Öngörü: Kaderin Sınavı

Kemal, duvarları kağıttan daha ince, her komşu hapşırığının radyatörlerde yankılandığı bir panel binada yaşıyordu.

Artık kapı çarpmalarına aldırış etmiyor, mobilya taşıma kavgalarına tepki vermiyor, alt kattaki emekli teyzenin televizyondan çığlık atmasına kulak asmıyordu.

Fakat üst kattaki komşusuMehmetiçinde bir şeyler koparıyordu; her cumaya, vicdanını sorgulamadan matkap ya da darbeli delgi makinesiyle uğraşıyordu!

Bazen saat dokuzda, bazen on birde; ama daima tatilde, daima sabahın erken saatlerinde, bir uyku kaçırma anında.

İlk başta, hiç çatışma seviyesi olmayan Kemal, durumu felsefi bir tavırla karşılamaya çalıştı: Belki bir yenileme süreci vardır, anlayabilirim diyerek yastığını başına çekti, yan yatırdı, gözlerini kapadı.

Haftalar geçtikçe, delici ses yine cumaları uyandırıyor, kısa kısa, bazen uzun uzun bir şaklama gibi tekrarlanıyordu. Sanki Mehmet bir şey inşa etmeye başlıyor, yarım bırakıyor, sonra yeniden aynı işe dönüyordu.

Bazen sabahın erken saatlerinde değil, akşam yedi civarında da işten eve dönen Kemalin kulakları bu kükürt sesine mahkum oluyordu. Her seferinde Kemal, komşusuna sesini yükseltmek, içindeki öfkeyi dökmek istiyor, ama yorgunluk, tembellik ya da çatışmadan kaçınma isteği onu durduruyordu.

Bir cumada matkabın bir kez daha başını döndürdüğünde, Kemal dayanamadı, üst kata koşturup kapıyı çaldı. Kapı açılmadı; sadece delici makine kafasını çığlık gibi başına vuruyor, titreşimleri doğrudan kafasına işliyordu.

Bir gün diye patladı Kemal, ama sözcükleri yarım kaldı. Ne yapacağına dair bir hayal kuruyordu: apartmandaki sigortaları kapatmak, bir polis memuruna şikayetçi olmak, havalandırma deliklerini süngerle tıkamak

Bazen Mehmetin birden özür dileyip, Üzgünüm, bir daha yapmayacağım demesini, taşınmasını, ya da bir şeyler değişmesini hayal ediyordu. En azından delme sesi susar! diye içinden geçiyordu.

Bu uğursuz ses, Kemalin adaletsizliğin sembolü haline gelmişti; Birisi ayağa kalkıp bu rezaleti durdursun! diye düşünüyordu. Ancak herkes kendi köşesinde sessiz kalıyordu.

Ve beklenmedik bir şey oldu

Bir cumada, ses yerine ağırlık dolu bir sessizlikle uyandı. Uzun süre dinledi; Ne zaman çalacak o lanetli alet? diye içini çekti, ama sessizlik kalın, dokunulacak kadar yoğundu.

Kırıldı mı? Yoksa o rahatsız edici adam gitti mi? diye bir sevinç çığlığı zihninde çırpındı. Gün, tuhaf bir özgürlük hissiyle geçti; süpürge daha sessiz, çaydanlık neredeyse nazik bir ses çıkarıyor, televizyon çatıyla titreşmiyordu. Kemal, kanepede otururken gülümsemesinin çocuğun ilk gülüşü gibi genişlediğini fark etti.

Pazar da sessizdi. Pazartesi de. Salı, Çarşamba gürültü hayatından neredeyse bir hafta boyunca çekilmişti. Bu ara, bir teselli gibi garip, rahatsız edici bir kontrast yaratmıştı; aylar süren gürültünün ardından gelen bir boşluk.

Kemal, komşunun kapısının önünde uzun uzun durdu, kendine sordu: Neden bunu yapıyorum? Normal mi, yoksa kendi hayal gücümü mü zorlayarak bu sessizliği sorguluyorum? Düğmeye bastı.

Kapı neredeyse anında açıldı; bir şeylerin değiştiğini anladı. Kapının önünde hamile bir kadın duruyordu; yüzü solgun, göz kapakları şişmişti. Onu bir kez iki kez görmüştü, ama şimdi yaşlanmış gibi görünüyordu.

