Çirkin Kızın Hikayesi

Karanlık Bir patlama sesi Gölge Gölge
En sonunda karanlık dağıldı, bir ses duyuldu:
Nuray Hanım, ambulans geliyor, bir şeyler patlamış.
Şiddetli bir ağrıyla boynumda bir el tutuştu. Gözlerini zorca araladı. Bir yıldız işaretiyle oyulmuş dikdörtgen şeklinde bir kolye gözüne çarptı Beyaz öncül elbisesiyle bir kadın
Ameliyathaneye! ses kulağa çalındı, hemen yanından geliyordu.

Anne işten eve döndü. Mutfağa koştu, odanın içinde çocuğunun ders yaptığı odayı gözetledi. Babası, Deniz, odaya girince oğlunun keyifsiz olduğunu fark etti.
Ahmet, ne oldu? dedi babası kafasına hafifçe dokunarak.
Bir şey değil mırıldandı, dördüncü sınıf öğrencisi.
Söyle bakalımm!
Kadınlar Günü yaklaşıyor. Öğretmenimiz bugün bizi bekletti, kızlara hediye yapmamızı istedi.
Sorun ne? babası gülerek sordu.
Kız ve erkek eşit, hepsi aynı. Öğretmen kim kime hediye alacağını dağıttı Ahmet iç çekti. Benim eşleştirdiği kişi, çirkin diye adlandırılan Elif Yıldız.
Her kızın bir hediyesi var, çirkin olanların da baba, çocuğuyla yetişkin gibi konuşmaya çalıştı. Nasıl dağıttı? Alfabetik mi? Burçlara göre mi?
Burçlara göre Ahmet şaşkınlıkla sordu.
Elif bir Başak, Başaka en çok Boğa uyar. Ben de Boğayım.
Güzel, uyumluysanız! Belki onu sevip evlenirsiniz.
Ben mi? Elif Yıldıza mı?!
Baba kahkahayla gülmeye başladı. Anne odaya koştu:
Ne oluyor burada?
Leyla, mutfağa gel babanın yüzü ciddileşti. Oğlumla ciddi bir konuşma yapacağız.
Anne çıktı, Ahmet hüzünle sordu:
Baba, şimdi ne yapacağım?
Hediye hazırlamak!
Ne tür bir şey?
Yarın işte seçtiğim kız için bir hediye yapacağım.
Nasıl bir hediye? Sen fabrika işçisiymişsin.
Evet, elektrokimyasal kaplama bölümünde çalışıyorum. Metalin her türlü kaplamasını yapıyoruz.
Anlamadım.
Yarın göreceksin!

***
Ertesi gün baba altın gibi görünen bir zincir üzerinde dikdörtgen bir kolye getirdi. Bir yüzünde Boğa, diğer yüzünde Başak işareti oyulmuş, ince bir yazı:
«Sevgili sınıf arkadaşım Elife Kadınlar Gününde! Anıl».
Kolye çantaya konulduğunda bir lamba gibi parladı.

***
Sekizinci Mart geldi. Öğretmen sınıfta durmadı. Önce öğrenciler hediyesini verdi, uzun uzun teşekkür etti. Sonra kızlara hediye verecek erkekleri çağırdı.
Bir anda sınıf bir çılgınlığa döndü; herkes sevgili seçtiği çocuğa koştu. Ahmet de Elife yaklaştı, babasından duyduğu satırı telaffuz etti:
Elif, Kadınlar Günün kutlu olsun! Belki bir gün Boğa ile Başak birleşir.
Sözünü bitirip yerine oturdu; kalbi bir anda çarpıyordu.
Bir süre sonra Elifin ailesi başka bir semte taşındı, Elif de beşinci sınıftan itibaren başka bir okula gönderildi.

