Serkan bir uyarı veriyor: Ya annem bu cumaya kadar bizim evimize taşınacak, ya da boşanıyoruz, Elif. Bu, onun artık yalnız kalmasını istemediği bir yakınını yalnız bırakma kararı.
Serkan, yüksek bir sesle fincanı tabağa çarparak çayı masaya döküyor. Kahve lekesi masa örtüsünde kahverengi bir kir izi bırakıyor, ama Serkan buna bakmıyor. Gözleri karısına sapmış, bakışında evliliğinin on beş. yılını süren sessiz bir kararlılık var.
Elif, mutfak havlusunu tutup duruyor. Buzdolabı uğultusu ve kapı üzerindeki saat tıkırdamaları dışında sessizlik hâkim. Taşıma mı? Boşanma mı? diye düşündü. Sabahları hâlâ oturma odası duvar kağıdı seçerlerken, şimdi Serkan bu şartları koyuyor.
Serkan, ciddisin? Elif, fırın tutamağındaki havluyu dikkatle asarken fısıldıyor. Annen iki durak ötede, her hafta sonu görüşürüz. Sorun ne? Yalnızlık mı? Üç komşusu, emekli derneğinde şarkı söyleyen bir kadın ve yürüyüş kulübü var.
Tek başına zorlanıyor! sesini yükselten Serkan, masadan kalkıyor. Kan basıncı yükseliyor, gece krizi olur mu? Su getirecek kim? Ambulans geç gelir, gecikirse zor olur. Onun yalnız kalmasını düşünmek beni uykusuz bırakıyor.
Elif yorgun bir şekilde Serkanın karşısındaki sandalyeye oturuyor. Bu tartışma daha önce de vardı, ama o zamanlar sadece ima ve hafif bir uyarıydı. Şimdi bir ultimatom gibi duyuluyor.
Mantıklı düşünelim. İki odalı bir dairemiz var. Bir odası bizim yatak odamız, diğeri ise ofis, burada bazen çalışıyorum ve oğlum Arda üniversiteden geldiğinde kalıyor. Anneni nereye koyacağız?
Ofise, tabii ki Serkan kayıtsız bir tavırla söylüyor. Arda artık büyüdü, yurt dışında yaşıyor, kendi evinde kalabilir. Bilgisayarını yatak odasına ya da mutfağa taşıyabilirsin. O bir dizüstü, fabrikadan bir makine değil.
Elif nefesi tutuklanıyor. Ofis onun çalışma alanı, sessiz bir sığınak; muhasebeci olarak evden çalışıyor, belgeler, yazıcı ve dosyalar orada. Oğlunun sık sık ziyareti de bu ortamı bilerek planlıyor.
Yani, oğlumu dışlamak, ofisimden vazgeçmek ve annene 12 metrelik bir odada kalmasını sağlamak mı? Elif, sesini sabit tutmaya çalışarak soruyor.
Karakter, karakter! Serkan patlıyor. O eski nesilden, disiplinli, temizlik düşkünü bir kadın. Benim annem! Beni büyütürken geceyi bile uyumazdı. Ona bakmak bir borç. Sen ise sadece konforunu düşünüyorsun.
Serkan mutfaktan çıkıp kapıyı sertçe çalıyor. Elif, soğuk bir akşam yemeği tabağını izleyerek oturuyor. Serkanın en sevdiği köfte ve püre hâlâ dokunulmamış, iştahı tükenmiş.
Nermin, annesi, altmış sekiz yaşında ama kırk yaşındakilerden daha enerjik. Eski bir okul müdür yardımcısının disiplini ve kendine güveni var. Yalnız kalmak onun için kimsenin sürekli ona takılmaması demek.
Elif, masayı toplarken Ya annem, ya boşanma diye düşündürücü bir cümle aklında dönüyor. Nermin’in sadece yaşa bağlı bir hipertansiyonu var, ilaçla kontrol altında.
