Bu Bir Oyun Değil

Bu bir oyuncak değil

O zaman çocuğu neden istiyorsun? Nazlı, kırkına yaklaşmışsın! Çocuk ne işine yarar? diye alayla gülerek kırdı Selma.

Nazlı, çay fincanını yavaşça masaya koydu, Selmanın kahkaha patlamasından sonra gözyaşlarını sildiğini izlerken mutfak ansızın dar gelmeye başladı; demlenmiş çayın aroması ise aşırı tatlı bir hâle büründü.

Selma, ciddiyim. Yetimhaneden bir çocuk evlat edinmek istiyorum.

Selma elini salladı ve bir kez daha kahkaha attı.

Ya sen! Senin yaşında insanlar torun düşünür, bebek beziyle uğraşmaz!

Nazlı, sıcak seramiği sıkıca kavradı. Karşısındaki kız, kahkahalarla kızarmış, sözlerinin ne kadar keskin olduğunu fark etmemişti.

Dinle Selma diye eğildi Nazlı. Ben bir çocuk istiyorum. Hayatım onun olmadan eksik geliyor. İki evlilik denedim, ikisi de başarısız oldu. Ve sağlık sorunum yüzünden kendi çocuğum olamıyor. Bu yüzden boşluğumu doldurmak istiyorum

Dur, dur! diye Selma elini kaldırdı. Ne dediğini anlıyor musun? Bu bir oyuncak değil! Hayat boyu sürecek bir sorumluluk!

Nazlı sandalyeye yaslandı. Selmanın gülümsemesi ağır bir ciddiyetle yer değiştirdi.

Ya bir şey olursa, Naz? Çocuk ne yapacak? Bütün sorumluluk tek başına senin! Peki ya para? Çocuğu yetiştirmenin maliyetini biliyor musun? Giyim, yemek, kurslar, okul, üniversite!

Bunu düşündüm diye nazikçe cevap verdi Nazlı. İlk etapta bebekten ziyade üçdört yaşında bir çocuğu almayı planlıyorum. Uzaktan çalışıyorum, boş zamanlarımı ona ayırabilirim. Başarabilirim.

Selma, omuzlarına dökülen koyu saçlarıyla başını salladı.

Naz, anlamıyorsun! Çocuk yetiştirmek sadece evden çalışmak demek değil. Gece yarısı ağladığında ayağa kalkmak, hastalandığında hastaneye koşmak, kendi hayatını bir kenara bırakmak demek.

Ben üstesinden gelirim. Artık ilişki aramıyorum. Maaşım iyi dedi kararlı bir sesle. Birikimlerim var, kendi dairem var. Endişelenecek bir şey yok.

Para iş değil! diye Selma mutfağın içinde dolaşmaya başladı. Başaramazsın! Bu çocuk hayatını mahvedecek! Ne yaptığını kavramıyorsun!

Nazlı yavaşça ayağa kalktı, elleri masanın kenarını sıkıca kavradı.

Senin çocuğun seni mahvetmedi. Bir oğlun vardı, onu idare ediyordun, mutlu görünüyordun.

Tabii ki! diye Selma sertçe döndü. Benim bir ailem var! Bir eşim var! Tabii ki mutluyum! Sen ise yalnızsın!

İki kız arasında hava yoğunlaştı. Nazlı, Selmanın sözlerine kulak veremez bir hâlde baktı.

Tam bir aile mi? yavaşça tekrarladı. Ben eksik biri mi?

Öyle demek istemedim diye Selma tonunu yumuşatmaya çalıştı. Kocamla daha rahat, destek alıyorum. Senin ise hiç kimsen yok.

Anladım dedi Nazlı soğukkanlı bir sesle. Destek için teşekkür ederim, kardeşim.

Selma çantasını pencere kenarından çekti, hareketleri keskin ve sinirliydi.

Senin için endişeleniyorum! Aptalca bir şey yapmanı istemiyorum!

Git diye sessizce fısıldadı Nazlı, gözlerini yere indirmeden.

Kapı çarpıldı. Nazlı, yarım içilmiş çayın kokusunun ve söylenmiş sözlerin acısının hâlâ havada asılı kaldığı mutfakta yalnız kaldı. Sandalyeye oturdu, elleriyle yüzünü kapattı.

Belki Selma haklıdır? Belki gerçekten başaramaz? Kardeşinin her bir kelimesi göğsünde bir yanma yaratıyordu. Nazlı, boş akşamların, sessizliğin ve çocuk gülüşünün eksikliğini gözünde canlandırdı.

İki gün boyunca işini otomatik gibi sürdürdü, müşterilerin telefonlarını yanıtladı. Ancak aklı sürekli Selmanın konuşmasına dönüyordu. Çocuk yuvası sitelerinde fotoğraflara bakıyor, ardından tarayıcı sekmelerini kapatıp kendini toparlıyordu.

Perşembe akşamı, arkadaşı Merve aradı.

Naz, ne oldu? Sesin çok boğuk.

Nazlı, Selmayla yaşadığı tartışmayı, içindeki şüpheleri ve alındığı acıyı anlattı.

