Annemin mutfağa girmeye çalıştığını gördüm, ve ona kapıyı işaret ettim.
Özlem, kim bu kadar soğan doğrayacak? Bu yemek değil, bu domuzların yemi gibi! Çok kalın doğradın, dişlerin kırılır, Serkan buna tahammül edemez.
Gülşah Hanımın sesi, kulağımın hemen yanında çınladı, sanki bir freze makinesinin tekdüze homurdanışıydı. Özlem derin bir nefes aldı, beşe kadar saydı ve gülümseyerek bıçağı bir kenara koydu.
Gülşah Hanım, bu soğan Fransız usulü et için. Fırında bir buçuk saat mayonez ve kaşarla pişince yumuşar, çıtır olmaz. On yıldır bu tarifi yapıyorum, Serkan hep ekstra ister.
Ne diyorsun sen! Gülşah, büyük amber kolyelerini çalan çalarak bağırdı. On yıl! Ben onu otuz beş yıldır besliyorum. Midesi hassas, buna dayanmaz. Bana bıçağı ver.
Büyük bir kararlılıkla kesme tahtasına uzandı, sanki mutfakta gerçek bir yemek yapmaya başlayacakmış gibi kendini gösterdi. Özlem ise nazikçe ama kararlı bir şekilde ona masaya dokunmasını engelledi.
Gülşah Hanım, sorun değil, ben hallederim. Siz misafirimiz, oturun salona, televizyon karşısında diziyi izleyin. Bugün benim doğum günüm, aileye ben masa kurmak istiyorum.
Gülşah Hanım dudaklarını ince bir çizgi hâlinde kıstı. Gözlerinde kırgınlık ve kararlı bir savaş ateşi parladı.
Misafir… öyle mi? Annemi artık ne yapamam. Ben iyi niyetle söylüyorum, insan önünde rezil olmamak için. Gelin gelin, teyze Nermin gelecek, senin soğanın dilimlerini görecekler. İşte bu karısı Gülşahın yetiştirdiği damatlık, soğan bile kıyamaz! diyecekler.
Benim annem ben yetiştirdim Özlem sessiz ama kesin bir sesle yanıtladı, bıçağı tekrar eline aldı. Ve bana mutfakta bir kadının kendi alanı olması gerektiğini öğretti.
Gülşah Hanım kıkırdadı ve pencereye doğru yürüdü, parmaklarıyla pencere kenarını süpürür gibi bir hareket yaptı. Özlem bu hareketi ezbere biliyordu; toz yoksa teyze perde ya da camda bir leke arar.
Bir saat önce hâlâ hoş kokularla dolu, doğum günü heyecanını taşıyan mutfak, şimdi bir kara buluta dönüşmüştü. Ben, Mehmet, oturma odada oturuyordum, sesin duvarı aşan yankısını duyarak kısık bir gülümseme ile leylek taktiğini uyguluyordum: müdahale etmemek, belki de sorun kendi kendine çözülür.
Özlem soğana doğramaya devam etti, arkasındaki ağır bakışları görmezden gelerek. O, mutfağın kraliçesi, gücünün merkeziydi. Baharat kavanozları, parlayan tencereler ve uğultulu mikser arasında, bankada uzun bir günün ardından rahatlayıp yeniden kendini buldu. Her bir malzemenin karakterini bilir, tuz miktarını tadına bakmadan ayarlardı. En çok da birinin bu kutsal sürece karışmasını sevmiyordu.
Gülşah Hanım sessiz kalamadı. Doğa onu harekete ve yönlendirmeye zorladı.
Özlem, eti marine ettin mi? Pencereye doğru seslendi. Dün aradım, sirkeyi eklemeni söylemiştim. Et bugün sert, sirke olmadan lifler çekilir.
Yoğurt, ot ve limonla marine ettim. Sirke etin liflerini kurutur, Gülşah Hanım. Et şimdi çok yumuşak olacak.
Yoğurtta mı! Gülşah hayretle bağırdı. Kim yoğurtta dana eti bozar ki? Bu bir asit kebap olur! Sen büyüksün ama temel şeyleri bilmiyorsun. Ben tarifini dergide bulup kestiğim, geçen sefer sana getirmiştim. Nerede?
Sanırım çekmecede Özlem yalan söyledi. O tarif, eti mayonez ve sirkeyle birleştirip paket baharatla serpmek, hemen attım çöp kutusuna.
Tamam Gülşah bir anda ocağın yanına gitti, balık sosu yavaş ateşte kaynıyordu. Bu neyin çınlaması? Rengi tuhaf, soluk.
Bir kaşık aldı, Özlem tepki veremeden bir çorba kaşığı alıp ağzına koydu.
Tüh! Kabuk çiğ! Özlem, tuz ekledin mi? Yoksa diyet mi yapıyoruz?
