Ben İbrahim, Konyanın yeşil bir köyünde büyüdüm. Gençliğimde, okulda ve köydeki dans etkinliklerinde koşturan, güzel kız Ayseli tanıdım. Babamın evlenmesinden sonra, kayınvalidem hemen damatla iyi anlaştı.
İbrahim, aynada kendine bakıp, sanki yeni gelmiş bir gelinmişsin gibi dönerken neyin var? diyordu annem gülerek. Eşini bana da göster, baba gibi.
Aşık oldum, anne. Her şeyi fark edersen, bir gün göstereceğim, diye kaçıp gittiğimde, annem gözlerini kocaman açtı.
Kayınvalidem, akşam yemeğinde kocama şöyle derdi:
Eğer bizim çocuklarımızdan biri Aysel gibi bir kız bulursa, hayatı daha güzel olur.
Aysel mi? diye sordu annem. O, Fedainin torunu. Tek başına büyütülmüş, terbiyeli, nazik ve çok güzel bir kız.
Ayseli evimize ilk getirdiğimizde annem gözleri faltaşı gibi açıldı:
Oğlum, senin aklını mı okudum? Ayseli eşin olarak çok istiyordum. Uzun zamandır gözümde. Şimdi bir bak, gözlerimiz birbiriyle buluştu, diye neşeyle ekledi.
Köyde sade bir düğün yaptık. Zengin değildi, ama gençler birbirlerine aşkla bağlanmıştı. Aysel, acele etmeyen ama kararlı bir karaktere sahipti; bir işe koyulduğunda bütün kalbiyle, akıllıca ve özenle yapardı.
Bizim Ayselimiz, bir kırlangıç gibi sevecen ve şefkatli, derdi köydeki komşusuna kayınvalidem. Ne güzel bir ev hanımı.
Bir süre sonra oğlu Mirza doğdu. Dede ve nine, torunlarını çok severdi; fakat Mirza erken doğmuş, zayıf bir bebekti. Zamanla büyüdü, sakin bir çocuk oldu.
Yıllar geçti, İbrahimin anne ve babası vefat etti. İki yıl sonra ben de aynı çatı altında hayatımı kaybettim; çatıdaki samanı toplarken kalbim dayanamayıp durdu. Eşim Aysel büyük bir üzüntüye boğuldu, ama ne yapacaktı?
Aysel ve Mirza iki başına kaldı. Mirza büyüdü, sakin ve huzurlu bir hayat sürdü. Günlük işleri birlikte düşünür, planlar ve elleriyle yaparlardı. Çiftlikte inek, at, domuz, tavuk ve bir keçi vardı; tarlada ekin ekip, ekin biçerlerdi. Fakat diğer köylülerde sıkça duyulan kavgalar, bağırışlar ve suçlamalar bizim evimizde hiç duyulmazdı.
Samanı çatıya koymayı kaçırdıklarında, yağmur yağınca Aysel şu sözü söylerdi:
Sorun yok oğlum, uzun bir yaz var, her şey kurur, derdi. Komşuların aksine, biz birbirimizi suçlamaz, kavga etmezdik.
Aysel evini tertemiz tutardı; parlatılmış perdeler, süpürülmüş zeminler Yemek yapmayı severdi, ama çok fazla değil ama çeşit çeşit yemekler hazırlar, Mirza da bu yemekleri afiyetle yerdi. Aysel her zaman ertesi gün ne pişireceğimizi sorardı.
Komşu Hatice zaman zaman ziyarete gelir, şaşkınlıkla bakardı:
Aysel, iki başına yaşıyorsunuz ama sofrada hâlâ bereket var.
Gel otur, derdi Aysel. Mirza yemek yemeyi sever, boyu kısa ama gönlü büyük.
Ah, o Mirza senin evlat gibi Güzel bir damat bulur bir kız için, diye gülerdi Hatice. Şansını tut, sakin bir evlat bulursun.
Zamanla köy, Aysel ve Mirzayı akıllı, temiz, dostça ve kıskançlıktan uzak insanlar olarak tanıdı. Mirza evlenmek istedi, çünkü genellikle kısa boylu çocuklar uzun kızlara ilgi duyar. Mirzanın gözlerine takılan kız, uzun bacaklı, güçlü ve neredeyse Mirzadan bir baş boy uzunluğunda, Vildandı. Güzellikten ziyade enerjik, atik ve inatçıydı.
Aysel düşündü:
Vildanın Mirzayı sevmesi nasıl bir şey? Birbirine hiç uymayan iki insan Ama ne yapacağız, o da bizim evde.
Mirza, annesine şöyle dedi:
Sorun değil anne, çocuklar büyür, ben de ona ne öğretirim, anlatırım, neyin doğru neyin yanlış olduğunu.
Düğün sessiz ve sakin geçti; kimse kavga etmedi. Birkaç köylü içki içerken çadır altında uyuyakaldı, sabah olduğunda herkes yavaşça dağıldı.
