Neden bana ait olan eşyalarla kendini tasarladığını, hiçbir şey konuşmadan beni bu duruma soktuğunu düşünüyorsun? diye bağırıyor Gülbaharın sesi, öfkeyle çınlıyor.
Ahmet suçlu bakışlarla karısına bakıyor. Az önce annesiyle telefonda konuşmuştu. Şimdi Gülbahar, kapı kenarında adeta bir savaş meydanına hazır gibi duruyor.
Ahmet ellerini uzatarak uzlaşma işareti yapıyor. Karısını sakinleştirmeye çalışıyor:
Gülbahar, dinle Annem şehri iş için geçici olarak ziyaret ediyor. Otel kalmak istemiyor, anlıyor musun? Orası ona uygun değil. Bir iki gün, en fazla bir hafta bizimle kalacak.
Gülbahar duvara yaslanıp kollarını kavuşturuyor. Karanlık gözleri memnuniyetsizlikle parlıyor.
Bana önceden haber verebilirdin. Annemin ne zaman geleceğini saatler öncesinden duymak yerine, beni bilgilendirebilirdin. Bu doğru değil, anla.
Ahmet başını kaşıyor. Mutfak, konuşmaları için çok dar görünüyor. Hava gerilimle yoğunlaşıyor.
Ahmet sinirle mırıldanıyor:
Hakkın olduğunu biliyorum. Sana zor gelebileceğini de farkındayım, ama anneme söz vermiştim. Onu sokakta bırakmak istemem. Lütfen anlayış göster
Ahmet diye derin bir nefes alıp şakaklarını ovuyor Gülbahar sen biliyorsun, beni beklenmedik misafirler nasıl etkiler. Evime yabancıların girmesini sevmem! Bunu sana defalarca söyledim. Ama sen sanki duymamış gibi davranıyorsun.
Özür dilerim, lütfen diye Ahmet ayağa kalkıp eşine yaklaşıyor. Bir daha tekrarlanmaz, söz veriyorum. Sadece bu sefer
Gülbahar, onun yakarış dolu gözlerine bakıyor ve seçeneği olmadığını anlıyor. Anlaşmazlık zaten başlangıçta kaybedilmiş; söz verilmiş ve anne yola çıkıyor.
Tamam diye elini sallıyor. Bir kez daha ve son kez! Misafirler sadece ziyarete gelmeli, bir hafta kalmamalı! Anladın mı?
İki saat sonra kapı çalıyor. Emine Hanım, küçük bir bavul ve bir seyahat çantasıyla kapıda duruyor. Yüzü neşeyle ışıldıyor. Gülbahar istemeden bir ifade takılıyor.
Ah, canım kızım, teşekkür ederim diyor kayınvalidesi, sarılmak için ellerini uzatarak. Klinikte analizler yapmam gerekiyor. Yaşlanmak güzel değil, biliyorsun Köyümüzde sağlık hizmeti sınırlı, bu yüzden size gelmek zorunda kaldım.
Gülbahar, ucuz parfüm ve çamaşır deterjanının keskin kokusunu alarak kayınvalidesini zorunlu bir şekilde kucaklıyor.
İçeri gir, rahat et diyor, çantayı alıp misafiri boş bir odaya yönlendiriyor. Oda burası, akşam yemeği yarım saat içinde hazır olur.
Masada Emine Hanım konuşmaya başlıyor:
Köyde yaşamak ne zor, kızım. Ne iyi bir hastane ne de eczane var. Ambulans çağırmak bir saat, hatta daha uzun sürer. Doktorumuz tek, pek de güvenilir değil.
Şehir hayatı gerçekten daha konforlu diyor Gülbahar patates püresini tabağa koyarken.
Peki, ebeveynlerin nerede? diye soruyor kayınvalidesi, karısına sabit bakışlarla.
Kendi iki odalı dairemde.
Neden ayrı yaşıyorsun? Evlilik öncesinde zaten ayrı bir dairedeymiş gibi hatırlıyorum.
Gülbahar çatalını bırakarak, sohbetin ters bir yöne gittiğini hissediyor.
Dokuz yaşındayken işe başladığımda evden ayrıldım. Bağımsız olmak istedim, kimseye bağımlı kalmak istemedim. Zamanla bir daire biriktirdim.
Aferin sana! diye haykırıyor Emine Hanım, aşırı bir coşkuyla. Sen çok bağımsızsın, ne bir erkeğin boynuna çivileyen kızlar gibi.
Kayınvalidenin sesindeki ton, Gülbaharı temkinli kılıyor. Sözler doğru, ama sesinde bir alttan bir tuzak var. Gülbahar buna pek takmıyor.
Hafta, dayanılmaz bir şekilde uzuyor. Gülbahar işten eve geldiğinde Emine Hanım onun yardımcı olduğunu gösteriyor: bulaşıkları yıkıyor, ama lekeler bırakıyor; buzdolabını karıştırıyor, paketleri açıyor, hassas çamaşırları sıcak suda yıkamaya çalışıyor. Her akşam her şeyi yeniden yapması gerekiyor, ama Gülbahar sabırla, bu geçici olduğunu kendine hatırlatarak dayanıyor.
Annen ne zaman ayrılıyor, biliyor musun? diye fısıldıyor o, Ahmetle yatarken.
Yarın muhtemelen. Analizler hâlâ sonuçlanmadı.
Yedinci gün, Emine Hanım kahvaltıda büyük bir duyuru yapıyor:
Doktor bir kaç analiz daha istedi. Birkaç hafta kalmam gerekebilir. Tedaviye devam etmeliyim, uzmana görünmeliyim.