Kardeşin haksız dedi Merve kararlı bir sesle. Yalnız değilsin. Ben, anne, baban var. Bir şey olursa, çocuğun için kimse eksik kalmaz.

Nazlı pencerenin soğuk camına başını yasladı.

Ya başaramazsam?

Başaracaksın. Güçlüsün, akıllısın, kalbin iyi. Bu çocuğa mutlu bir hayat sunacaksın.

Merve ile konuştuğunda Nazlının içindeki fırtına bir nebze yatıştı. Çocuği istiyordu, ona sevgi ve güven vermeye hazırdı. Selmanın yorumları artık onu etkilemiyordu.

Pazar günü, ailesine kararını anlatmak için gitti. Araba, tanıdık bir semtin özel evinin bahçesine yavaşça yaklaştı. Nazlı, kapıyı açtı, çitleri aştı ve verandaya yöneldi.

Tam o anda evin arkasından yükselen sesler duyuldu. Selma ve ebeveynler, bir tartışmanın ortasındaydı.

Onu bu kararından vazgeçirelim! diye bağırdı Selma. Bu çılgınlık! İçi dolu bir kadına çocuk lazım mı?

Naz istedi ki dedi annesi. Nasıl böyle konuşabilirsin?

Nazlı sessizce köşeden izledi, kalbi göğsünde çarptı.

Endişe ediyorum sadece Nazdan değil, kendimden de! diye Selma öfkeyle bağırdı. Nazın kalbi kırık, bu daire benim oğluma kalacak, eğer bir şey olursa! O hâlâ mirasım!

Nazlı, ayakları altında kayıp giden yer gibi bir hisle titredi.

O zaman bu daire benim evlat edineceğim çocuğa mı kalacak? diye Selma sürdürdü. Bize hiç bir bağlamı yok! Bir yabancı adamın dairesi, bütün Nazın birikimi!

Sessizlik çöktü. Babasının sesi yankılandı:

Selma, ne diyorsun?

Anlıyorum! Sadece ailem ve çocuğumun çıkarlarını koruyorum!

Nazlı artık dinleyemedi. Köşeden çıktı ve bağırdı:

Beni nasıl bu kadar incitebilirsin?

Üçü de döndü, Selmanın yüzü soluklaştı.

Naz

Sen beni çocuğumu almaktan vazgeçirdin! Bütün bunlar dairenizi elime geçirme planı mıydı? Paralarım?

Selma bir şey söylemeye çalıştı, elleri savruldu.

Yanlış anladın! Ben sadece

Anladım! dedi Nazlı yaklaştı. Ve kulaklarıma kadar duydum! Başkalarını suçlamazsam da kendimi affedemezdim!

Anne başını öne eğdi, baba Selmaya şaşkın bakış attı.

Naz, dinle diye Selma başlamaya çalıştı.

Hayır! Sen dinle! diye Nazlı sırtını ona döndürdü. Bir daha yaklaşma! Asla!

Araçına doğru yürüdü, arkada anne, baba ve Selmanın kısıtlı sesleri kaldı. İçinde bir ateş yanıyordu.

Önümüzdeki aylar belgeler, komisyonlar, psikologlar ve sosyal hizmetlerle geçti. Nazlı, bürokrasiye aldırmadan hedefine doğru yürüdü. Her imza, her onay hayaline bir adım daha yaklaştırdı.

Ve nihayet o gün geldi. Küçük Lale, yetimhane koridorunda Nazya tutunarak çekinç bir ses çıkardı:

Anne? Şimdi benim annem misin?

Nazlı yanına oturdu.

Evet, güneşim. Artık senin annesiyim.

Lalenin gülümsemesi, Nazlının kalbini daha önce hiç tatmadığı bir sevgiyle doldurdu. Yılların yalnızlığında biriktirdiği duygular bir anda taştı.

Eve geldiğinde Lale yeni odasını keşfetti, Nazlı önceden almış olduğu oyuncaklarla oynadı. Akşamları masal okudular, Lale mamasının ardına gömülerek anne kucağında uykuya daldı.

Baba, bir hafta içinde bahçeye bir salıncak yaptı; Anne coşkuyla torununu kucakladı. Merve de çok sevindi; oğlu Arda ve Lale hızla dost oldular, aile buluşmalarında birlikte oyun oynadılar.

Sadece Selma ile ilişkide karanlık bir gölge kaldı. Aile toplantılarında Selma, Nazı görmezden gelerek odadan çıkıyor, yüzünü çeviriyordu. Ama Naz artık bunun umursamazdı.

Lale, her sabah yatağa koşarak günün planını sorar, kalemle resim çizer ve gururla gösterirdi. Akşamları anne ninnileriyle uyur, Seni seviyorum diyerek gözlerini kapatırdı.

Hayat nihayet anlam bulmuştu.

Lale uyurken, Naz çocuğunun huzurlu yüzüne bakar, şükranla dolar hayata, cesarete, hatta Selmaya, kıskançlığı sayesinde gözlerini açtığı için.

Naz battaniyi düzeltti ve fısıldadı:

Uyku, güneşim. Anne yanındayım.

Rate article
Lifequest
Bu Bir Oyun Değil