Sis dağıldı
Son zamanlarda Serap sık sık hayatını gözden geçiriyordu. Tekdüze bir yaşam ona sıkıcı geliyordu; her gün aynı şey tekrarlanıyordu. Ama ailesi vardı: kocası Ege ve iki oğlu, Mert ve Can, okulda ikisi de birincilik yapıyordu.
Sabah erken saatlerde Serap uyanmıştı; odadaki büyük duvar saatinin taktik taktik sesleri hâlâ kulaklarında çınlıyordu. Pencerenin dışı ışıl ışıl aydınlanmaya başlamıştı. Yine de uyuyamıyordu; aklı hâlâ yeni günün düşünceleriyle doluydu.
Şimdi kalkacağım ve ertesi gün gibi bir gün geçecek, aynı işler, aynı endişeler, diye düşündü. Meleği Zeytini sağacağım, onu besleyip sürüye bırakacağım, ardından diğer hayvanları da doyuracağım. Sonra Ege ve çocuklar için kahvaltı hazırlayacağım. Hepsini uyandırıp, çocukları okula, Egeyi işe götüreceğim. Ah, bugün patatesleri çapa ile çukurlamayı unutmamalıyım, yoksa büyür, bir daha elime alamam.
Serap kalktı ve ev işlerine koyuldu; aklından şu sesler geçiyordu:
Bugün çamaşır yıkamalı, bahçedeki çiçekleri sulamalı, çatıdaki süpürgeyi almalı; uzun zamandır temizlik yapmadım, hayatım ne kadar sıkıcı, sadece iş iş Gün başladı.
Ege, kalk, zaman geldi, diye hafifçe omzuna dokundu, ama Ege hâlâ uykudaydı.
Evet, diye mırıldandı, sırt üstü döndü.
Evlatlar, uyanın, kahvaltı yapın, okula gidin. Mert, gözlerini aç, uyanmak lazım. Kim senin okula götürmeyi üstlenecek? Ben değilim. Şişe dolu yatak, erken yatmak lazım, diye annesi hafif bir kızgınlıkla bağırdı. Küçük Can birden ayağa fırladı, hafif bir çocuğu gibi; Mert uzandı.
Sonunda hepsini işlerine yönlendirdi, çamaşır yıkamaya başladı ve yıkanmış çamaşırları avluya astı. Bugün bir tuhaf melankoli içinde olduğunu fark etti, nedenini bilmezdi; ama son zamanlarda yaşamından memnun olmadığını hissediyordu.
Çiçekleri sulamaya başladı, o sırada Nazan, komşu ve enerjik bir kadın, avluya girdi. Sürekli evindeki hayvanları koşturur, bağırır, ışık yakmadan geceyi geçirir, bir de Serapın avlusundan duyulan sesler hâlâ kulak çınlatırdı.
Naz, dün akşam yine neden tartıştınız? diye sordu Serap.
Neyse benim Fikri geldi, adeta sürüklendi eve. Bütün akşam bekledim, evdeki dolabı kaydırması gerekiyordu, ama o çok ağır Sabah ona hatırlattım, o yine gözüm ona bakmazdı, tekrar İsmaile gitti; orada yine rakı, muhabbet Senin eşin Ege hiç içmez, ben onu hiç sarhoş görmedim, dedi Nazan, Serapa bir parça kıskançlıkla.
Naz, Serapın sessiz hayatını kıskanıyordu; çığlık ve gürültü yoktu, onun avlusunda değil de kendi evinde. Ama komşunun yüzündeki hüzün gördükçe, şöyle sordu:
Serap, neden bu kadar kederli, gülmüyorsun? Bir şey mi oldu?
Serap bir bankta oturup uzun bir nefes aldı.
