Mert sana söyledi mi, Elif? diye seslendi kayınvalidesi Zehra. Dinle! Misafir sayısı yirmiye kadar çıkacak. Bu yüzden akşamdan hazırlıklara başlayacağız. Ben altı gibi gelirim, bir önceki akşam.
Ne? Akşam mı? şüpheyle yanıtladı damat kızının Elif. Hayır, buna razı değildim.
Bekle, daha bitirmedim. Merte alışveriş listesini göndermiştim, her şeyi alacağını vaat etti.
Mert her zaman büyük kız kardeşi Sibele yardımcı olmuştu. Otuz yaşına gelene kadar iki kez evlenip iki kez boşanmış, her defasında suçu kocasındaydı yanlış kişi deyip. Annesi Ayşe, ona küçükken sık sık şöyle söylerdi:
Kardeşine destek ol.
Mert de destek olur, para verirdi; Sibel geçici bir işsiz kaldığında, kiralık evindeki onarımları üstlenir, boşanma sonrası eşyalarını taşırdı.
Sonra Mert evlendi.
Elif, başta sabırla dinledi. Fakat Sibel bir yıl içinde beş kez birkaç gün sürecek bir araba istediğinde, Elif nazik ama kesin bir dille şöyle dedi:
Mert, artık yeter mi? Bu hafta sonu bizim de arabamız lazım. Planlarımız vardı
Ne yapacağız? Yürüyerek mi gideceğiz?
Hayır ki! Babamın köyüne yürüyerek ulaşamazsın. İki kova turşu topladılar, sen duymadın mı?
Bir şey duydum ama Sibelin acil bir durumu var.
Ne tür bir acil durum?
Bilmiyorum tam olarak diye içini çekti Mert ama ona daha fazla şey lazım.
Hayır, Mert. Bu sefer izin vermeyeceğim! Ya kardeşine hayır diyorsun ya da bana bir araba al. Trolbüsle otobüs geçmekten bıktım; benim de bir arabam olmalı.
Mert ilk defa düşündü, Sibele hayır demeyi planladı ama Ayşe hemen konuyu toparladı:
Kızım, karını mı kıracaksın? O tek başına. Kim ona yardım eder, senden başka?
Mert yine de Sibele destek verdi, eşinin öfkesiyle boğuştu. Birkaç gün sustular; Mert dayanamayınca bağırdı:
Neden sessizsin? Bir şey mi oldu?
Ne? Üç gün içinde anlamadın mı? diye kızdı Elif.
Sadece bir şey anlayamadım dedi Mert.
Elif, anlam veremeyerek güldü:
Gerçekten mi? Sibel seni hafta sonu köye götürdü, sen sadece bir yolculuk yaptın, iki gün orada kaldın. Bundan sonra seni rahatsız etmeyecek mi?
Ne rahatsız eder? Biraz içki içtik. Orada eski sevgilisi vardı, hoş bir sohbet. Ben de orayı kutlamak istedim. Aman Tanrım, benim gitmem aptalca olur mu?
En azından bir telefon etseydin.
Sen de etmeliydin diye ekledi Mert.
Ben aradım! Telefonun kapalıydı. Ne düşünecektim? Sinirli bir halde, eşimin nerede olduğunu bile bilmiyorum. O da sadece benden uzaklaşmak istiyor diye patladı Elif.
Yalan söyleme dedi Mert, bir telefon çalan elini işaret ederek.
Mert balkona çıktı, sadece orada konuşma kutusunu tuttu. Bilirdi ki, Elif bir kez daha kayınvalidesiyle konuşmaktan memnun olmayacaktı.
Selam, kardeşim! diye neşeyle bağırdı Sibel telefonda. İki hafta içinde yıldönümüm var! Otuz yıl! Anlıyor musun?
Mert gözlerini Elife çevirdi; o çorbayı dökerken.
Ne istiyorsun? diye sordu sakince.
Nasıl hemen anlıyorsun! dedi Sibel kahkahayla. Evimizde kutlamak istiyorum. Senin salonun büyük. Kiralık evimde dar, ev sahibi de bağırıyor. Restoran ise çok pahalı.
Belki bir kafede? İhtiyacın olan her şeyi eklerim.
Akıl almaz! bağırdı Sibel. Bu yıldönüm! Kiraya mı harcayalım, senin da evin var! Ben de altın çocuğu değilim.
Önce Elifle konuşayım. Bu onun da evi, belki planları vardır.
