Gelinimle yaşamak istemiyordum ama mecbur kaldım

**Günlük**

Ellerimi önlüğüne sildim ve fırının içine bir kez daha baktım. Elmalı kek bir tarafı kızarmıştı ama henüz tam olarak pişmemişti. Tam o sırada bahçe kapısının gıcırtısını duydum gelini ve oğlum, torunumla birlikte geziden dönüyorlardı.

“Büyükanne!” diye bağırdı dört yaşındaki Alperin sesi. Emine Hanım istemsizce gülümsedi. Bu ses için her şeye katlanabilirdi, gelini Ayşeyle aynı evde yaşamak bile.

“Anne, yine bütün gün ocak başında mı durdun?” Oğlu Mehmet mutfağa girdi, annesinin yanağına bir öpücük kondurdu ve sıcak keke uzanmaya çalıştı.

“Eller!” diye bağırdı Emine Hanım, parmaklarına hafifçe vurdu. “Önce yıka.”

“Emine Hanım, bugün dinleneceğinizi söylemiştiniz,” dedi Ayşe, mutfağın eşiğinde belirerek elindeki alışveriş poşetlerini masaya bıraktı. “Anlaşmıştık: Akşam yemeğini ben hazırlayacağım, siz dinleneceksiniz.”

Emine Hanım dudaklarını büktü. İşte yine, kendi evinde ne yapacağını söylüyordu.

“Ben kek yaparken dinleniyorum,” diye kısa bir cevap verdi. “Hem torunumu şımartmakta ne kötülük var?”

Ayşe iç çekti ve sessizce alışverişleri yerleştirmeye başladı. Mehmet annesine uyarıcı bir bakış attı: “Yine mi başlıyorsun?” Emine Hanım görmezden geldi.

“Alper, gel ellerini yıka, büyükannenin kekiyle çay içeceğiz,” diye seslendi torununa, gelini kasıtlı olarak görmezden gelerek.

Oysa bir zamanlar kendine ait bir hayatı vardı. Kendi evinde tek söz sahibi oydu. Cumartesileri arkadaşları çay içmeye gelir, bahçesinde sevdiği güller açar, akşamları ise koltuğuna kurulup dizilerini izlerdi. Ama o lanet yangın her şeyi bir anda değiştirdi.

Hâlâ duman kokusunu hatırlıyordu. Komşuların çığlıklarını, itfaiye araçlarının sirenlerini. Gece gömleğiyle sokakta durmuş, birinin ceketini omuzlarına almış, evinin alevler içinde yanışını izliyordu. Otuz yıllık hayatı gözlerinin önünde küle dönüyordu.

“Üzülme anne,” demişti oğlu Mehmet, omzuna dokunarak. “Belgeleri ve sigortayı halledene kadar bizde kalırsın.”

“Bizde kalırsın” lafı aylarca sürdü. Oğlunun, gelinin ve torununun küçük iki odalı dairesi onun zorunlu sığınağı oldu. Oturma odasındaki açılır kapanır yatakta yatıyor, her sabah topluyor ve kendini hep fazlalık gibi hissediyordu.

“Büyükanne, sana hamur yoğurmada yardım edeceğim!” Alper ıslak elleri ve parlayan gözleriyle geri döndü.

“Bir dahaki sefere, güneşim,” diye gülümsedi Emine Hanım. “Kek zaten hazır, görmüyor musun?”

“Ama ben şimdi bir şeyler pişirmek istiyorum!”

“Bugün değil, Alper,” araya girdi Ayşe. “Büyükanne yoruldu. Üstelik akşam yemeği yakın.”

Emine Hanım gelinine öfkeli bir bakış attı. Yine emir veriyordu. Yine onun yerine karar alıyordu.

“Ben hiç yorulmadım,” diye itiraz etti. “Ve torunumla istediğim kadar vakit geçirebilirim.”

“Anne,” dedi Mehmet yorgun bir sesle. “Yine başlamayalım…”

“Ne dedim ki?” Emine Hanım ellerini açtı. “Torunumla zaman geçirmeye hakkım yok mu?”

“Tabii ki var,” dedi Ayşe sakin kalmaya çalışarak, ama Emine Hanım gelininin süt poşetini sıkan parmaklarının nasıl beyazlaştığını fark etti. “Sadece Alper için bir düzen belirledik. Hatırlıyor musunuz?”

“O benim torunum!” Emine Hanım içinden yükselen öfkeyi hissetti. “Ben daha iyi bilirim neyin iyi olduğunu. Kendi oğlumu büyüttüm, gayet iyi bir insan oldu.”

“Anne!” Mehmet avucunu masaya vurdu. “Yeter artık!”

Ayşe sessizce mutfaktan çıktı, Alper korkuyla büyükannesine sarıldı, Emine Hanım ise boğazına yükselen gözyaşlarını hissetti.

Kendi isteğiyle asla onlara taşınmazdı. Asla. Ama seçeneği yoktu. Sigorta parası yanan evin kredisini zar zor kapatmıştı. Yeni bir ev alamazdı, kirasını da emekli maaşıyla karşılayamazdı.

“Mehmetim, bilerek yapmıyorum,” diye fısıldadı. “Sadece zorlanıyorum. Hep kendi evimde kendi kurallarımla yaşadım, şimdi…”

“Anlıyorum anne,” dedi Mehmet iç çekerek. “Ama sen de anla: Bu ev Ayşenin de. O da Alperin annesi. Ne yapılıp yapılmayacağına o da karar verebilir.”

Bu, aylardır süren eski bir tartışmaydı. Emine Hanım gelininin çocuğa çok sert davrandığını düşünüyordu: Bilgisayar günde bir saat, çizgi film belli saatlerde, tatlılar sadece yemekten sonra, ara öğün yok… Ona göre tam bir zulümdü.

“Ayşeye bir bakayım,” dedi Mehmet ve mutfaktan çıktı.

Emine Hanım yalnız kaldı. Yavaşça bir sandalyeye çöktü ve ellerini yüzüne kapattı. Bu sürekli çatışmalardan, başkalarının kurallarına uymak zorunda kalmaktan, kendi oğluna yük olduğu için hissettiği suçluluktan ne kadar yorulmuştu.

Akşam, Alper uyuduktan ve Mehmet oturma odasında işini bitirmek için dizüstü bilgisayarıyla otururken, Ayşe banyoya hafifçe vurdu. Emine Hanım aynanın karşısında saçlarını tarıyordu.

“Girebilir miyim?” diye sordu gelini kapıyı aralayarak.

“Gel,” diye izin verdi Emine Hanım isteksizce. “Havlu mu lazım?”

“Hayır, konuşmak istedim.”

Emine Hanım gerildi. Tam da şimdi bir kavga çıkmasına ihtiyacı vardı

Rate article
Lifequest
Gelinimle yaşamak istemiyordum ama mecbur kaldım