30 Ekim 2025
Bugün evdeki gerilimi bir kez daha gözlemledim. Vildan, benim karım, oturma odasında oturmuş, gözyaşlarını tutamıyordu. Kayınbiraderim Aylin ise bir yandan dizlerini sallayarak, diğer yandan da yüzünde çaresiz bir ifade taşıyarak bize bakıyordu.
Nasıl yani, ne yapamıyorsun? diye bağırdı Aylin, gözlerinden akan yaşları silerken. Yarın sabah çok önemli bir iş görüşmem var! Bu iş benim için bir dönüm noktası, ama giyecek bir şeyim yok!
Vildan derin bir nefes aldı. Aylin’in ağlamasını, tam ihtiyacı olduğu anda tetiklemişti. Dolabında bolca kıyafet var, dedi Vildan, yüzünde hafif bir tebessümle. Ama orada bana uyan bir şey yok! Aylin, kolunu burnuna sürterek, Ciddi ve şık görünmem gerekiyor, ama sadece eski kot pantolon ve tişörtlerim var! Bu görüşmeye okul çocuğu gibi gitmem mümkün değil, diye fısıldadı.
Aylin’in sesindeki çığlık artıyordu, göğsüne bastığı elleri sanki dua edermiş gibi sıkıyordu. Eğer bu işi alamazsam, param kalmayacak! Bu teklif harika, bir daha bu kadar iyi bir fırsat yakalayamayabilirim! diye haykırdı.
O anda bir ses duyduk: Aylin, ne oldu? diye girişti kardeşim Mehmet, kapıdan içeri girerken. Vildanın ağlayan sesini duymuştu.
Mehmet kaşlarını çatmış, Vildana baktı. Vildan, senin de bir kardeşin var. Neden ona yardımcı olmuyorsun? diye sordu. Vildan, Bu benim kişisel eşyalarım, diye cevaplamaya başladı, ama Mehmet onu kesti. Neden böyle davranıyorsun? Aylin zor bir durumda, sen neden cömert davranmıyorsun?
Aylin gözyaşlarını silerken, Lütfen, lütfen, diye yalvardı, Bu kıyafeti çok özenle kullanacağım, kırmayacağım. Söz veriyorum geri vereceğim! Mehmet başını salladı, Evet, geri verir. Bu sadece kıyafet, ne büyük bir şey. diye ekledi.
Vildan, iki yönlü baskı altında ezildi ve sonunda dayanamayarak, Tamam, alıyorum, diye dişlerini sıktı ve yatak odasına yöneldi.
Dolabın önünde durdu, gözleri koyu lacivert bir pantolon takımına takıldı. Bu takımı özel günlerde giymek için almış, sadece iki kez giymişti. Alıyorum, diyerek takımı oturma odasına taşıdı.
Aylin hemen kıyafeti kapıp, dokunarak sevdiklerini hissetti. Bak, ne kadar güzel! Çok teşekkür ederim! Bu takımla kraliçe gibi hissedeceğim! Ya da Diana Prensesi gibi! diye haykırdı. Fakat aniden yüz ifadesi değişti.
Ayakkabılar nerede? Bu takıma uygun ayakkabılar lazım. Aylin ısrarla ekledi. Aylin, diye Vildan protesto etmeye başladı. Takı ile çanta da eksik, olmadan kıyafet eksik kalır, dedi Aylin, Vildanın ses tonunu umursamadan. Evet, doğru, diye onayladı Mehmet. Bir iş görüşmesine spor ayakkabılarla gidemezsin.
Vildan ellerini sıktı; Aylinin talepkarlığına sınır yok gibiydi, Mehmet de körü körüne ona destek oluyordu. Tamam, diyerek tekrar yatağa yöneldi.
Ayakkabı bölümünden orta boy topuklu siyah stilettoyu çıkardı, takı kutusundan sade incili küpeleri ve bir kolyesi aldı, girişteki küçük siyah deri çantayı da aldık. İşte ihtiyacın olan her şey. İç çamaşırı da bulabilirsin, ha? diyerek Ayline göz kırptı. Sen bir kurtarıcısın! diye bağırdı Aylin, alaycı bir tonla, Her şeyi en iyi şekilde iade edeceğim, söz!
Aylin çantasını topladı, kapıdan çıkarken Tekrar teşekkür ederim, diye bağırdı. Mehmet, Vildanın omzuna dokunarak, Bak, ne kadar mutlu oldu, neden bu kadar zorlandın? Kıyafetimiz yırtılmaz, bozulmaz, dedi. Vildan ise, Ben sadece şahsi eşyalarımı başkalarına vermeyi sevmiyorum, diye dürüstçe yanıtladı. Başkasına mı? O benim kız kardeşim, sokaktan bir kız değil, dedi Mehmet, Sen hâlâ yabancı gibisin. Vildan, Sen de bunu biliyorsun, diyerek başını salladı.
Bir hafta geçti. Vildan birkaç kez Aylini aramayı düşündü, ama erteledi. Sonunda sabrım tükendi.