Sabah Aysel dışarı çıktı, masaları topladı; Vildan da yardıma koştu ve şöyle bağırdı:
Bu düğün dehşet olmuş, zaten nişanlanmıştık, ne yapıyorsun hâlâ temizliğe?
Yat, Vildan, eğer yorgunsan, ben tek başıma toparlarım, dedi Aysel sakin bir sesle.
Vildan, Ben de dinlenmek isterim, ama herkes beni kötü damat sanıyor diye mırıldandı. Aysel ise Sus, ben hallederim diye yanıtladı.
Vildan evine birinci gününden itibaren karakterini gösterdi. Mirzanın annesine, Senin bu şefkatli tavırların ne? Çocuğa nasıl davranırsın? diye sormasıyla, Mirza da annesine bakarak Anne, yemekler çok lezzetli, ama çok aceleyle yapılıyor dedi.
Vildan bazen pazara giderken, köylülerle sohbet eder, Mirzanın annesine Oğlum babasını çok sever, anneme asla kötü söz söylemez derdi.
Baba Matvey de bir gün şöyle derdi:
Ah, Aysel, kırlangıç yuvasına bir karga yerleştirdik.
Köylüler Vildanın zor ve çekişmeli tavırlarını konuşur, ama Aysel kimseye zarar vermedi. Vildanın annesiyle de tartışması, Annemle hiç konuşmuyorum dediği halde, Aysel sessiz kalıp, tartışmaya girmedi.
Mirza işten eve geldiğinde annesi şöyle sorardı:
Yarın ne pişirelim, daha lezzetli bir şey?
Vildan ise hiddetle şöyle yanıtlar:
Ne pişirirsek yiyelim, çay da kral gibi olmaz.
Vildan çorba yaparken, patatesi büyük parçalar hâlinde doğrar, soğanı da kaba doğrar; Mirzanın annesi ise her şeyi özenle ölçüp, süzgeçten geçirir, sütün içinde saman kalmaz.
Bir akşam Aysel, Mirzanın bakışlarını fark eder, Anne, senin yemeklerin daha lezzetli diye düşünür fakat bir şey yapamaz.
Mirza ve Vildan sık sık tartışmaz, ama Aysel evdeki gerginliği hisseder. Aysel, çiftin ilişkisini yumuşatmak için nazikçe yönlendirmeye çalışır, fakat Vildanın bağırıp küfür etmesi köyde alışılmış bir şey gibi olur.
Bir yıl sonra Vildan bir erkek çocuk doğurdu; adı Tuncay. Çocuk geceleri iyi uyumaz, annesinin sütü az kalır, sık sık acıkır. Vildan çocuğa anne sütü vermeyi reddeder. Aysel dayanamaz ve gizlice ona süt verir; Tuncay kilo alır, sağlıklı uyur. Bir gün Vildan öfkeyle bağırdı:
Sen çocuğumu zehirliyorsun, benim çocuğum bile bu kadar zayıf değil!
Aysel sessiz kaldı ama Tuncayın beslenmesini sürdürdü, çocuk okula gitti, derslerinde başarılı oldu ve büyük bir sevgiyle büyüdü. Baba da çocuğu kucaklar, öperek sevgi gösterirdi; Vildan ise hâlâ Erkek çocuğu büyütmek zor, kız çocuğu değil diye bağırırdı, babası omuz silkerdi.
Aysel, Vildanla tartışmaz, ama Vildan annesi ve oğlu hakkında gizlice dedikodu yapar, kimse ona kulak vermezdi. Mirza bir otomotiv tamirhanesinde ustalık yapar, köydeki erkekler Nasıl bu kadına katlanıyor? diye şaşırırdı; Mirza sadece omuz silke ve yürürdü.
Tuncay okula devam eder, Aysel sık sık yanına oturur; ne dersin diye sorar, Vay canına! Çok nazik bir çocuksun der, okuldaki arkadaşlarıyla iyi geçinir. Tuncay bir gün, komşu Mahmutun kızı Taylaya aşık olur. Tayla, Aysele benzer bir genç kızdır, gözleri sevimli ve içten.
Taylanın annesi Aysele şöyle der:
Oğlum, bu genç kız güzel ama ben sana bir şey söyleyeyim, ona iyi bak, gelecek güzel olacak.
Aysel gülümseyerek:
Allahın izniyle, sizin evinizden bir gün döneceğim, mezun olduktan sonra evimize bir ev yapacağız, seninle birlikte yaşayacağız.
Tayla üniversiteden mezun olduktan sonra, köyüne döner, Tuncayla evlenir. Aysel, torununu sevgiyle izler ve onun için her zaman bir yuva bırakacağını bilir.
Böylece köydeki hayat sürer; Aysel, Mirza, Vildan, Tuncay ve Taylanın birbirine bağlı masalı, tıpkı kırlangıç yuvasındaki kuşlar gibi, sevgi, sabır ve fedakârlıkla dolu bir ömür sürer.




