— Bu sözlerden sonra burada oturmaya, her şeyin yolunda olduğunu göstermeye ve gülümsemeye devam mı etmeliyim? Hayır, benim yokluğumda kutlayın! — bu sözlerle Natali kapıyı çarptı.

Bu sözlerle hâlâ burada oturup her şeyin normal olduğunu taklit edip gülümseyecek miyim? Hayır, bensiz kutlayın! diyerek Nazan kapıyı çarptı.

Bu sabah Nazan, her zamankinden çok daha erken uyandı. Gözlerini açmadan önce, Bugün kırk yaşım. diye düşündü. Bir zamanlar bu sayı ona çok uzak, neredeyse ulaşılmaz bir şey gibi gelmişti. Şimdi ise her sabah aynada ona gözlerinin etrafındaki kırışıklıklar ve yorgun bakışla göz kırpan bir yansımayı hatırlatıyordu.

Serkan sakince nefes alıyordu. Nazan, battaniyeden dikkatlice çıkar çıkmaz, Serkan hâlâ kıpırdamadan uyuyordu. Her yıl ona daha az ilgi gösteriyordu. Nazan saatine baktı: 05:30. Misafirler gelmeden önce hâlâ yapılacak çok iş vardı.

Sessizce yatak odasının kapısını kapattıktan sonra Nazan mutfağa yöneldi. Bugün evleri, iki aileninNazanın akrabalarının ve Serkanın dostlarınınbuluşma noktası olacaktı. Yıllar geçmiş, aralarında gerçek bir bütünlük hissi hiç oluşmamıştı. Nazanın arkadaşları uzun zaman önce rutin işlerin içinde kaybolmuş, Serkanın dost çevresi ise aynı yüzler, aynı sohbet konularıyla yıllardır değişmemişti.

Kahveyi demledi, buzdolabını açtı. Önceden akşam geç saatlere kadar et marine etmiş, doğranmış sebzeler ve salata malzemelerini hazırlamıştı. Şimdi bu hazırlıkları kutlama masasına dönüştürmesi gerekiyordu. Genelde dışarıdan sipariş verir ya da restorana giderlerdi, ama bu kez özel bir yıl dönümüydü; ev sıcaklığı, samimiyeti, kendi dokunuşları isteniyordu.

Anne, iki yüz lira var mı? ses mutfak kapısından geldi.

On altı yaşındaki Kaan, dağınık ama pantolon ve tişört içinde duruyordu.

Kime bu kadar erken gideceksin? Nazan, cüzdandan bir banknot çıkararak şaşırdı.

Arkadaşlarla bisiklete binmek istedik. Sabah erken çıkacağız, yakalanmayalım. Akşam geri dönerim, tam kutlamaya zaman olur. dedi Kaan.

Kaan, bugün ne gün olduğunu hatırlıyor musun? diye sordu Nazan.

Kaan bir an düşündü, ardından suçlu bir gülümseme ile:

Tabii ki, senin doğum günün. Sabah seni uyandırmak istemedim, sonra kutlamak istedim. dedi.

Bana yardım etmeye ne dersin? Tek başıma kaldım, daha yapacak çok şey var diye ısrar etti Nazan.

Kaan bir an içini çekti:

Anne, söz verdik bir şey. Ama zamanında var olacağım. Polina yardım eder mi?

Polina henüz evde değil, arkadaşlarıyla daçada. Altıya kadar dönecek. dedi Nazan.

Neyse, sen zaten her şeyi en iyi şekilde hallediyorsun, dedi Kaan omzunu silkelerek.

Nazan iç çekti. Eskiden her şeyin sorumluluğunu üstlenmekten gurur duyardı; şimdi ise bu yalnızlık sadece yorgunluk getiriyordu.

Hadi git ama zamanında dön. dedi Nazan.

Kaan ona yanaklarından bir öpücük verdi ve hemen yok oldu. Birkaç saniye sonra giriş kapısı çaldı.

Saat dokuz civarında Nazan tamamen hazırlıklara dalmıştı. Fırın et için ısınıyor, sebzeler doğranmayı bekliyor, peynirli kek hamuru örtü altına sarılıyor, hava yeni demlenmiş kahve ve baharatların kokusuyla doluyordu.

Günaydın, Serkan, yıpranmış spor ayakkabılarıyla mutfağa girerek selam verdi. Bu kadar erken ne yaptın?

Ne zaman tahmin edersin? Nazan sakin bir sesle yanıtladı. Misafirler saat altıda gelecek; işler bir dağ gibi.

Biraz daha uyuyabilirdin; bugün senin günün. Serkan, bir fincan kahve doldurarak ekledi. Bu arada, doğum günün kutlu olsun.

Kafasını hafifçe yana eğdi, Nazana mentollü ve tanıdık bir cologne kokusu yayıldı.

Teşekkür ederim, dedi Nazan, bir jest, bir hediye, ya da en azından bir Nasıl yardımcı olabilirim? sorusunu umarak.

