Oğluna Bakmadan Garajın Yanına Bebek Arabasını Bıraktı ve Güneşlenmeye Gitti

Elif çocuğunu görmeden beşiği eski bir garajın yanına bırakıyor, sonra dinlenmeye gidiyor. Derin nefes alarak, etrafa bakınarak duruyor. Kalbi göğsünden çıkacakmış gibi çarpıyor, adımlarını hızlandırıyor. Bir an aklına bir düşünce geliyor: hayatındaki en korkunç hatayı mı yapıyor? Yaşayan bir insana böyle davranmak doğru mu? Şimşek çakıyor, gök gürülüyor. Sağanak şiddetleniyor. Elif kötü havayı özellikle beklemiş; yağmurda kimse sokakta dolaşmaz, bu da gözden kaçma şansını artırır. Diğer yandan, şehrin kenar mahallesindeki bu unutulmuş yerde kim onu fark eder? Boş garajlar ve sokak köpekleri var. Elif durur, kendini döndürmeye zorlar. Çocuğu bırakmanın insafsız bir hareket olduğunu söyleyebilir mi? Başını sallar, kendini haklı görür, yükünden kurtulduğunu düşünür, vicdanı temizdir. Eve vardığında birinci kat giysisinde yatağa yığılarak derin, huzurlu bir uykuya dalar.

Gülçin, kocasına bağırarak sesini kaybeder. Kemal, ifadesiz bir yüzle her şeyi dinler. Kemal, ailesinden miras kalan dairesini satmıştır; açıklamak ister, fakat Gülçin bir kelime bile söylemesine izin vermez. İnsanlar hayatları boyunca emek harcayarak mülk edinir, yaşlılıkta rahat yaşar, ama sen sen! diye bağırır Gülçin. Yüzünden bir şey akıt! Açıl buradan! diye devam eder. Nereye gideceğim ki? diye sorar Kemal. Daha önce hiç bu kadar büyük bir patlama yaşanmamıştır; sanki şeytanlar Gülçinin bedenine girmiş gibidir. Gülçin, kocasının nereye gideceğiyle çok ilgilenmez; geniş iki odalı dairemizde yaşıyorlar, daireyi kiraya veriyorlardı; kira geliri yaşlılıkta bir destek olacaktı. Şimdi her şey yıkılmıştır. Gülçini en çok sinirlendiren şey, Kemalin ona danışmadan satmasıdır. O iki saat boyunca neden bağırdığını düşünür, her zaman sakin ve dengeli bir kadın olduğu için bu davranışını kabul edemez. Görünmez bir güç sözlerine hâkimiyetini kaybettirir.

Kemal, her türlü tartışmada uzlaşma arayan, çatışmanın konuşmayla çözülebileceğini düşünen adamdır; şimdi ise öfkeyle dolup taşar. Giderim, sonra ağlama! diye bağırır, açıklamaktan kaçınır, göğsünü dik tutarak daireden çıkar, kapıyı mümkün olduğunca sert çalar; karakteri de bunu gösterir. Dışarıda sağanak yağmur yağmaktadır. Gidilecek yer yoktur. Ebeveynlerini yirmi yaşında kaybetmiştir, arkadaşlarına bu kavga hakkında anlatmak istemez; kavgayı evde tutmak ister, şikayet etmek ise son çare. Ben bir çarşı teyzesi gibi olmayacağım, diye düşünür. Aracına oturur, burada bir gece geçirecek kararını alır. Gülçin pencereden ona bakarken, uzak bir yere gitmeye karar verir; Nereye gittiğimi tahmin et, der, Kendi düşünceleriyle daha da kötüleşecek.

Biraz sakinleşince, Kemal dairesini satmanın yanlış olduğunu, Gülçinle istişare etmediğini fark eder. Hormonal tedaviler ve diğer ilaçlar sonrası Gülçin kendinden kopmuş gibi olur. Kadın bir çocuk hayal eder, hayırlı bir anı bekler; fakat mucize gerçekleşmez. Tedaviler faydasızdır, sağlık sorunları daha da artar, harcanan para saymakla bitmez. Bazen Kemal, kliniklerin sadece onlara hizmet ettiğini düşünür. Kendine şu soruyu sorar: Sağlıklı bir kadın mı, yoksa mutlu bir kadın mı istiyorum? ve anlar ki, kalbinde çocuk sahibi olamayacaklarını kabullenmiştir. Çocukları Gülçinden almayacaksa, bir yetim çocuğu evlat edinmek en mantıklısıdır. Düşüncelerini Gülçine anlatmaya çalışır, o ise dinlemez, bilgiyi düşmanca algılar.

Başka birini var mı? diye sorar Gülçin, Beni bırakmamı mı istiyorsun? O zaman yaşamaya değer değilim. Kadın, kendi çocuklarını istemediği için mutlu olamayacağını anlar. Kemal, avludan çıkıp büyük caddeye girer, şehrin kenarındaki garajını hatırlar, geceyi orada geçirebilir. Garajı nadiren kullanırlar; sadece lastikleri ve atıkları tutar, atmak istemezler. Yıla iki kez hatırlar, araba lastik değiştirme zamanı geldiğinde. Yol boş, insanlar evde oturur. Şiddetli yağmur kanalizasyonu taşıyamaz; Kemal gaz pedalına basar, su dalgalarını yakalamaktan korkmaz. Garajda eski bir elektrikli çaydanlık olmalıdır. Gülçin, arabayı pencereden görüp sinirlenir, hemen pişman olur, kocasını arayıp özür dilemek ister, ama bir şey onu durdurur.