***
Anıl gözlerini açtı. Beyaz bir hastane tavanı. Kollarını ve bacaklarını sallamaya çalıştı; sadece sol kol hareket etti.
Neredeyim? kısıtlı bir sesle sordu.
Bir tekerlekli sandalye sürücüsü yanına geldi, gözlerini taradı:
Uyanabildin mi? Acil cerrahi bölgesindesin.
Ellerim, ayaklarım sağlam mı? sessizce sordu.
Görünüşe göre hepsi yerinde, sadece baştan aşağı bir dikiş var.
İyi ki bütün organlar sağ.
Hemşire yaklaştı, şefkatle sordu:
Nasıl hissediyorsun?
Ne oldu bana! Anıl cevap verdi.
Hayatına bir tehdit yok. Elleriniz, ayaklarınız çalışacak. Küçük yanıklar bir süre sonra geçecek bir telefon açtı. Annen seni uyandığında aramış.
Oğlum anne gözyaşları içinde fısıldadı.
Anne, her şey yolunda, doktorlar sadece yanıklar olduğunu söyledi, yakında taburcu olacağız.
Gece kalamıyorum, geliyorum.
Lütfen fazla ısrarlama! Anıl telefonunu yana koydu, hemşireye gülümseyerek:
Teşekkür ederim!
Taburcu olacaksın, üç haftaya kadar hemşire cevapladı. Kesinleşti.
Yan yatak hastası, çıkıp gittiğinde soruldu:
Ne oldu? hemşire dışarı çıktığında.
Ben bir kurtarıcıyım. Fabrikada patlayan kimyasal balonlar nedeniyle olay yerine çağrıldık Anıl anlattı. İçeride üç yaralı vardı, balonlar patladı, ben son çıkan kişiydim. Kapı önündeyken bir balon daha patladı hatırlamıyorum.
Hak ettiğin bir şeydi hemşire seslendi.
Gonca Anıl bir arkadaşının sesi duyuldu. Ahmet, nasılsın?
Kollarım, ayaklarım sağlam! yaralı optimistçe yanıtladı, fakat sadece sol elini sallayabiliyordu.
Ne oldu sonra? dost sorunca.
Çıkmaya çalışırken patladı, geri koştuk, seni çıkardık kan içindeydi ama doktorlar vardı.
Teşekkürler!
Ahmet, ne diyorsun? dost bir gülümsemeyle yanıtladı. Ödül törenine çıkacağız belki.
O zaman taburcu olacağım.
Ben gidiyorum, doktor dolaşacak, kısa sürede döneriz.
Henüz çıkmadan dört yaşında bir doktor içeri girdi:
Nasılsın kahraman? yatağa yaklaştı.
İyiyim.
Konuşabiliyorsan, yani yaşayacaksın. Kontrol edeyim!
Bizi mi karıştırdınız? Anıl şaşkın.
Hayır, Veli Hanım. Yarın gün içinde geri gelecek.

***
İki gün geçti. Anıl ayağa kalkmaya çalıştı; bacakları hâlâ ağrıyordu, sağ kolu yırtılmıştı, vücudunda ondan fazla yara iziydi. Yüzünde hâlâ şişlik vardı. Doktorun gözetiminde tekrar kontrol yapılacaktı; Anıl biraz tedirgin.
Doktor içeri girdi; genç, zarif, gözlüklü bir kadın, beyaz bir önlüğe bürünmüştü. Anıl yirmi yedi yaşında, evliydi ama altı ay önce boşanmıştı; eski eşi hayat sigortasını beğenmediği için ayrılmıştı.
Merhaba, ben Dr. Selin dedi, yatağa yaklaştı.
Selin Doktor, beni siz kestiniz mi? şaşkınlıkla sordu.
Evet gülümsedi. Her şey yolunda mı?
Çok iyi! Teşekkür ederim!
Bakalım, muayene ediyorum.
Yataktan hafifçe eğildi; Anılın gözleri kolyeye takıldı, yıldız işaretleriyle süslenmiş:
Elif Yıldız!!! bağırdı.
Selin kadının şişmiş yüzüne baktı.
Özür dilerim tanıyamadan söyledi.
Ben Boğa kolyeyi işaret ederek ekledi.
Ahmet Gonca? dudakları titredi. Beni hatırlıyor musun?
Elif, ne diyorsun? gözyaşlarının akışıyla bir çiçek gibi gülümsedi, kolyeyi ona uzattı.
Affet! bir mendil çıkarıp gözlerini sildi. Böyle bir karşılaşmayı hiç düşünmemiştim.