Geç kalmadım! diye bağırdı Sibel. Herkese söyledim, kutlama burada. Evi boşalt, tüm gün müsait olsun. Anne her şeyi hazırlayacak.
Mert omuz silkti, elleriyle yüzünü kapattı. Düşünürken telefon yine çaldı; bu sefer annesinden bir mesaj:
Sibel menüyü hazırladı. İşte yemek listesi. Malzemeleri de almamız lazım. Eliften yardım iste, mutfakta da bir el uzat.
Bu sırada Elif, Sibelin yıldönümünden hiçbir şey bilmeden, favori dizisini izlemek için koltuğa oturdu. Mert odaya girip gözlerini aşağı indirdiği an her şeyi anladı.
Ne oldu bu sefer? diye sordu sakinlikle, diziye bir ara verdi.
Elif, dinle Sibelin yıldönümü, otuz yıl Biliyorsun, bu tarih önemli.
Elif başını kaldırdı.
O zaman kutlasın. Biz ona engel mi oluyoruz?
Mert kaşıklı bir şekilde başını kaşıdı.
Sorun şu değil. O evimizde kutlamak istiyor.
Ne? Elif yerinden fırladı. Bizim evimizde mi? Sadece bir akşam. Restoran pahalı, evde de dar
Ve sen kabul ettin mi?
Önce seninle konuşacaktım! Ama Sibel zaten herkese davetiyeyi yolladı. Annem de menüyü hazırlıyor
Elif gözlerini kapadı, derin bir nefes aldı.
Mert, gerçekten olgun bir yetişkin misin? Yoksa sadece Sibelin dileklerini mi taşıyorsun?
Ne demek istiyorsun?
Şimdi başlıyorum diye alayla telefonunu gösterdi. Kimse bana bile aramadı! Bu benim evim, senin akrabaların için bir geçiş noktası değil. Sibel evimde kutlama istiyor, ben ona yardımcı olacağım, annene de destek olacağım, ama beni hiç sormadın!
Tam o anda Elifin telefonu çaldı.
Ah, işte pastanın üzerine kiraz diye fısıldadı. Senin annen telefonunu Merte doğru salladı.
Elif, Mert sana dedi mi? diye bağırdı kayınvalidesi Zehra. Bak, yirmi kişiye kadar olacak. Akşamdan hazırlıklara başlayacağız. Ben altı gibi gelirim, bir gün önceden.
Ne? Akşam mı? şüpheyle gülümsedi damat kızı. Hayır, buna imza atmadım.
Bekle, henüz bitmedim. Mertin listesi var, her şeyi alacak.
Peki dedi Elif. Peki para nereden gelecek?
Mert yardım edeceğini söyledi diye kısa bir yanıt verdi Zehra.
Yani evimizi bir restorana çevirecek ve hesabı biz mi ödeyeceğiz? Elif artık dayanamadı.
Sibel sana yabancı mı? Bir gün yardım etmek zor değil mi, mutfakta bir şey doğramak, salata, sandviç Sen evin annenisin!
Zehra Hanım diye bağırdı Elif, ben yeni haberi öğrendim. Onun doğum gününde evimde kutlama yapmamı onaylamadım.
Sen ev benim diyorsun. Sen ve Mert eşitsiniz, her şey ortak! dedi zehirli bir sesle kayınvalidesi.
Eğer ev Mertin olsaydı böyle söylenmezdi. O zaman ben sadece bir ev kadını olurum.
Saçmalama. Sohbet bitti. Cumaya kadar her şeyi almalı dedi Zehra ve hattı kesti.
Ne oldu? diye sordu Elif kocaya, kısa bir bip sesi duyunca.
Artık kendini kurban gibi göstermeyi bırak! sonunda bağırdı Mert. Sana yanlış olduğunu söylediler. Hatanı kabul et ve inat etme.
Elif şoka girdi. Sessizce büyük bir spor çantası açtı, dolapta Mertin tişört ve kot pantolonlarını katladı. O sırada Mert kendini kazanan gibi hissetti; buzdolabını gürültülü açtı, bir bira şişesi çıkardı, kapıyı çarptı ve televizyona oturdu, sanki hiçbir şey olmamış gibi.
Ona göre Elif sadece sakinleşecek ve her şey aynı kalacaktı. Biraz kızacak, sonra sakinleşecek. Mert futbol açtı, Elifin odaya girip akşam yemeği çağırmasını bekledi. Ancak yanıldı.
