Çantayı Aç, Hemen! Kameralardan Her Şey Görünüyor, Kaçış Yok! Hepsini Dışarı Çıkar!

Kanka, bir şey anlatayım, dinle; hemen çantanı aç, kameralar açık, kaçamazsın! Hepsini çıkart!

Sözler havada keskin bir kesik gibi çaktı. Ayakkabı fabrikasının büyük salonunda makineler bir anda sessizleşti. Patron kadını, Hanımefendi Ayşe, kollarını kavuşturmuş, soğuk bakışı Meral’ın üzerine dikilmişti. Meral ince, gözleri büyük ve yorgun bir kadın, etrafı deri, tutkal ve kış kokusuyla doluydu.

Meral çantasını göğsüne bir bebek gibi sarıp, başını salladı.
Lütfen
Kameralar net, dedi Ayşe sesini yükseltmeden. Hepsini çıkar.

Meral’in parmakları titredi, fermuarı açtı. Bir kâğıttan sarmalanmış sandviç, kalın bir çorap çifti, yemek çeki defteri ve sonunda küçük bir bot çifti çıktı: kahverengi deri, içinde yumuşak tüy, yan tarafında iki gümüş yıldız; kışın en güzel parçası.

Kimin için? diye sordu patron daha usulca.
Meral boğazını yutkunarak cevap verdi:
Kızım Gülçin için. Ayakkabıları delik, ayakları buz gibi oluyor.
Neden avans istemedin?
Güvence gösterecek kimse kalmadı. Arayacak kim de yok, tek başıma; babası gitti.

Birisi öksürdü, bir işçi öne çıktı fakat bir an durdu. Ayşe botları eline alıp dikişlerine dokundu, fermuarını çekti. Ürün mükemmeldi, bizim işimizdi. Sonra fark etti: tabanına Meral, kalemle 36 yazmış, Gülçinin numarası.

Seni hırsızlık için kovuyorum, biliyorsun değil mi? dedi.
Meral başını salladı, gözyaşı yoktu; utanma sessiz bir çığlık.

Lütfen, bir gün daha bırak. Yarın Noel Baba gecesi.
Pazarlık olmaz, dedi Ayşe sertçe. Eve git. Ben seni ararım.

Meral kapıdan dışarı çıkarken sanki bir rüzgar onu itiyormuş gibi hissetti, fabrika yeniden çalışmaya başladı.

Akşam Ayşe ofisinde kayıtları tekrar izledi. Meralin o botları bir dakikayı nasıl süzdüğünü, ışığa doğru kaldırıp tüyü görebilmek için nasıl bir anda yumuşaklığı dokunabildiğini, bir saniyede tabana hafif bir dokunuşla nasıl bastığını, çantaya titreyerek nasıl sardığını izledi. Masada, unutulmuş çayın yanında bir not defteri duruyordu: Yılbaşı ikramiyeleri, hediye çekleri, primler. Hepsi rakam, hiç bir şey çocukların soğuk ayakkabıları hakkında değil.

Telefonunu alıp çalışan dosyasında Meralin adresini buldu, bir kağıda not etti. Çözüm bulmaya karar verdi, depoya gitti, aynı numarada yeni bir bot çifti seçti, paketleme kızlarından kırmızı bir kurdele takmalarını istedi ve dışarı çıktı.

Kar taneleri hafifçe yağıyordu. Meralin eski mahallesindeki blokta karanlık, soğuk bir merdiven vardı. Ayşe üçüncü kata kadar çıkıp kutuyu taşıyarak çaldı. Kapıyı açan iki tutam kıvrık saçlı, sevimli bir kızcık oldu; Gülçin. Üzerinde ince bir pijama ve uyumsuz çoraplar vardı.

Anne yok, dükkanın önünde ekmek alıyor.
O zaman bir dakika içinde içeri girebilir miyim? dedi Ayşe gülümseyerek.

Hol sıcak bir ocaktan gelen ısıyla doluydu ama odada yoksulluk ve endişe kokusu hâlâ belirgindi. Masada eski bir çorap, içinde portakal resimleriyle karalanmış bir not vardı: Noel Baba için.

Adın ne?
Gülçin. Siz?
Ben annenin iş yerinden bir arkadaşım.

Ayşe kutuyu masaya koydu.
Gülçin, bu akşam kimin geleceğini biliyor musun?
Noel Baba. Ama geçen yıl adresi karıştırmış, pencereye bakınca bir şey bulamamış. Belki komşuya gider; onun penceresi daha büyük.
Noel Baba yanılmaz, dedi Ayşe boğazından bir sesle. Bazen insanlar arasında kaybolur, ama cesur bir kalp bulduğunda bir daha unutmaz.

Kutuyu açtı, botlar odanın içinde bir ısı lambası gibi parladı. Gülçin ağzını kapattı.
Bana mı?
Sana. Ayakların ısınsın, başın dik kalsın.

Kız tüyleri okşadı ve hiç tereddüt etmeden sarıldı. O, çocukların iyiliği fark ettiğinde verdiği kucaklama.

Kapı bir kez daha açıldı: Meral, yanakları soğuktan kızarmış bir şekilde içeri girdi. Patronu gördüğünde bir an durdu.
Hanımefendi çok özür dilerim. Yarın yeni botlar getireceğim
Artık bir şey getirme, dedi Ayşe sakin bir sesle. Bunlar Gülçin’e.
Gidiyorum, biliyorum
Gidemezsin. Yarın ofise gel, bir plan yapalım. İleri bir avans, kısa bir mesai, kızını kreşe götürebilmen için bir saat. Ve bir İyi Taban kutusu hazırlayalım fabrikada, kışın zor günlerinde herkesin ayaklarını ısıtacak.

Meral başını salladı, kelimeler ayaklarını nasıl taşıyacağını bilemedi. Teşekkür etmek istedi ama gözleri doldu.
Neden?
Çünkü bir ayakkabı fabrikasının sahibi olmak istemiyorum; insanları ayakta tutmak istiyorum, sadece bot üretmek değil. Bugün bu dersimi Gülçin’den aldım.

Gülçin yeni botların tüylerine parmaklarını sürtüyordu. Merdivenlerden bir komşu kapıyı çaldı, rüzgar topukların arasından sızdı, kar yağışı hızlandı. Mutfakta ev yapımı bir çorbanın kokusu yayıldı. Ayşe geceye hafif bir kalple çıktı.

Ertesi gün fabrikada büyük bir kutu bulundu, üzerine el yazısıyla İyi Taban Kışımız İçin yazıyordu. İçinde kalın çoraplar, eldivenler, bağış yemek çekleri ve botlar vardı. Kızlar birbirlerine bakıp gülümsediler.

Deriden ve tutkaldan dolu bu salon içinde bir şey değişmişti; yeni bir iç döşeme gibi. İlk kez uzun bir süreden sonra kış sadece bir mevsim gibi geldi, bir mahkumiyet değil.

Bazen hırsızlık ile yardım çığlığı arasında sadece bir çocuğun tabanı vardır. Önce dinlersen, sadece bir işi değil, bir insanın yürüyüşünü de kurtarırsın.

Eğer bu hikayeyi beğendiysen, bir kalp bırak, yeni duygusal hikayeler için geri dönmeyi unutma.

Rate article
Lifequest
Çantayı Aç, Hemen! Kameralardan Her Şey Görünüyor, Kaçış Yok! Hepsini Dışarı Çıkar!