Gece sessiz bir ağırlıkla geçiyor. Serkan duvarın karşısına dönüp battaniyeyi kulaklarına kadar çekiyor. Elif başını tavana çevirip, bir zamanlar ortak alın bir dairenin nasıl alındığını hatırlıyor. Kredi, ebeveynleri, ama büyük kısmını Elif ödemişti. Serkan bir otomobil galerisi yöneticisi, istikrarlı ama sınırlı bir kariyer; şimdi metreleri tek başına yönetiyor gibi davranıyor.
Sabah işe hazırlanırken Serkan koridorun içinde bağcıklarını bağlayarak bağırıyor:
Akşama kadar karar ver. Annem eşyalarını toplamaya başladı. Sen istemezsen ben de eşyalarımı toplar ve yanına taşınırım.
Kapı çarpıyor. Elif, puf üzerine oturmuş, kararın arkasında olduğuna inanmıyor. Annemi eşyalarını topluyor bir komplo gibi.
Gün boyunca Elif raporlarla uğraşamıyor, rakamlar bulanıyor. Arkadaşı İremi arıyor.
İrem, aklımı kaçırdın mı? diye bağırıyor İrem. İki odalı bir daireye kayınvalida mı? Bu bir felaket! Bir hafta içinde gidecek misin? O senin çok zor bir şey.
O bir ultimatom, Elif diyor İrem. Boşanmak mı? Kira gelirini satıp, 35.000 alabilirsin. Onunla yaşamak ise bir yavaş ölümdür. O, bir odada oturur, sonra mutfakta, sonra yatak odasında önerilerde bulunur.
Elif, İremin doğru olduğunu anlıyor ama aileyi yırtmak korkusu hâlâ var. On beş yıl bir ömür, ortak anılar, alışkanlıklar. Serkan gerçekten çıkacak mı?
Akşam Serkan çiçek buketiyle geliyor; kriz anında çiçek vermek onun kazandığını pekiştirmek yöntemi.
Elif, ne düşündün? diyerek mutfakta salata kesiyor. Annenin yanında olmak herkes için daha iyi. O ev işleri yapacak, sen bilgisayar başında daha rahat çalışacaksın.
Serkan Elif bıçağı bırakıyor. Annene üç odalı evde ne yapacağını sordun mu? Eğer kalıcıysa.
Serkan bir an duraklıyor, gözlerini kaçırıyor.
Boş daireyi boş bırakmak istemiyorum. Kiraya verirsek ekstra para gelir, bütçeye katkı sağlar, annem de ilaç ve sağlık harcamalarını karşılar.
Elif içinden iş planı diye geçiyor. Tamam diyor, bir an için şaşkın.
Serkanın gözleri parlıyor.
Anlaştık mı? Akıllı kadınım, sen altın gibisin!
Ben deneyeceğim, ama şartlar var. İki haftalık deneme süresi. Bu süre içinde hayatım cehenneme dönüşürse geri dönüyoruz. Ofisim benim kalacak, annem oturma odasında açılır-kapanır bir kanepede uyuyacak. Şimdilik böyle. Sonra bakarız.
Serkan soruyor: Hangi oturma odası? Orası geçiş odası! Anneme huzur lazım!
Bizde oturma odası yok, ofis aynı zamanda misafir odası. Orada bir kanepe var, başka seçenek yok. Arda bir ay içinde sınav için gelecek, ona da bir yer lazım.
Tamam, tamam Serkan ellerini sallıyor. Önemli olan, taşınmaya itiraz etmemen. Annemi bu sabah mutlu edeceğim, cumaya sabah alacağız.
Cumaya Elifin hayatı önce ve sonra olarak ikiye bölünür.
Nermin iki bavul yerine bir Gazelle kamyonetle geliyor; kutular, çuval, fikus çiçekleri, büyük bir sallanan koltuk, ofisin yarısını kaplayan bir mobilya.
İşte, çocuklar, artık birlikte yaşayacağız! diyor Nermin, elindeki ikonla giriş holüne girerken. Elif, niye bu kadar çekingen? Al, kavurmuş turşular, kırmızı biber, ama kırılmasın, benim tarifimle.