Gülbahar kahvesini yudumlarken neredeyse boğazından çıkacak gibi hissediyor.
Emine Hanım, dairemizi kiralayabiliriz. Her şeyi karşılarız, sorun olmaz. Böylece herkes rahat eder.
Kayınvalidenin yüzü anında değişiyor.
Ne demek istiyorsun? Ayrı yaşamamı istemiyorum! Buraya seninle ve oğlunla vakit geçirmek için geldim. Beni dışarı atıyorsun!
Atmıyorum, kesinlikle. Dilediğin zaman misafir olabilirsin, ama kalmak Gülbahar derin bir nefes alıyor. Üzgünüm, ama bu evde yabancı insanlara yer vermek benim için zor.
Ben yabancı değilim! diye bağırıyor Emine Hanım. Nasıl böyle bir şey söyleyebilirsin?
Gülbahar diye devreye giriyor Ahmet. Biraz sabır göster. Bu annem, unutma! Neden annem kiralık bir yerde kalmalı ki, boş odamız var?
Gülbahar sessiz kalıyor, Ahmete dikkatle bakıyor. Ahmet devam ediyor:
Gülbahar, lütfen O benim annem. Ona böyle davranmamalıyız.
Gülbahar masadan kalkıyor.
Bu benim dairem. Annenin uzun süre kalmasını onaylamadım. Bir hafta bir şey, bir ay tamamen başka bir şey.
Ne kadar bencil! diye bağırıyor Emine Hanım. Oğlum, kiminle evlendiğini gördün? Bencil ve kabadayı birine!
Ahmet kızarıp, eş ve anne arasında kaldı.
Lütfen, Gülbahar
Hayır diyor Gülbahar keserek. Bir daha tartışmayacağım. Beğenmediğin şey varsa, çıkış yolu açık. Anladın mı?
Ahmet ve Emine Hanım birbirine bakıyor, sessizce odalarına çekiliyor.
Gülbaharın içi içten bir acıyla yanıyor nasıl dayanabileceğim, ben başkalarının evinde yaşamaya tahammül edemem, annemi bu kadar savunmak Aile bir yana, ne olacak?
Ertesi gün Gülbahar işten erken dönüyor. Emine Hanım oturma odada zafer kazanmış gibi oturuyor.
Ne düşündün, davranışını değiştirdin mi? diye soruyor, selam vermeden.
Gülbahar ceketini asıyor, zihninde on sayıyor.
İyi bir damat kızının özür dilemesi ve kayınvalidenin istediği kadar kalmasına izin vermesi gerekir diyor Emine Hanım, ayağa kalkıp odada dolaşarak. Hatta köyden taşınmayı, evi satıp burada sizinle yaşamayı düşündüm. Sonra belki size yakın bir daire alırım. Yaşım ilerledi, tek başına olmak zor.
Gülbahar bir an için donup kalıyor. Tüm bulmaca bir anda yerine oturuyor doktor randevusu, analizler, tesadüfi gecikme. Hepsi bir deneme, zemin testi.
Anladım diye fısıldıyor. Yani kalıcı olarak buraya taşınmak istiyorsunuz.
Ne kötü? omuz silker Emine Hanım. Aile birlikte yaşamalı.
O zaman pozisyonumu netleştiriyorum diyor Gülbahar, omuzlarını gererek. Ben sadece eşimle aynı çatı altında olmak istiyorum. Ahmet bu durumu kabullenmezse, gidebilir. Benim evim, benim hayatım. Seçim sizin.
Ne diyorsun? Ahmet soluk soluğa. O benim annem!
Benim dairem, benim hayatım. Karar senin.
Ah! Emine Hanım kalbini tutuyor. Ahmet, görüyorsun? Beni dışarı atıyor!
Hiçbir şey yapmadım. Kiralık daire önerdim. Burada kalıcı kimse olmayacak, sadece ben ve Ahmet.
Ahmet kararsızca iki tarafta takılıyor, yüzü kızarıyor.
Tamam! bağırıyor sonunda. Sen prensipli olduğun için gideceğiz! Eşyaları topla, anne.
Daire kaosa dönüyor. Ahmet ve Emine Hanım eşyaları telaşla topluyor, Emine Hanım hâlâ Gülbaharı azarla. Gülbahar ise dimdik duruyor.
Boşanma davası açıyorum! diye bağırıyor Ahmet koridordan. Duydun mu? Boşanıyorum! Bu son!
Bekleyeceğim, diyor sakin bir sesle Gülbahar. Görüşürüz.
Bir ay içinde boşanma tamamlanıyor. Ortak bir mal yok; daire evlilik öncesi, birikimler çok az, çocuk yok, ortak mülk yok. Arkadaşlar ikiye bölünüyor. Bazıları:
Gülbahar, ne yaptın? Kayınvalideye hak vermeliydin.
En yakın dostları, onu uzun zamandır tanıyanlar:
Gülbahar, bravo diyor Katya, kahve eşliğinde. Bu sadece bir başlangıç. İlk önce içeri girdin, sonra haklarını savundun! Böyle birini geride bırak! Zamanında kaçtın.
Evet diyor Gülbahar. Tek başıma kalmak, sürekli gerilim içinde yaşamaktan iyidir.
Telefonu alıp bir tanışma uygulamasını açıyor. Hayat devam ediyor ve artık her şeyin önceden kararlaştırılması gerektiğini biliyor. Gelecekte bir nikah sözleşmesi yapmayı da düşünerek, güvence arıyor.