Kemal garajlara rekor sürede ulaşır, beşiği hemen fark eder. Aklına çocuk olduğu düşüncesi gelmez; sadece arabadan çıkıp yüksek sesle ağlamayı duyar ve ne olduğunu anlar. Tüm tartışmalar, kavgalar aklından çıkar, artık bir anlam taşımaz. Bebek soyunmuş, ıslanmış, açtır. Ambulansı çağırması gerekir; beşiğin içinde bükülmüş doğum belgesi ve çiğ et vardır; et şaşırtıcıdır, ama düşünmeye vakti yoktur. Kemal çocuğu alıp evine götürmeye karar verir. Gülçin, kocasının belirsiz açıklamalarını dinlerken, beşiği tutan bebekle ne bir çocuğun böyle bir havada bırakılabileceğine inanamaz. Biraz sonra bu düşünce başka bir şeye dönüşür: Kader işte, kader.

Çocuğu teslim ederler. Gülçin, son ana kadar çocuğu ellerinde tutar, bırakmak istemez. Kemal, nerede, ne zaman, kaçta bulduğunu anlatır. Polis memurları, beşiğin içinde çiğ et olduğunu görünce şaşırır; annenin bir şeyler olduğu izlenimi oluşur. Belki anne pazara gitmiş, sağanak yağmur yüzünden garajlara yönelmiş, bir şey olmuş, diye teoriler kurar Gülçin. Veya çocuğu bir şekilde kurtarmak istemiş olabilir mi? diye Kemal sorar, Hiçbir markette çiğ et satılmaz, paketlenmez. Çocuk atılırken et alınmaz; anne zor durumda kalmış olmalı, diye Gülçin ekler, Kurtulmak isterken sokak köpekleri ona yardımcı olur diye düşünmek bile zor.

Kemal, geçmiş haberlerin korkunç sahnelerini hatırlar; Böyle şeyler olmaz, der Gülçin, Anne asla çocuğunu terk etmez. Bunlar kaderin hediyesi değil, diye ekler, Yıllardır çocuğumuz için mücadele ettik, ben daireyi sattım, en iyi hastaneye götürmek istedim, seni mutlu etmek istedim. Gülçin cevap vermez, utanç içinde kalır. Kafasını kaplayan sis, açıklanamaz; bir yandan pişmanlık, bir yandan da serbest kalmanın hafifliği var. Eğer kavga olmasaydı, kemal garaja gitmez, çocuğu bulmazdı. Belki de oğlan hiç bulunmazdı.

Sonunda kemal, çocuğu evlat edinmeye karar verir. Uzun bir süreç gerekir, ama çift kararından şüphe duymaz. Daha önce evlat edinmekten çekinir, yabancı bir çocuğu sevip büyüteceğinden korkar, ama şimdi bu kaygı yok. Çocuğun annesi çabuk bulunur; ilk başta beşiği bırakmadığını, sokak köpeklerinin saldırısına uğradığını söyler, ama yalanı çabuk ortaya çıkar. Anne, bir dakikada kaçıp gitmekten suçlu olmaz; bir anlık tehlikede kaçmak, çocuğun canını tehlikeye atmaz.

Asya yerine Elif adlı bir kadın, bir kez daha hatasını fark eder. Beşiği hastanede bıraksaydı, belki farklı olurdu. O dönemde tek çıkışı olmadığını düşünür, uyumak, dolaşmak, sorumluluktan kaçmak ister. Kötü alışkanlıkları yoktur, güzel bir fiziği vardır; uzun, sarı saçlı, güzel gözlü bir kadın, kendi evinde bir ulaşım şirketinde çalışır, maaşı yeterlidir. Ceza ona dokunmaz, sadece toplumun eleştirileri kalır.

Beş yıl sonra, Elif bir erkekle tanışır, bir kız çocuğu doğurur, evlilik aldatma nedeniyle iki yıl içinde sona erer, Elif zengin bir sevgiliyle yaşamaya karar verir, kızı babasını bırakıp kalır.

Gülçin, zaman zaman Elifi düşünür; bir yıl sonra öfkesi dinmiştir, kadının pişman olduğuna inanır, karmaya inancı sayesinde kadının başına bir gün bir ceza geleceğini düşünür; mutlu yaşamaması, yalnızlık ve pişmanlıkla yüzleşmesi gerektiğini söyler. Ne düşünürüz? Değiştiremeyiz, der Kemal karısına, ama çocuğa bir aile kazandırdık. Çocuğun adı Leventtir, bu isim ikisine de uyar. Levent sağlıklı, iyi yiyen, iyi uyuyan bir çocuk olur. Gülçin, bebek odasının yanında durur, mutlu bir anne gibi duygulanır; doktorların kısırlık teşhisi bile onu sarsmaz.

Onların hikayesi, çocuğu bulup evlat edinmekle, bir mucizeyle tamamlanır; o gün, Leventi evlerine götürürken, hayatları bir kez daha yeni bir anlam kazanır.

Rate article
Lifequest
Oğluna Bakmadan Garajın Yanına Bebek Arabasını Bıraktı ve Güneşlenmeye Gitti