Elif düşük kalite turşuyu yiyerek paketleri ayırıyor.
İlk çatışma iki saat sonra başlar. Elif ofiste çalışırken kapı çalınmadan açılır.
Elif, büyük tencere nerede? Nermin odanın köşesinden bakıyor. Monitörün üzerindeki toz ne? Kirli havada nefes alıyorsun?
Nermin Hanım, çalışıyorum Elif, geri dönmeden cevap veriyor. Tencere alt çekmecede. Lütfen içeri girerken çalın.
Çal! Nermin homurdanıyor, kapıyı kapatmadan. Serkan aç, ben yemek hazırlıyorum.
Elif derin bir nefes alıp, kaydet butonuna basıyor ve mutfağa gidiyor. Ortada bir kaos; Nermin baharat kavanozlarını yerleştirip, kahve makinesini kaldırmış, ocakta bir şey yakıyor.
Nermin Hanım, kahve makinesini neden kaldırdınız? Sabahları kahve içiyoruz.
Zararlı! Ben çikorya getirdim, sağlıklı ve lezzetli. Makineyi balkona koydum.
Akşam Serkan, annesinin yağlı köftelerini yutarak mutlulukla konuşur:
Lezzetli! Elif sadece buharda ve fırında, sağlıklı yemek yapar.
Oğlum, senin gibi gençler sadece kariyer peşinde Nermin ekliyor. Banyo havlularınız sert, benim pamuklu havlularım var.
Serkan aniden müdahale eder:
Anneme itiraz etme, o tecrübeli bir ev hanımı.
Bu ifade bir haftanın sloganı olur.
Nermin her yerde. TV sesini açar, Elif raporuna odaklanmaya çalışırken. Banyoya girer, duş alırken sadece bir havlu alacağım bahanesiyle. Elifin kıyafetini, saç stilini, konuşma tarzını eleştirir.
Serkan ise çocukça davranmaya başlar; bulaşıkları yıkamaz, çöpü dışarı atmaz, akşamları annesine iş yerindeki sorunları anlatır, annesi ona börek verir. Elif bu çiftin içinde sadece bir rahatsızlık gibi görülür.
Çarşamba Elif marketten döner, masaüstü pencereye taşınmış, yerine sallanan koltuk ve televizyon konmuş.
Daha aydınlık! Nermin haykırır. TV daha rahat izlenir.
Nermin Hanım, bu ofisim Elif öfkeyle bağırır. Kim size mobilya taşımayı izni verdi?
Serkan izin verdi! Nermin gururla söyler. O evin sahibi. Annem istedi, yapabilirsiniz.
Elif, Serkanın yatak odasına girer:
Ne yapıyorsun? bağırır. Neden masamı yerleştirdin? Güneş doğrudan monitöre çarptı!
Elif, sakin ol. Serkan omuz silker. Annem evde, rahat istiyor. Perdeleri kapat.
Seninle evlilik? Elif sinirle. Sana bir şey söyleyeceğim: Ya annene ne olursa olsun ben çıkıyorum.
Cuma günü Elif bir izin alıp vergi dairesine gitmek istiyor, ama önce eve dönüyor. Kapıyı anahtarla sessizce açıyor. Mutfaktan konuşmalar yükseliyor; Nermin telefonla Veli Ablamı arıyor, yüksek sesle.
Velim, ne güzel! Nermin çay yudumlarken konuşur. Ben üç odalı evimi kiraya verdim, 35.000 alıyoruz! Artık zengin bir damat!
O parayla gençlere mi yardım edeceksin? Veli sorar.
Onları harcamak istemiyorum. Para benim, diş hekimine, Kızılcahamamda bir lunaparka. Artık ben kendim için yaşıyorum! Nermin bağırır.
Elif, elleri kilitli kapıyı tutarken, bir soğuk hesaplaşma fark eder: yalnızlık yok, sadece bir kazanç planı. Nerminin planı evini kiraya vermek, emekli maaşını artırmak, torununa bir şeyler bırakmak.
