15 Kasım 2025, Perşembe
Bugün bir komşum beni kediyi kontrol et diye çağırdığında, önce kediyi değil yanındakileri izliyorum. Hayvanın garip davranışı çoğu zaman bir başkasının sorunu olur.
Beni arayan teyze, 68 yaşındaki Ayşe Nine. Çatılı eski bir apartmanın üst katında oturuyor, duvarları kışın üşür, rüzgar sızar. Orada bir teyze ve bir kedi var. Eskiden birileri gelip bakardı, şimdi sadece postacı geliyor. Kedi her gün saat beşte kapının önünde oturur, hiç hareket etmez. Ben de bir şey olmadığını söylüyorum ama siz bakın, demişti.
Kapıyı açtığımda karşımda, ince örgülü yün yeleği, zarif topuzu ve ardında küçük bir dolap, vitrin içinde şişelerde parfüm şişeleri ve Radyo İstanbulun tek bir kanalını çalan eski radyoyla dolu bir oturma odası duruyordu. Burada mercimek çorbası, nane ve hafif bir başka koku yayıldı; tanıdık ama bir o kadar da uzak.
Merhaba Siz doktor mu? diye sordu Ayşe Nine, İçeri girin ama ayakkabılarınızı çıkarmayın, soğuk!
Ben veterinerim, kediyi görebilir miyim? dedim.
Kedi utanıyor. Alt koltuğa kaçtı. Misafirleri hiç sevmez ama kendilerine yakınına geldiklerinde oturur. Yalnızca gece çıkar, tam beşte.
Beş saatini aklımda tutdum, sabah mı akşam mı diye sormadım.
Kedi, alt koltuk altında, kabarık turuncu tüyleri, şişman gövdesiyle, çiğ burunlu, anten gibi bıyıklı ve gözlerinde şaşkın bir ifade vardı; sanki Sen kimsin, neden benim huzurumuzu bozuyorsun? der gibiydi.
Ben bir yumşak oturak (yumuşak pamuk dolu) üzerine oturduğumda, Ayşe Nine kendi kendine konuşmaya başladı:
Sabah kahvaltıda lapaya, sonra televizyon izlerim, kedi pencere kenarında oturur. Beşte kapıya oturur. Daima.
Neden beşte? diye sordum.
Çocuklar eskiden beşte arardı. Şimdi aramaz, ama o hâlâ bekler.
Her şey yolunda mı? dedim.
Benim ne ihtiyacım var? Televizyon çalışıyor, mercimek var, başka ne isterim?
Kedi koltuğun altından çıkarak kapının önüne çıktı, kilidi kontrol etti, ardından yumuşak bir yün paltonun sıcak kıvrımına başını koydu.
Bekliyor, dedi Ayşe Nine, belki de gelmesini umuyor. Ben engel olmuyorum, ummasını sağlıyorum.
O gün kedinin rutinine dair bir ders vermedim, oyun ya da yeni oyuncaklar öneremedim; bu sadece bir kedi ya da yaşlılık değildi, başka bir şeydi. Sanki ikisi de bir ortak sır paylaşmıştı: Burada otururuz, kimse zamanın akışını fark etmesin.
Ayrılışta, Geçerseniz uğrayın, bir kek yaparım. Kediye de bir şeyler verir, dedi. Başımı salladım ve aklımda bir kez daha düşündüm, belki ben de aynı şekilde bir şey bekliyordum.
İki hafta sonra, bir kediyi infüzyonla taşıdığım bir acil durum aracıyla aynı mahalleden geçiyordum. Düşüncelerim sık sık Ayşe Nineye kayıyordu. Her doktorun, dönüp gelmek istediği hastaları vardır; bu hastalar bir korku değil, bir sessizliktir. Kütüphane gibi sessizlik, korkutmaz, ısıtır.
Kapıyı çaldığımda Ayşe Nine şaşırmadı, sadece Kek hazır değil ama çay var, lütfen, dedi. İçeri girdiğimde kedi aynı yerde, aynı kıvrımda oturuyordu.
Artık benim zamanım ve takvimim var, dedi. Sabah mırıldanmazsa Pazartesi demektir. Pazartesi kötü geçer. Gülmedi, düz konuştu.
Anladım ki, Ayşe Nine ve kedisi şanslıydı; ilişkileri dürüst. Kedi her şeyin iyi olacağını vaat etmez, sadece yanındadır. Ayşe Nine yalan söylemez, sadece her sabah süt koyar, kediyi besler.
