Kocam genç bir kadına gitti. Ağlamadım. Oturdum, derin bir nefes aldım ve bir kez daha rahata kavuştum: Yıllar sonra ilk kez hafifledi içim.
Ahmet ve ben otuz beş yıl evliydik. Düğünümüz gençken olmuştu; ben yirmi iki, o yirmi altı yaşındaydık. Başlangıçlar sevgiyle, birlikte ev kurma hayaliyle, konut kredisi, ilk çocuğumuz, ikinci çocuğumuz, tadilat, mesai sonrası çalışmalara doluydu. Normal bir hayat sürüyorduk, herkesin gibi. Büyük tutkulu anlar yoktu, trajedi de yoktu.
Zamanla yollarımız ayrılmaya başladı. Ahmet işi bitince geç saatlerde eve geliyordu, bahanelerini projelere bağlıyordu. Ben ise rutinimi sürdürdüm: kütüphanede çalışmak, market alışverişi, öğle yemeği, çamaşır, torunlarla ödev yapma, komşu teyzeyle sohbet. Akşamları televizyon izlerdik, ama her biri kendi koltuğunda.
Dokunuşlarımız neredeyse tamamen kesildi. En son ne zaman beni sarıp sarmaladığını hatırlamıyorum bile. Yine de şikayet etmedim. Olgun bir yaşamın böyle olduğunu, sevginin biçimini değiştirdiğini düşündüm.
İki yıl önce Ahmet tuhaf bir hâl almaya başladı. Görünümüne daha çok özen göstermeye koyuldu. Karnındaki yağları attı, uzun zamandır dolabın köşesinde tozlu duran gömlekleri giymeye başladı. Parfüm kullanmaya geri döndü. İş seyahatleri ve görev seyahatleri duyurulmaya başladı, halbuki daha önce hiç dışarı çıkmazdı. Ben sessiz kaldım, görmezden geldim.
Sormaktan çekindim. İçimde bir şüphe vardı, ama Belki bu bir dönemdir, geçer diye teselli ettim.
Bir akşam, akşam yemeğini yemediği bir gün, Ahmet oturdu yanımda ve gözlerimin içine bakarak dedi:
Bir şey konuşmamız lazım.
Sırtınıma yaslandı, gözlerime dikildi ve şöyle devam etti:
Birini tanıdım. O daha genç. Yanında kendimi çok iyi hissediyorum. Ayrılıyorum.
Sözler kesintisiz, bağırışsız ve tereddütsüz geldi.
Bakışlarıma baktım. Ahmet 59, ben 55 yaşındaydım ve bir an için bir rahatlama hissettim. Gerçek bir rahatlama.
Gözyaşı dökülmedi, drama çıkmadı. Sonra mutfağa geçtim, çayımı hazırladım ve yıllardır duymadığım bir sessizlik hâkim oldu. Uzun zamandır çayın çok tatlı olduğunu söyleyen kimse yoktu. Akşam yemeğinde çiğneyen kimse kalmadı. Kapıyı çarpan kimse kalmadı; uzaktan gelen bir uzaktan kumanda sesi bile duymadık.
O gece uyumadım, ama ağlamadım; rahatlıyordum. İlk defa sadece kendimle düşünme fırsatı buldum. Ahmet bir hafta içinde eşyalarını topladı, birkaç gömlek, bir bilgisayar ve bir bavul götürerek evden ayrıldı. Kalan her şey onun zaten benimmiş dediği bir şeydi.
Çocuklarımız farklı tepkiler verdi. Kızımız Ayşe çok sinirlendi: Baba çıldırdı, anne, ne aklına geldi? diye bağırıyordu. Oğlum Emir suskun kaldı; babasıyla daha çok bağları vardı. Ben ise kimsenin desteğine ihtiyaç duymadım. Özgürdüm.
Ertelediğim şeylere başladım. Hiç fırça tutmamıştım ama resim kursuna kaydoldum. Komşumla birlikte İzmire bir hafta sonu kaçtım; yirmi yıl sonra plan yapmadan, evde bir yüz ifadesi beklemeden seyahate çıktım.
Uyku saatlerimi istediğim gibi ayarladım. Akşam yemeğini yatağa getirdim. Salon mobilyalarını yerleştirdim. Renkli, büyük çiçekli yeni bir masa örtüsü aldım; Ahmet kesinlikle beğenmezdi ama ben çok sevdim.
Etrafımdaki insanlar şaşkınlıkla baktı. Bazıları Nasıl ayakta kalıyorsun?, Bu yaştaki kadınlar için ne kadar zor dedi. Diğerleri ise Ahmet hak ettiğini aldı diye iç çekti. Ben onların görüşlerine gerek duymadım.
Yıllarca görünmez bir rolde; aşçı, muhasebeci, hemşire, temizlikçi oldum, ama hiç kadın gibi hissetmedim. Ahmet gittiğinde sevgiyi kaybetmedim; sadece bir yükü bıraktım.
Bunu duyunca bazıları, Başkalarının acısına sevinmek gibi der, ama doğru değil. Ben yalnızca yeniden bulduğum hayatı kutluyorum.
Ahmetin genç kadınla macerasının ne kadar süreceği bilemem. Uzun sürebilir, bir anda bitebilir; artık benim sorunum değil.
Benim sorunum ise bal ile tatlandırılmış çay, gece yarısına kadar kitap, suçluluk duymadan yapılan uzun yürüyüşler. Benim sorunum sadece kendim.
Ve otuz yıldan beri bir kez daha kendimi evimde hissetmek Gerçekten ben olduğum yerde.
Hayat, bize ne zaman yeni bir sayfa açmamız gerektiğini hatırlatır; bazen bir ayrılık, bir özgürlük kapısını aralar ve gerçek huzur, kendimizle barış içinde yaşamakta saklıdır.