Elif yavaşça ayaklarını çevirir, kavgaya girmeyi bırakır. Çekmeceden Serkanın büyük valizini alır, yatağa koyar. Nermin içeri girer:
Ah, ne erken geldi? Yemek hazır değil, ben
Nermin valize bakar.
Eşyalarını topluyorum Elif soğukkanlılıkla cevaplar, Serkanın çoraplarını valize doldurur.
Nereye gidiyor? Nermin şaşkın.
Senin üç odalı daireye, seninle birlikte. Bugün.
Orada kiracılar var! Nermin bağırır.
Kiracılar? Elif gözlerini dikti. 35.000 kira alıp diş ve Kızılcahamam tatili mi?
Nermin kızarır.
Dinlemeyi mi unuttun? Elif söyler.
Kapı çalınır, Serkan içeri dalar:
Kızlar, ben buradayım! Neyi kokluyorsunuz? diye bağırır.
Ne oluyor? Elif sorar, valiz açık. Nereye gideceksin?
Ben, annem, sen
Şaka yapıyorsun! Serkan gülümseyerek cevap verir.
Annem sadece sizinle yaşamak istiyor, dairenizi kiraya verdi, para kazanmak istiyor. Beni acı çocuk gibi gösterdi. Elif bağırır.
Serkan annesine bakar; Nermin atağa geçer:
Ben anneyim, haklıyım! Kiraladım, para alıyorum! Emekli maaşı yetmez, siz gençler kazanacaksınız! Şimdi beni evden çıkartın!
Annem Serkan sessiz kalır, gözleri şaşkın.
Neden annemi dinlemiyorsun? Elif bağırır. Ya annem, ya boşanma diyin. Boşanıyorum. Onunla birlikte yaşamak istemiyorum. Çalışma odamı, kahvem, rahatlığımı istiyorum. Sizin ikiniz de beni yorgun düşürdünüz.
Elif, lütfen Serkan çaresiz. Seni seviyorum!
Sen rahatını, annene hizmetini seviyorsun, beni duymadın. Gidin.
Elif valizi kapatıp koridorun kilidini iki kez çevirir.
Annemin eşyalarını toplaması için bir saat veriyorum. Gazelle arıyorsunuz, yoksa kendiniz mi taşıyacaksınız?
Bırakın! Nermin çığlık atar. 45 yaşında kimseye ihtiyaç kalmaz!
Arda artık büyüdü, ben hâlâ genç kalıyorum Elif sakin. Tek başıma bile olsa, bu mutluluktan daha iyiyim.
Toplanma uzun, gürültülü. Nermin çamaşırları, tencere, dolapları geri istiyor, para iadesi talep ediyor. Serkan utangaç, kırmızı bir yüzle kutuları asansöre taşıyor, Elifin donuk bakışıyla konuşamıyor.
Kapı kapanınca Elif kilitleri iki kez takar, çelik soğukluğuna başını dayar.
Sessizlik. Tanrısal bir sessizlik.
Elif mutfağa gider, balkondaki kahve makinesini çıkarır, nazikçe temizler, yerine koyar, çalıştırır. Taze kahve kokusu daireyi doldurur, yanmış yağ ve eski kokuların yerini alır.
Ofise yürür, ağır bir sandalye köşeye itilir, masa yerine konur, dizüstü bilgisayar açılır.
Telefon çalar: Serkandan mesaj:
Elif, tante Velideyiz. Annem öfkelendi. Özür dileriz. Soğudukça konuşalım mı? Seni kaybetmek istemiyorum.
Elif bir saniye düşünür, Engelle basar.
Bir fincan kahve alıp pencereye oturur. Dışarıda yağmur başlar, içi ise güneşli. Boşanma, mal paylaşımı (araç, garaj, kiraya verilecek daire) var ama ElifElif, pencerenin önünde oturup yeni bir hayata adım atarken, dışarıdaki yağmurun ritmi ona özgürlüğün melodisini fısıldadı.