Biliyorsunuz, bir zamanım vardı, bir kuklacı saat. Kocam ilk kışımızda tamir etti. Sonra akrep ve yelizi çıkardım. Zamanı izlemek acı verir, kimseyle paylaşamazsanız. dedi. Saat şimdi akrep ve yelizi olmadan asılı; ama her beşte kedi hâlâ kapıya oturur.
Bu torun, tembel, tombul Budist kediyi izlerken düşündüm: İnsanlar kendilerini hatırlatmak için sistemler kurar, takvimler, hatırlatıcılar, zamanlayıcılar. Hayvanlar sadece oturur, bekler ve bu yeterlidir.
Çocuklar nadiren arar. İyi insanlardır, ama hayatları var. dedim. Ben doktor değilim, sadece dinlemeyi seviyorum.
O zaman sen en iyi doktorsun, dedi.
Çıkmadan önce kedinin yanına oturdum; hareket etmedi, sadece kuyruğu bir anten gibi titredi. Paltonu okşadım; soğuktu ama yaşam kokusunu taşıyordu; hüzün değil, bekleyişti.
Belki gelirler? diye sordu Ayşe Nine aniden.
Belki, dedim.
Kedi ilk fark eder, dedi. Geçen sabah kapıda oturuyordu, çayımı döktüm, sürpriz sandım. Aslında komşuydu. Gülüştük, ama uzun zamandır gülmeyen bir gülüştü. Dışarıda kar hafifçe yağıyordu, kristal gibi çıtırdayan bir kar. Her çıtırtı bir ses gibi yakında diyordu.
Boş ellerle tekrar geldim; analiz kutusu bile yanımda değildi. Bazen hastalar hastalık için değil, yalnızlık için gelir; doktor sadece gözlerinin hâlâ açık olup olmadığını kontrol eder.
O gün Ayşe Nine kapıyı biraz daha çabuk açtı. Biliyordum. O yine sabahın erkeninde oturuyordu, dedi. Kedi bir mobilya gibi geçti, bir dolabın yanına oturdu, bir miyav bile etmedi.
Eskiden kocamın bacağının yanında uyurdu, tam dizinin kıvrımında. Kocam öldüğünde, diye durakladı, yine oraya yatıyor. İlk başta itiraz ettim, sonra anladım, onun için bir yer tutuyor. Çayımızı içtik, Eski bir albüm buldum, çocukluk yazları, dağ evimizde. Görmek ister misiniz? dedim. Fotoğraf albümleri beni temizler, şeffaflaştırır.
Bir fotoğrafta kocam şezlongda oturuyordu; yanındaki kedi aynı, ama daha turuncu, ince kuyruğu, beş yıl daha genç. Altında yaz, baba, Miskin ve çilek yazıyordu. Yanında kıvırcık saçlı bir kız çocuğu, Lale. Lale en çok kediyi severdi. Şimdi kendi çocukları, kendi kedileri var. Ama sanırım ona bu kediyi gösterse tanırdı, dedi Ayşe Nine.
Birkaç gün sonra bir telefon geldi. Affedersiniz, ben doktor musunuz? Ben Lale, kocamın kızı. Numarayı buzdolabından buldum.
Evet, dinliyorum. dedim.
Bu kedi o Miskin mi? Hâlâ bizimle mi?
Hâlâ. Beşte oturur, dedim.
Sessizlik uzadı.
Fotoğraf buldum, o tek hiç gitmeyen. dedim.
Evet, hâlâ aynı yerde oturuyor.
Hafta sonu Ayşe Nine kapıyı hemen açmadı. Kilit sesini duyunca ellerim titredi, Üzgünüm, dün ağladım, dedi. Kedi köşede kırmızı bir tasma taşıyordu, yeni bir fiyonkla süslenmişti. Lale getirdi, oğlu da geldi, dedi.
Oğul da kedi gibi, sessiz, sadece dinler, sonra Seni sonsuza kadar hatırlayacağım der. Ayşe Nine tekrar gözyaşlarını döktü ama acı olmayan bir gözyaşıydı.
Daha geç çıktım, pencereye baktım, kedi oturmuş, bana bakıyordu. Sanki bize dönüp bakıyordu: Birimiz tekrar geri dönecek, birimiz sonsuza kadar kalacak. Sessizlik hâlâ hâkim, ısı hâlâ var.