Ama Serkan zaten masada oturmuş telefonunu kaydırıyordu.

Bugün işe gidiyor musun? Nazan, yumurta kırarken sordu.

Hayır, tatil. Ev işleri de lazım diye yanıtladı.

O zaman masada bana yardım eder misin?

Kolaydır, haberleri okuduktan sonra, diye homurdandı, gözünü ekrandan ayırmadan.

Üç saat geçti. Serkan oturumu oturuma geçip futbol maçını heyecanlı yorumlarla izlemeye koyuldu. Nazan sessizce doğramaya, karıştırmaya, çırpmaya, pişirmeye devam etti ve düşündü: İşte bu; kırk yaş. Bu günü nasıl karşılıyorum

Tam üçte birinde kapı çaldı. Nazan ellerini havluyla sildi ve kapıyı açtı. Kapının önünde, elinde kırmızı karanfiller demetini tutmuş, genç kız kardeşi Elif duruyordu.

İyi ki doğdun, canım! diye Elif, bir kolunu Nazana dolayarak, Biraz erken geldim, yardımcı olmak istedim. Hâlâ iş içinde misiniz? dedi.

Sabahı baştan beri ayaklarım ayakta, Nazan kardeşini içeri davet ederken; Misafirler saat altıda gelicek, seni görmek güzel. dedi.

Nerede kutlama kıyafeti? Elif, Nazanın basit tişört ve solgun kotlarını gördü.

Ne kıyafetten bahsediyorsun? Nazan omzunu silkeliyerek; Salatalar eksik, pasta süslenmemiş, masa hazır değil diye yanıtladı.

Anladım, Elif ciddiyetle mutfağa bakarak; Serkan ne, anlamıyor mu? diye sordu.

O meşgul. Serkan’ın sesinden bir bağırış duyuldu: Ne yapıyorsun, tembel! Hadi bir şey yap!

Her şey belli, Elif homurdandı. Şimdi onu serbest bırakacağım. diyerek cesurca oturma odasına girdi.

Elif bir anda Serkan’a enerjik bir şekilde bir şeyler anlattı; Nazan duymaya çalışmadı. Kısa bir süre sonra Serkan karanlık bir ifadeyle mutfağa döndü.

Ne lazım? homurdandı.

Oturma odasında masayı kur, Nazan sakin bir sesle; Elif, ona bulaşıkları yıkamasında yardım et, lütfen. dedi.

Saat beş akşamına kadar işler tamamlandı. Nazan omuzlarının ağrısı, bacaklarının yorgunluğu hâlâ sürüyordu; önünde bütün gece sürecek bir kutlama vardı.

Giyinmek için gidip gel, Elif nazikçe Nazanı mutfaktan itti. Ben tek başıma hallederim. dedi.

Nazan uyku odasına yöneldi. Dolapta yeni almışı, koyu mavi bir elbise bekliyordu; ince bir dekolte, zarif bir dikiş. Ancak enerjisi ve isteği artık yoktu; makyaj ve saç için çaba harcamak istemedi. Alışık olduğu siyah iş elbisesini çıkardı, yüzünü tazeleydi, dudaklarını hafif renkli bir rujla boyadı ve tam zamanında misafirlerin kapı çaldığını duydu.

Altıya kadar ev misafirlerle doldu; anne babalar, uzun yıllardır dost olan tanıdık çiftler, Serkanın iş arkadaşları. Çocuklar da gelmişti; Pelin ünlü bir pastaneden şık bir pasta getirirken, Kaan bir kartpostal götürdü; sanki çarşıdan alınmış gibi.

Nazan, zor bir gülümsemeyle misafirleri selamladı. Başının içinde bir uğultu vardı; bir an bile banyoya gidip bir hap alacak vakti yoktu; herkes bir şey soruyor, bir şey istiyordu. O anda Serkan birden neşelendi, şakalar yaptı, içecekleri cömertçe doldurdu, nazikçe Nazana sarıldı, birisi onun adıyla kadeh kaldırdıkça.

Sonunda herkes masaya oturdu. Nazan ana yemeğifırında etservis etti.

Nazan, bu kadar çok salata belki de fazla, Serkan fısıldadı, Olivye koyuyorsun, mayonez var zaten. diye ekledi. Kısa bir bakışla onun beline göz attı, sözler eksik kaldı; Nazan yanaklarının kızardığını hissetti. Elif yanından bakışını çekti.

Et biraz kurumuş gibi, Serkan yüksek sesle, bir dilim keserken; Biraz fazla pişirdim. dedi.

Bence mükemmel, Nazanın annesi aniden araya girdi.

Şaka yapıyorum, Serkan ellerini havaya kaldırdı. Geçen sefer biraz daha sulu olmuştu. diyerek devam etti.

Nazan sessizce çiğneyerek tabağına baktı. Sıcak bir akşam yerine, bir başka aşağılayıcı bir sahneye dönüşüyordu.