Özlem bir an için durdu, içi bir boşlukla doldu; ama bu onun doğum günüydü, misafirler gelecek, kutlamayı mahvedemezdi.
Bu beşamel sos, her kelimesini dikkatle söylerken muskat ve parmesan eklenir. Parmesan zaten tuzludur, ben henüz peynir eklemedim. Lütfen bir kaşık daha al.
Muskat parmesan Gülşah alay etti. Gösteriş sadece. İnsanlara basit, doyurucu yemek lazım. Patates, hamsi. Sen sürekli süsleme yapıyorsun. Bırak tuzlayayım, utanmayalım.
Elini tuzlukta uzattı.
Hayır! Özlem bir adım öne atarak, Gülşahın elini yakaladı.
Bu yanlış bir adımdı. Fiziksel temas tetiklendi. Gülşah öfkeyle kolunu çırptı, gözleri şoktan büyüdü.
Ne yapıyorsun, ellerini serbest bırakıyorsun! Tuz eklemek istiyordum! Senin için çaba harcıyorum, nankör!
Yardım istemedim! Özlemin sesi titredi, yükseldi. Gülşah Hanım, onuncu kez istiyorum: mutfaktan çıkın. Ben rahatça pişireyim.
Serkan! Gülşah koridora bağırdı. Serkan, gel bak, karımla annem nasıl tartışıyor! Beni mutfaktan atıyor!
Serkan kapıdan içeri girdi, hem suçlu hem de korkmuş bir yüzle. Gözleri kızgın anne ve soluk eş arasında gidip geliyordu.
Anne, Özlem, ne oluyor? Bayram ama duvarlar kadar ses çıkıyor.
Sen söyle! Gülşah parmağıyla damadına işaret etti. Etin nasıl kurtarılacağını, sosun nasıl lezzetli olacağını anlatıyorum, o da ellerimi çekiyor! Defol! diyor!
Defol demedim, soğukkanlı bir şekilde düzeltti Özlem. Sadece mutfaktan çıkmanızı ve beni rahatsız etmemenizi istedim. Farklı şeyler.
Serkan, duyuyor musun? Gülşah oğluna dönerek destek aradı. Ben seni büyüten, gelinimize borş yapmayı öğreten annesiyim! Eğer ben olmasaydım, siz karnınızı bozardınız!
Serkan kaşığını kaşıdı.
Özlem, gerçekten Anne daha iyi istiyor. Tecrübeli bir ev hanımı. Belki dinlersin? Biraz tuz ekleyebilir, sorun olmaz.
Özlem ona bakarak, sanki bir kez daha dünyaya bakar gibi bir bakış attı. Gözlerinde hayal kırıklığının ağırlığı Serkanı bir adım geri çekti.
Yani sen bunun normal olduğunu mu düşünüyorsun? Çok sessiz bir sesle sordu. Normal mi, benim evimde, benim mutfağımda, doğum günümde bir adım bile atmamı engellemek? Soğanım her diliminde eleştiriliyor, sosuma kirli bir kaşıkla dokunuluyor mu?
Kirli mi? Gülşah itiraf etti. Ağzımı yaladım!
Bu söz Özlemi titretti.
Serkan, bu masayı beş saat boyunca hazırlıyorum. Yoruldum. Eğer annen mutfaktan çıkmaz ve yiyecekleri karıştırmaya devam ederse, her şeyi çöp kutusuna atarım ve pizzaya yöneliriz. Ya da bir arkadaşımın yanına giderim. Seç.
Neden böyle son kararlar Serkan mırıldandı. Anne, bir odaya geçelim. Lütfen ona bir şans ver.
Yeter! Gülşah ellerini beline koydu, samovar pozisyonu alarak savaşı son aşamaya getirdi. Konukları zehirlemeye izin vermeyeceğim! Ben halledeceğim. O, Özleme dönerek Git, kendini toparla. Senin faydan az, sadece malzemeleri taşıyorsun. Bir önlük al.
Önlüğü elinden almaya çalıştı, belindeki bağları çözmek istedi. Bu bir ihlal, kaba bir sınırlama ihlaliydi. İçinde bir şey kırıldı; gerilim bir tel gibi gerildi, sonra buz gibi bir sakinliğe dönüştü.
Özlem geriye çekildi, önlüğü kendisi çıkardı, katladı ve masaya koydu.
Tamam dedi.
Aferin çocuğuma Gülşah coşkuyla bağırdı. Artık dinle. Git dinlen.
Hayır, anlamıyorsunuz Özlem gözlerini yükseltti. Gülşah Hanım, önlüğü alın ve evimizden çıkın. Lütfen.
Mutfağın üzerindeki ağırlık sanki patlamış bir bombanın sessizliği gibi çınladı. Sos kaynıyor, buzdolabı uğuldayarak çalışıyordu.
