çocuk, iş ve gerçek dostlukla, karşılıksız bir sevgiyle mutlu bir yaşam inşa etmeye karar verdi. Bu, kalpten gelen bir huzurun ve gerçek mutluluğun anahtarıdır.