Mehmetin eşi misiniz? diye temkinli bir sesle sordu Kemal. Kadın başını eğdi.

Bir şey mi oldu? Ben uzun süredir ses duymuyorum.

Sözler boğazında düğümlendi; sessizliğin bir sebebiyle mi gelmişti? Kadın bir adım geri çekildi, içeri girmesine izin verdi ve hafif bir sesle fısıldadı:

Levent artık yok.

Kemal anlamlandıramadı; birkaç saniye sürdü, kelimeler birleşti.

Ne zaman?

Geçen cumaya. Erken sabaha. Kadın bir gözyaşı silerken, Bu bitmek bilmeyen tamirat O çok yorulmuştu. Hafta içi vakti yoktu, sadece hafta sonları çalışırdı. O gün benle birlikte kalktı, beşiği tamamlamak istiyordu. Acele ediyordu, yetişemeyecek diye korkuyordu.

Kadın elini içeri doğrulttu; duvara yaslanmış, yarım kalmış bir beşik, talimat kitapçığı, vida paketleri ve parçalar zeminde dağılmıştı.

Yine de düşmüş, diye ağlamaya başladı. Kalbi henüz uyandı bile.

Kemal, sanki zemine köklenmiş gibi ayakta kaldı; kadının kelimeleri ağır bir perde gibi zihnine düştü.

Gürültü o aynı lanetli ses, cumaları uyandıran, Kemalin lanetlediği, Mehmetin çıkardığı ses! Gözleri bir an yere takıldı; beşik parçalarının kutusundaki vidalar, altıgen anahtar ve etiketli parçalar bir düzen içinde duruyordu. Birinin gerçekten bir şey tamamlamak istediğinin işaretiydi.

Size bir şey lazım mı? diye fısıldadı, kadın ise başını sallayarak Teşekkür ederim, bir şey yok. dedi.

Kemal, sanki birinin acısını taşıyan bir gölge gibi sessiz adımlarla ayrıldı, merdivenlerden aşağı inip tutamakları tutarak çıkarken, ayak sesleri bir suçluluk ağırlığı gibi içini sardı.

Eve döndüğünde tavanın karşısında yoğun, sıkışık bir sessizlik hâlâ hâkimdi; sanki bir şeyleri eleştiriyor, bir şeyleri sorguluyordu. Belki de, Kemalin Mehmete duyduğu nefret sadece uykusunu çalmasıydı; o hâlâ bir insan değil, sadece bir gürültüydü. Şimdi ise, o gürültü yok, ama bir kadının yas tutan sesi, doğmak üzere bir bebek ve tamamlanmamış bir beşik kalmıştı.

Onun eşine gitmeliyim, diye düşündü, yardım edeyim. Muhtemelen tek başına yapamaz.

Akşam, düşünceleri yatıştığında, Kemal tekrar tavanın karşısına baktı; ölü bir sessizlik hâlâ oradaydı. Yarı karanlık mutfakta otururken, geceyi uyuyamayacağını anladı. Üst kata çıktı, çaldı. Kapı açıldı, kadın şaşkın bir kaş kaldırdıbeklenmedik bir misafirdi.

Kemal, biraz utanarak, Bakın çok tanışmadık ama eğer izin verirseniz, beşiği bir araya getirebilirim. O, onu hazır görmek istiyordu. Belki yardımcı olabilirim, dedi. Kadın uzun uzun baktı, ne demek istediğini kavramaya çalıştı, sonra yavaşça başını salladı:

İçeri gelin.

Kemal, kutuların arasından sessizce geçerek içeri girdi, uzun saatler boyunca sessizce çalıştı. Kadın kanepede oturmuş, karnını okşuyor, ara sıra hafif bir hıçkırık atıyordu. Kemal son vidayı sıkıp beşiğin sırtını ayarladığında odanın hava değişti; bir gerginlik kıpırdadı.

Kadın yaklaştı, elini pürüzsüz tahta çubuğun üzerine kaydırdı:

Teşekkür ederim, diye fısıldadı, bunu ne kadar çok istediğinizi hayal bile edemezsiniz.

Kemal, ne söyleyeceğini bilemedi, sadece başını salladı. Çıktığında, uzun zamandır ilk kez doğru bir şey yapmış gibi hissetti; bir kez daha geri döneceğine söz verdi.

Rate article
Lifequest
Öngörü: Kaderin Sınavı