Bilmiyorum Naz, bir şeyler üzerime çöküyor. Sanki ilginç bir hayat bana geçip gidiyor, tüm güzel anlar bir kenarda kalıyor, başkaları benimkinden daha mutlu, daha renkli yaşıyor. Biraz farklı bir şey istiyorum; belki film gibi olmayacak ama başka birinin hayatı gibi
Naz şaşkın bir sesle yanıtladı:
Serap, sen çok şikayet ediyorsun. Her şey senin için yumuşak, sakin Ne daha istiyorsun ki?
Serap, komşusunun evindeki Merveyi düşündü, eşi Veli yakışıklı, herkes onu tanır; halka açık yerlerde Merveyi öpüp kucaklar. Merve büyük bir muhasebeci, güzel giyinir, hayatı bir masal gibi, diye fısıldadı. Veli araba ile şehirden kırmızı güller getirir, doğum günlerinde çiçekler gönderir. Mervenin sıkıcı bir hayatı yok, diye ekledi.
Naz aniden araya girdi:
Tam da kıskanacak bir şey buldun! Evde oturuyorsun, çalışmıyorsun, bu yüzden görmüyorsun. Veli ise tam bir çapkın, birden fazla kadınla ilgilenir. Merve de onun bu işini biliyor, yeni kıyafetler alıyor, kocasına gösteriş yapıyor. O da bir mart kedisi gibi; dışarıda sevgi gösterir, evde bir el uzatır. Velinin şehre sık sık gidişi, orada bir sürü kadın var, genç kızlar bile.
Allahım, Naz, bunu nereden biliyorsun? Belki işiyle gider oraya, diye Serap şaşkınlıkla sordu.
Evet, işiyle ama ne zaman? Akşam geç saatlerde gitti, sabah erken döndü. Kız kardeşim, Nazımın komşusu, Merveyle arkadaş, her şeyi görür. Merve morluklarını fondövenle kapatır, sürekli Velinin onu bırakıp vuracağını düşünür, dedi Naz, bir nebze heyecanla.
Serap bir an sessiz kaldı, sonra devam etti:
Tamam, eğer öyleyse Merveye kıskanmak doğru değil. Şimdi Tameri alalım. Onun kocası Ahmet onu hiç sevmiyor gibi görünmüyor; o, Tamerin ve oğullarının ruhunu harcıyor. Ahmet ona çalışmasına izin bile vermiyor, ev işlerini tek başına yapıyor, ara sıra Tameri tatil köyüne götürüyor. Tamer mutlu Ben ise sıkıcı bir hayat yaşıyorum.
Naz tekrar müdahale etti:
Serap, sen de yanılıyorsun. Ahmet içki içmez, rahat bir adam. Ama onların büyük oğlu Veli hastalanmış, ikinci oğlu Onur ise iyi bir çocuk, okula gidiyor, başarılı bir genç.
Serap, Biliyorum, hastalık ne olduğunu bilmiyorum ama köyün sonunda alt sokakta yaşıyorlar. Ahmeti tanıyorum, eşim Ege onun hakkında güzel konuşur. Tameri de okulda birlikte okuduk, evlendiği zaman Ahmetle aşkı vardı, diye yanıtladı.
Naz, Onun büyük oğlu Veli çok zayıf, sınıf arkadaşları sekizinci sınıfa gidiyor, o hâlâ yedi yaşındaki bir çocuk gibi. Hastalığını bilmiyorum ama sanatoryuma gönderiliyor, ücretsiz tedavi alıyor. Tatil köyüne gidiyorlar, vay canına, böyle bir tatil olmamalı, dedi.
Serap, Evet, gerçekten, bu nasıl bir tatil? diye düşündü.
Naz, Ne söyleyeyim, ben çiftlikte çalışıyorum, burada dedikodular, haberler akşamdan sabaha kadar sürer. Koyun çok, dedikodu da çok. Okçan çiftlikte çalışan, Ahmetin kız kardeşi, her şeyi bilir, dili uzun, diye ekledi.
Serap, Haklısın, kıskanmamalıyız. Her kulübede kendi çanları çalar, benim de detayları bilmiyorum, diyerek konuyu kapattı.