Birbirini tekrarlayan içten dilekler geldi; kariyer, güzellik, gençlik. Anne babalar sağlık ve sabır diledi. Sonunda Serkan ayağa kalktı, kadehini kaldırdı:

Eşimizi kırk yaşında kutluyorum. Bu yaş ciddi bir adım. Nazan hâlâ genç kalıyor. Yaşına göre hâlâ çok dedi, hafif bir alayla.

Kadehler zorla, çekingen bir gülümsemeyle kaldırıldı; çoğu göz temasından kaçındı. Nazan hareketsiz oturup örtüyü izliyordu; içinde birikmiş duygular yüzeye çıktı.

O yavaşça ayağa kalktı.

Teşekkür ederim, diyerek sessizce odadan çıktı.

Yatak odasının kapısında fısıltılar yükseldi, sonra gündelik bir gürültüye dönüştü. Kimse peşine takılmadı; Serkan bile. Nazan aynaya baktı. Yorgun bir kadın, sönük bakışlı, dağınık saçlı bir yansıma gördü. Ne zaman kendisi olmaktan vazgeçti? Nasıl bu hâle geldi, bunu kendisine izin vermişti?

Başka bir dünyada, aynı koyu mavi elbiseyi çıkardı, dikkatlice üzerdi, kolyesini taktı; o kolye, Serkanın sevgi dolu sözleriyle hediye ettiği bir hatıra. Topuklu ayakkabılarını çıkarıp, evlilik gününde giydiği o ayakkabıları giydi; hâlâ ayağına tam oturuyordu.

Telefonunu eline aldı, bir tanıdık numarayı çevirdi.

Veli, merhaba. Bugün doğum günüm Biliyorum aniden, ama Birlikte buluşalım mı? Tek başıma olmak istemiyorum. Palermoda yarım saat içinde buluşalım mı? dedi, rezervasyon yaptı.

Aramayı bitirdi, bir kez daha aynaya baktı. Artık farklı bir Nazan vardı; omurgası dik, bakışı net, hafif bir gülümseme; kendine güven geri gelmişti.

Oturma odasına çıktığında herkes birden sessizleşti. Gözler ona çevrildi. Serkan şaşkınlıkla ayağa kalktı.

Vay canına, başka bir şey! diye bağırdı. İşte gerçek kutlama görünüşü. dedi, Neden hemen giyinmedin? diye ekledi.

Nazan ilk kez gün içinde gerçekten gülümsedi; içten bir gülümseme.

Hayır, Serkan, kalmayacağım. dedi.

Ne? şaşkınlıkla sordu. Neden?

Tüm bu sözler ve alaylar üzerine, burada oturup gülümsemek mi? Hayır. Bugün kendim gibi kutlamak istiyorum. Birkaç dakika içinde taksi gelecek; bir arkadaşım ile restorana gidiyorum. dedi.

Ne diyorsun? Bu aşağılama ne? Şaka değil mi? Serkan ellerini açarak, misafirlerine bakarak destek aradı.

Her şakada Nazan konuşmaya başladı ama durdu. Zaten fark etmez. diyerek ekledi ve çıkmak üzere olduğu sözüyle sonlandı. Herkese iyi akşamlar dilerim. diyerek gitti.

Kapı çıkışında kardeşi Elif onu yakaladı.

Belki de gitmemelisin? fısıldadı Elif. O seni kırmak istemedi

Elif, Nazan sakin bir sesle, gözlerine bakarak, on altı yıldır aynı sözleri duyuyorum. Belki de gerçekten niyetliydi. Ama artık bu durumu daha fazla taşıyamam, özellikle de kendi günümde. dedi ve Elifi sıkıca sarıldı, ardından kapıya yöneldi.

Kat boş ve serin idi. Merdivenleri inerken, üzerindeki yükü bir bir bırakıyormuş gibi hissetti; her adımda nefesi hafifliyordu. Ne olacağı belirsizdi; belki Serkan bir şey anlayacaktı, belki de anlayacaktı. Ancak kırk yaşında Nazan, uzun zamandır hissetmediği bir canlılıkla doluydu.

Dışarıda akşamın sıcak havası onu karşıladı. Taksi, kaldırımın köşesinde bekliyordu. Nazan adını söyleyip adresi verdi. Çantasında telefon çaldı; Serkandan bir mesaj. Nazan gözünü bile çevirmedi; sesi kısarak kapattı.

Bu akşam sadece ona aitti ve onu nasıl geçireceğine karar vermek de tamamen onun elindeydi. **Kendi değerini bilmek, özgürlüğün ilk adımıdır.**

Rate article
Lifequest
— Bu sözlerden sonra burada oturmaya, her şeyin yolunda olduğunu göstermeye ve gülümsemeye devam mı etmeliyim? Hayır, benim yokluğumda kutlayın! — bu sözlerle Natali kapıyı çarptı.