Kalp mi? Daha on iki yaşındasın, kalpten ne anlarsın ki?

“Kalp mi? Daha on iki yaşındasın, kalpten ne anlarsın ki?”

“Biliyorum ki kötü atarsa insan ölür,” dedi kız, ciddi bir ifadeyle. “Ben onları tamir etmeyi öğreneceğim.”

Ayşe, üvey babasıyla büyümüştü. Babası, annesinin hamile olduğunu öğrenince onları terk etmişti. Annesiyse Ayşe sekiz yaşındayken bir trafik kazasında hayatını kaybetmişti.

Adam bir an sustu. Sonra yanına gelip saçlarını okşadı.

“O zaman bana bir söz ver, Ayşe. Doktor olduğunda, geldiğin bu küçük köyü unutma.”

“Söz veriyorum, baba.”

Ve gülümsedi.

O anda bilmiyordu ki bu söz, hayatını değiştirecek.

Yıllar sonra

Ayşe büyüdü, köyse hayallerine dar gelmeye başladı. Liseden sonra yurtdışında bir üniversiteden burs kazandı. Gitmeden önceki akşam Hüseyin ona en sevdiği yemeği hazırladı: fırın patates ve peynirli börek.

“Eşyalarını topladın mı?” diye sordu.

“Evet, ama korkuyorum, baba. Çok uzak… Kimseyi tanımıyorum.”

“Korku iyidir, kızım. Umursadığının işaretidir.”

“Ya beceremezsem?”

“Becerirsin. Hep köyün en akıllısıydın. Unutma, sana hep söylediğim gibi: bilgili insan, çok şey bilen değil, nereden geldiğini unutmayandır.”

Ayşe gözleri dolu dolu sustu.

“Annem olmadan gidiyorum… Buna inanamıyorum.”

Hüseyin iç çekti.

“Annen seni görüyor. Oradan gurur duyuyordur. Ben… sadece onun yerine seni yolcu ediyorum.”

İlk kez Ayşe ona sıkıca sarıldı, korkusuzca.

“Teşekkür ederim, baba.”

On yıl sonra

Avrupanın büyük bir hastanesinde Dr. Ayşe Yılmaz, sakinliğiyle tanınıyordu. Onlarca hastası, saygı duyan meslektaşları ve pek çok kişinin imreneceği bir hayatı vardı.

Ama bir gün telefon çaldı:

“Hanımefendi? Köyden Hüseyin Amcanın komşusuyum. Durumu iyi değil. Şehre gelmek istemiyor. Kemikleri ağrıyor diyor ama daha kötü olduğunu hissediyorum.”

Ayşenin yüreği ağzına geldi.

“Yola çıkıyorum.”

Ertesi gün tren penceresinden geçen tarlalara bakarken, içinde minnet, özlem ve hafif bir suçluluk karışıyordu.

Köye vardığında Hüseyin, evin önündeki bankta, dizlerinde battaniyeyle oturuyordu.

“Geldin demek, doktor hanım?” dedi zayıf bir gülümsemeyle.

“Evet, baba. Ve bir daha gitmeyeceğim.”

Dinledi, muayene etti, tedavi etti. Ama bu kadarla kalmadı.

Haftalar sonra köyde yaşlıları ziyaret etmeye başladı.

“Doktor hanım, ama bizim muayene parası yok ki!” diyen utanmış bir kadına,

“Paraya ihtiyacım yok, Zehra Teyze. Siz bana çocukluğumu verdiniz,” dedi.

Hüseyin eşikten ona bakıyordu, gözleri nemli, gururla.

“Sözünü tuttu

Rate article
Lifequest
Kalp mi? Daha on iki yaşındasın, kalpten ne anlarsın ki?