Naz, Bilmemenin sebebi hep evde oturman; mağazaya gidip geri dönüyorsun, köydeki kadınların arasında dolaşmazsın. Çeşme suyu da Ege getirdi, kuyuyu kazdı, iyi bir koca, seni çaktırmaz, dedi.
Serap, Belki de yağma gibi bir şeyden sıkıldım, başka bir hayat görmedim, herkes şen şakrak yaşıyor sanıyorum, diye düşündü.
Naz, Tamam, anladım; Merve ve Tamerin hayatı bal gibi değil, ama Kader sevgi ve şefkat içinde yaşıyor. Güzel Kader, ne diyelim, bütün erkekler onun yanından geçerken başlarını çeviriyor, hayallerini süslüyorlar Köyden köye motosikletle gelen çocuklar ona hediyeler getiriyor. Pazar günü mağazadan çıkarken Kader çiçek ve büyük bir çikolata kutusu tutmuş, gülümseyerek İlya dedi, komşu köyden bir genç ona hediye etmiş, dedi Naz.
Serap gülümsedi: Evet, Kader güzel, herkes onun hakkında konuşur, dedi Naz. Duyuyorum, hatta bizim muhtar da gizlice ona uğrar, eşinin gözünden kaçırırsa Kaderin saçları dökülür, kızgın bir eş var, diye alay etti Naz.
Serap, Kader gerçekten neşeli yaşıyor, diye yanıtladı.
Naz, Evet, ama yaşı kaç? Otuz beş Birçok genç adam motosikletle, araba ile onun peşine düşer, hediyeler verir. Zaman geçiyor, evlenmez, gençliği tükenir, hâlâ yalnızdır, diye devam etti.
Serap düşündü: Kader de bu yalnızlıktan sıkılıyor, yastığa ağlıyor, kimse görmez, dedi.
Naz: Doğru, bu kadınlar gerçekten mutlu değiller, ben de onlara biraz kıskanıyorum. Sanki sis gözlerimi kapatıyor, diye ekledi.
Uzun bir sohbetin ardından Naz aceleyle evine koştu, Serap çapa alıp patatesleri çukurladı. Çocuklar okuldandır döndü, onlara yemek verdi, arka bahçeden inen inek Zeytini sağdı. Ege işten geldi, akşam yemeğini yedi. Gün yine sessiz ve sakin geçti.
O gece Serap bir türlü uyuyamadı; sonunda yorgunluktan uykuya daldı ve rüyasında vefat eden anneannesini, Evdokiayı gördü. Evdokia bir ışık huzmesinden belirip şöyle dedi:
Serap, Tanrıya kızma, kaderine şikayet etme. Zorluklar bize gücümüz ölçüsünde gönderilir, hayatında çok az şey gördün. Kendi hayatını böyle yaşa
Anneannenin silueti sis içinde kayboldu, Serap uyanınca kendini suçlu hissetti; hayatından şikayet etti, komşusuna dert yanıyordu, kendine acıyor, başkalarının mutluluğunu kıskanıyordu.
Sabah olmuştu. Yatakta uzanmış, eşinin hafif horlaması ve saat tıkırtısı duyuluyordu. Şalını omuzlarına atıp verandaya çıktı. Sis dağılmış, çimenlerde çiy parıldıyordu, gün güzel bir hava vaat ediyordu.
Ne güzel bir hayat, diye sevinçle düşündü. Her şey yolunda Ben sis içinde yaşadım, başkalarına göz kırparak, onların hayatını hayal ettim. Aslında ben de mutluluğu sahibim; sevgili eşim Ege, beni hiç kırmadı, oğullarım Mert ve Can iyi çocuklar, okulda başarılı ve sorunsuz. Küçük dertler artık önemsiz. Sis dağıldı, gün aydınlandı.
Eve geri döndü, şalını çıkardı, odada çocukların yanına gidip Cana battaniyesini düzenledi. Gözleri açıldı, her şey yerine oturdu; hayat devam ediyordu.