Alınmı? Merhaba Aylin, kıyafetlerimi ne zaman geri vereceksin? diye bağırdı telefonun karşısında.
Ah Merhaba Vildan, şu bir sıkıntı var dedi Aylin. Ne sıkıntı? diye meraklandı Vildan. Kahve döktüm, takıma leke oldu. Çantam çalındı, ayakkabının topuğu kırıldı. Küpeleri sonra geri veririz, tamam mı? Vildan dehşete kapıldı. Nasıl olur, hepsi aynı anda bozulmuş? Şaka yapıyorsun galiba, diye bağırdı. Aylin, Üzgünüm, acil bir görüşmem var, sonra konuşuruz, diyerek telefonu kesti.
Bir ay sonra Aylin bir kez daha evimize geldi, yine mahcup bir ifadeyle. Vildan, yardıma ihtiyacım var, işyerinde bir davet var, ne giyeceğim yok! dedi. Vildan soğukça, Gerçekten mi? Bir önceki sefere sonra hiçbir şey iade etmedin. Sana bir şey vermeyeceğim, dedi ve kapıyı kapattı.
Akşam Mehmet eve geldi, morali bozuktu. Ne yaptın? diye bağırdı, Aylin ağlıyordu! Nasıl davranabildin? Vildan sakin bir sesle, Artık ona eşyamı vermeyeceğim, diye yanıtladı. Mehmet, Kıyafeti bozdun, yeni bir tane alacağız, dedi. Vildan ise, Maaşınla mı? Hadi canım, diye alay etti. Mehmet bir an duraksadı, Sadece kıyafete takılıyor musun? Aylin genç ve güzel, senin kıyafetlerin ona daha iyi yakışıyor, diyerek hakaret etti. Vildin, Ona öyle davranma, ben evliliyim! diyerek tartışma uzadı.
Ertesi gün Vildan işten erken geldi. Dolabın kapıları açılmış, içindekiler yatağın üzerine dağılmıştı. Sevdiği bordo akşam elbisesi, yeni topuklu ayakkabıları, safirli altın küpeler ve inci kapaklı küçük çanta eksikti. Hemen Mehmeti aradı: Ne oldu? Bütün eşyalarımı alıp yıktın mı? Mehmet sakin bir sesle, Aylin geldi, her istediğini aldı, yarın geri verir, diye yanıtladı. Vildan çığlık attı: Delirdin mi sen? Sen de paylaşmayı reddettin, şimdi onunla aynı şeyi yapıyorsun! ve arabasını alarak Aylinin evine gitti.
Kapıyı açtığında Aylin şaşkın bir bakışla karşılaştı. Vildan? Aylin, Eşyalar nerede? Ben bir şey almadım, diyerek suçlamaya çalıştı. Vildan onu iterek içeri girdi, dolabı açtığında bozulmuş olduğu söylenen pantolon takımı mükemmel durumda, kırılmış ayakkabılar ayakta, çanta ise yerinde duruyordu. Seni yalancılık, diye fısıldadı Vildan. Hiç bir şey bozulmadı, kaybolmadı! Aylin kaçmak istedi ama Vildan onu durdurdu. Açıkça yalan söyledin! Şimdi eşyalarımı al ve buradan çık! diye bağırdı.
Aylin, Ben vermek istemedim, sadece çok beğendim, diye itiraf etti. Vildan, Sen tam bir hırsızsın! diyerek çantasını, takılarını ve pantolonunu topladı, kapıdan çıktı. Polisi aramadan önce teşekkür ederim, diyerek Ayline son bir kez baktı.
Eve döndüğümde Mehmet şaşkın bir şekilde, Aylin ağladı, sana tehdit etti, dedi. Ben seni tehdit ettim mi? diye sordum. Vildan bir çanta koydu yere, Ona hakaret ettim, çünkü o beni kullandı, dedi. Kıyafetleri göstererek Bu takıtta leke yok, ayakkabıda kırık yok! diye ekledi. Mehmet sessizce baktı, hiçbir şey bozulmamıştı.
Mehmet, dedim, bir daha kayınbiraderinle böyle bir durum yaşarsan, ben ayrılırım. Düşün karar, eşliğimizi yoksa onun hırsızlıklarını mı koruyacaksın? Mehmet yüzü soldu, Bilmiyordum, dürüstçe söyleyebilirim, dedi. Şimdi anladın, benim eşyalarıma iznim olmadan dokunmazsın. Benim mülkim benim, senin akrabalarına ortak değil.
Bu olay bana bir şey öğretti: Sevgi ve saygı, maddi şeylerle ölçülmez; sınırların net çizilmesi ve dürüst iletişim olmadan ev bir savaş alanına döner. Bundan sonra, evimizdeki her şeyin karşılıklı rızayla paylaşılacağına, kimsenin izinsiz el uzatmayacağına söz veriyorum. Bu ders, hayatımızdaki her ilişkide sınırları korumamız gerektiğinin en açık kanıtı oldu.