Ne dedin? Gülşah inanamadı. Ne söyledin?
Dedim: çıkın. Şimdi.
Özlem, ne oldu? Serkan soluklandı. Anne misafirler yakında gelecek
İşte bu yüzden Özlem, eşine döndü. Konuklar önünde tartışmak istemiyorum. O kalırsa, her yemeği eleştirir, anneme benzer bir şeyler söyler, misafirlerin tabağını aşırı tuzlar. Beş yıldır sessiz kaldım, Senin huzurun için. Bugün doğum günüm. Kendime bir hediye veriyorum. Bu akşam toksik yorumlardan ve tencere kavgasından uzak bir akşam istiyorum.
Beni kovuyorsun? Gülşahın sesi titredi, gözyaşları süzüldü. Eşimin annesi, oğlunun evinden mi?
Bu bizim ortak evimiz, Gülşah Hanım. Ben buranın sahibi. Seni anne olarak sayıyorum, ama beni bir birey olarak ve ev sahibini saymıyorsun. Sınıfını burada kurmak istiyorsun, isteklerimi görmezden geliyorsun. Sabrım tükendi. Lütfen giyinin ve gidin. Taksi çağıracağız.
Serkan! Ona böyle davranmasına izin veriyor musun? Gülşah çığlık attı, çocuğuna dönerken. Beni rezil ediyor! Köpek gibi dışarı atıyor!
Serkan iki alev arasındaydı. Karısının kararlılığını gördü, onun direncini bildi; çabuk yumuşar ama bir kez karar verirse geri dönmez. Aynı zamanda aklında annesinin sosuna karıştığı an ve bir hafta önce fazla tuzlu çorbanın tadı vardı.
Anne, Özlem haklı. Fazla kaçtın.
Ne? Gülşah sarsıldı, masanın kenarına tutundu. Sen Sen annemi bu bu aşçıya mı ihanet ediyorsun?
O bir aşçı değil, anne. O benim eşim. Ve bu onun mutfağı. Bizi dinlemen gerekiyor. Lütfen eve dön. Biz hafta sonu torte getireceğiz. Ama bugün, Özlemin istediği gibi olsun.
Gülşah çocuğuna sessiz bir dehşet bakışı attı. İlk kez otuz beş yılda babası, Serkan ona karşı çıktı. Dünyası yıkılıyordu.
Tamam! Bağırarak önlüğü yere atıp Bırakın! Kendi ekşi tarifinizi yiyin! Burada ayak izim kalmayacak! Ben size bütün sevgimi verdim, ama siz bencil!
Köşeyi dışarıya koşturdu, ayakkabıları çarparak, montunu askıya atarak: Taksi yok! Kendim otobüsle giderim! Sizin utanmanız gerek, yaşlı bir anne çantalarla koşarken!
Kapı çarptı, bardaklar çınladı.
Özlem önlüğe bakarak hareketsiz durdu. Ellerinde hafif bir titreme. Çatışmadan gelen adrenalin azalmaya, boşluk ve hafif mide bulantısına dönüşüyordu.
Serkan arkasından ona yaklaştı, dikkatle, sanki dağılacakmış gibi, omzuna elini koydu.
Nasıl hissediyorsun?
Bilmiyorum dürüstçe yanıtladı Üzgünüm ki böyle oldu. Gerçekten üzgünüm. Seni incitmek istemedim.
Incitmedin. Sadece sınır koydun. Uzun zaman oldu bunu yapmaya. Serkan kaşını ona bastı. Beni affet. Aptalım. O soğan anında durmalıydım.
Özlem onun kollarına çevrildi, yanağını göğsüne bastı.
Gerçekten öyle mi düşünüyorsun? Yoksa beni rahatlatmak için mi söylüyorsun?
Gerçek. Onu nasıl dayattığını gördüm. Sadece alışmışım. O hep böyleydi. Komutan gibi. Babam yıllarca sabırla dayanırdı, ben de aynıya alıştım. Sen buna mahkum değilsin.
O, yerdeki önlüğü topladı, çırpıp Özleme uzattı.
Giymelisin. Balık hâlâ pişmemiş. Yardımcı olabilir miyim? Patatesi soyabilirim. Ama önce nasıl doğradığını göster, yoksa ben de domuz yemi gibi keserim.
Özlem gülerek, gerilim hafifledi.
Patatesi ben yalnız soyacağım. Sen Şarabı getir, pencereyi aç, havayı alalım.
Misafirlere iki saat kala, onlar birlikte dört elle çalıştı. Serkan suçluluğunu telafi etmeye çalıştı; ekmek dilimledi, tabakları dizdi, kadehleri temizledi. Mutfaktaki atmosferO gece, herkes, mutlu bir gülümsemeyle yeni bir baharın haberini sofrada içten bir kahkaha gibi duydu.