***
O günden sonra Elif onun odasına bir daha girmedi. Anıl fark etti ki, Elifin de programı onunkiyle aynıydı: gün, gece ve iki gün izin.
Kendini güçsüz göstermek istemiyordu. Ertesi gün koridorları duvarlara yaslanarak, bir kaç adım yürümeye çalıştı. Akşam vardiya değişti; yeni ekip geldi, ortam değişti. Kontrol başladı.
Ani bir çığlık, hızlı adımlar yankılandı; yeni bir yaralı getiriliyordu. Saat on. Hemşire odanın ışığını kapattı, ama bir şeyler hâlâ uyuyamıyordu. Gece yarısı koridorda ayak sesleri durdu; sessizlik içinde bir hışırtı duyuldu, birinin ağladığı hissedildi. Anıl sessizce dışarı çıktı.
Görev masasında oturan eski sınıf arkadaşı, başını ellerine koymuş ağlıyordu. Anıl omzuna bir el koydu:
Elif!
Kadın omzuna vurdu:
Bir kadını operasyondan çıkardım, makineye çarptı gözyaşları içinde anlattı. Her şeyi yaptım, ama hayatta kalmadı. İki çocuğu var eşi odada.
Sabırlı ol, Elif!
Üç yıldır cerrahım ve insanlar ölürken hâlâ alışamıyorum.
Sabırlı ol! Bu meslek böyle. Yıllarca ölü gördüm ama aynı zamanda çok yaşam kurtardık Anıl derin bir nefes aldı. Karım bunu söyledi, ben eve dönmediğim için ve maaşım az olduğu için ayrıldı.
Ben de aynı durumdayım kadın yüzüne baktı. Ailem hâlâ evimde yaşıyor, ben bekar ve annemin evinde kalıyorum.
Hey, henüz yirmi yedi değiliz dedi Anıl.
Hayır, ikimiz de yirmi yedi.
Elif Hanım, nabzı düşük diye bağıran hemşire.
Özür dilerim! Elif hemen yoğun bakıma koştu.

Gece uyuyamadı. Sabah hemşire geldi, bir ninni gibi şarkı söyledi.
Bu gece ameliyat edilen kadın hâlâ hayatta mı? Anıl şaşkınlıkla sordu. Hayatta, ama durumu çok kritik.

***
Üç hafta geçti, yaralar kapanmaya başladı. Elifle vardiyalarında karşılaşıyor, ona karşı hisleri giderek artıyordu. Ancak acil cerrahi bölümü kişisel meseleler için uygun bir yer değildi.
Bir sabah doktor şöyle duyurdu:
Bugün taburcu oluyorsunuz gülümseyerek ekledi. Polikliniğe gideceksiniz, orada ne kadar kalacağınıza karar verecekler.
Hazır mıyım?
Acele etmeyin, evraklar hazırlanacak.
Doktor çıkınca Anıl traş oldu. Aynaya baktı, kalan iki yanık yüzünü bozmadı, aksine ona erkeksi bir hava kattı. Diğer yanıkları ise umursamıyordu.
Kaldı, koridora çıktı. Bir hemşire yürüdü, taburcu belgesini uzattı:
Hoşçakalın, Anıl! Bir daha gelmeyin!

***
Kendi bir odalı dairesi vardı, ama annesine gitti. Anne onu bekliyordu, tatilde izin almıştı.
Oğlum! sarıldı, gözleri pırıltılı.
Her şey yolunda, anne, ben iyiyim.
Hadi, bir şeyler hazırladım. Ne kadar zayıf olmuşsun.
Ev yemeklerini çok özledim!
İyileşene ve evlenene kadar burada kalacaksın. Odan hâlâ boş, elini yıka!

***
Öğleden sonra kuaföre gitti, dairesine döndü, annesi kıyafetlerini düzenledi. Akşam babası işten geldi, herkes oturdu, geceye kadar sohbet ettiler.
Anıl odasında uyudu; çocukluk ve gençliğinin izleri vardı. Uykuya dalmadan önce düşündü:
«Yarın polikliniğe, sonra işe, akşam»
Bu düşünceyle derin bir uykuya daldı, gece yarısını geçti.

***
Ertesi sabah Anıl polikliniğe gitti, sabah odaları dolaştı, öğleden sonra işine gitti; vardiyası vardı. Akşam hazırlanıyordu.
Nereye gidiyorsun? baba sordu.
Baba, hatırlıyor musun, dördüncü sınıfta bana sınıf arkadaşım Elif için bir kolye yapmıştın?
Çirkin Elif Yıldız? babası hatırladı.
Hatırlıyor musun, Belki ona aşık olursun demiştin? Anıl gülerek anlattı.
Evet, şimdi Elif doktor. Bana ameliyatını yaptığı da oldu. Ve hâlâ o kolyeyi takıyor.
İşte bu! Babası şaşkın.
Baba, sözlerin gerçekleşti. Ona gidiyorum!
***
Yirmi yedi yıl yeni bir hayat için çok uzun değildi.

Rate article
Lifequest
Çirkin Kızın Hikayesi