Yarım saat içinde Elif koridorda bir paket, yanındaki çanta ise Mertin eşyalarıyla doluydu. Mert buzdolabına gitmek için odadan çıkarken Elifi gördü.
Bu da ne? bağırdı. Ne çeşit bir tiyatro düzenledin?
Elif soğukkanlı bir bakışla yanıtladı:
Bu tiyatro değil, Mert. Bu son. Artık kendi hayatımın gölgesi, evimin hizmetçisi ya da annene ve kız kardeşine bir süs olmazdım. İyi bir evlat ve kardeş olmak istiyorsan, lütfen annene dön. Birlikte hazırlan, kesinlikle evinin salonunda bir köşe ayırır.
Ciddi misin? adım attı. Geri dönmeyeceğim.
Kesinlikle ciddiyim diye başını salladı Elif. Artık geri dönmeni istemiyorum. Ben o kadar çok sabrettim ki, şimdi kendime bile soru soruyorum. Yeter artık. Üç yılda bana saygı göstermeyi öğrenemezsen, daha fazlası olmayacak.
Elif bir anda her şeyi yıkamazsın! diye bağırdı.
Yıkılmış bir şeyi bir daha yıkamazsın.
Mert hâlâ ne söyleyeceğini bilemedi, Elif artık kararını vermişti.
Ve işte ekledi Elif bütün gömlek ve kot pantolonlar burada. Teşekkür etme, hemen çık.
Mert bir şey söylemek istedi, ama Elif kapıyı açtı. Mert öfkeyle duruyordu, yanakları kızarıp dudakları büzülmüş. Elifin soğuk sakinliği onu daha da kızdırıyordu.
Ne kadar dahi! bağırdı. Beni bulacak daha iyi birini mi arıyorsun? Benim gibi birini bulmak zor olacak!
Elif bir iç çekti, bir adım geri çekildi:
Senin gibi birini bulmak Tanrıya şükür.
Daha sonra pişman olacaksın! diye bağırdı Mert, çantayı tutup. Diz çökerek gelecek zaman ki, kimsenin seninle konuşmak bile isteyeceğini anlamayacaksın! Ben olmadan sen hiç kimse değilsin!
Hiç kimse benim evimde oturan, çalışan, eşimin akrabalarına hizmet etmeyen ve hakaretle baş etmeyen birini anlatıyorsa, ben hiç kimse olmaktan memnunum.
Mert çıktı, Elif yalnız kaldı. Derin bir nefes alıp pencereye gitti, perdeyi çekti ve eski eşinin taksi bagajına çantayı bastırmasını izledi.
Aylar geçti.
Boşanma süreci çetrefildi. Mert Elifi maddi hırs ve açgözlülükle suçlamaya çalıştı. En büyük anlaşmazlık, evlilik sırasında alınan arabanın kime ait olduğuydu. Mert, arabayı yalnız kendisinin ödediğini iddia ederken, Elif sadece kullanım hakkı olduğundan bahsetti.
Sayın hakim, tüm ödemeleri ben yaptım, araç üzerimde! diye savundu Mert. Karım bir kuruş bile vermedi!
Elif soğukkanlı bir dosya açtı, banka dekontlarını, ödeme makbuzlarını masaya koydu. Sözleşme, avans anlaşması ve imzaları gösterdi.
Ben arabayı paylaşmak istemiyorum, ama kendi payıma da vazgeçmeyeceğim dedi sakinlikle.
Mahkeme adaletin yanındaydı.
Mert bu kararı beğenmedi. Arabasını artık kendi sayıyordu ve şimdi satıp parayı bölmek zorundaydı. Mahkemeden çılgın bir öfkeyle çıktı.
Eve geldiğinde ise bir sel gibi eleştirilerle karşılaştı.
Sen ne, aptal bir delikanlı mısın? bağırdı Ayşe. Her şeyi ona ver! Arabayı! Evi! Bir avukat bul!
Mert aynı zamanda Sibelin yıldönümü için restoranda bir kutlama yapabilmek için krediye girmişti. Artık Ayşenin evinde, Ayşenin odasında bir küçük köşe kalmıştı.
Elif ise uzun bir süredir ilk kez rahat bir uyku çekti. Kendine söz verdi: Artık Mert gibi birine tutunmayacak, etrafta yeterince iyi erkek var; önemli olan, kimin gerçek olduğunu zamanında fark edebilmek.




